Spor kültürü, ülkelerin gelişmişlik düzeyleri ile doğrudan ilişkilidir. Sporun hayatın içindeki anlamını doğru değerlendiren, sporu bir amaç olarak değil toplumun bedensel ve ruhsal gelişimi için bir araç olarak gören, sportif rekabeti ayrışma için değil birlik olmak için kullanan toplumlar bu kültürü tüm topluma yayarak her alanda gelişme sağlayabiliyorlar.

Fakat ülkemizdeki sportif kültürün maalesef çağdaş bir ülkede olması gereken bir seviyede olmadığını ve her geçen gün daha da yozlaşmaya yüz tuttuğunu ifade etmek yanlış olmayacak. Bu tespiti ortaya koyan pek çok örnekle hemen her gün karşılaşıyoruz. Sahalardaki sportif rekabet toplumda ayrışmaya neden oluyor, saldırganlıklar artıyor, hakemler dövülüyor, takımlar ve taraftarlar arasında kavgalar yaşanıyor, taraftarlar takımlarının rakip sahadaki maçlarını izleyemiyor.

Futbol fazlalığı ve kısır tartışmalar

Bu olumsuzluğu ortaya çıkaran pek çok sebep söz konusudur. Bunların önemlilerinden birisi de özellikle televizyon ekranlarından spor yorumcuları tarafından pompalanan futbol fazlalığı ve bununla bağlantılı kısır tartışmalardır.

Futbol otoritesi olarak nam salan yorumcular kaşlarını çatarak bilirkişi edasıyla yorumlar yapıyor, sahalarda olan en küçük ayrıntıyı saatlerce irdeleme ve tartışma başarısı gösterebiliyor, tartışmalı konularda milimetrik analizler yapıyor, penaltı ve ofsayt pozisyonlarını ameliyat masasına yatırıyor, önemsiz taç atışlarını dahi saatlerce tartışılabiliyor, basmakalıp ve kıt cümlelerle bilimsel analizler yaparak sahalardaki diziliş sistemlerini irdeliyor, aynı konuları ambalajlayarak tekrar tekrar seyirciye sunuyorlar.

Bunların yanı sıra teknik direktörler ve futbolcuları acımasızca eleştiriyor, onlara ne yapmaları gerektiğini söylüyor, kişilik ve karakter analizleri yapıyor, insanların kişilikleri ile alay ediyor, atıp tutmaları yetmiyormuş gibi kulüpleri yönetmeye soyunuyor, yönetimlere yön vermeye çalışıyor, onları istifaya davet ediyor, hemen gönderilmesi gereken futbolcu isimleri veriyorlar, programlarda kendi aralarında kavgalar yapıyorlar.

Bu şekilde hatırı sayılır reytigler elde ediyorlar. Fakat bu söylemler ve davranışlar toplumsal yaşamımıza ve sportif kültürümüze büyük zararlar veriyor. Bu programları izleyen taraftarların futbola ilgisi sömürülüyor, taraftarlar arasında ayrışma ve çatışmalar artıyor. Bunun yanı sıra kulüpleri istikrarsızlığa sürükleyerek sporumuza da zarar veriyor. Uzun yıllar başarılı bir spor yaşamı olabilecek genç sporcular toplumdan dışlanıyor.

Futbol gibi hayatın eğlence tarafından olması gereken ve anlaşılması çok basit olan bir alanı dejenere eden, uzun yıllardır süren ve her geçen gün daha da olumsuz bir seviyeye ulaşan bu programlar ve yayınlar maalesef reyting ve tiraj dürtüsü temelinde bir türlü önlenemiyor. Yapılan eleştiriler tüketici talebi gerekçesiyle geçiştiriliyor ve tüketiciye fatura ediliyor.

Fanatizm ve Komplo Teorileri

Bunların yanı sıra ülkemiz spor medyasında, özellikle bir kulübü takip eden medya mensuplarının körüklediği fanatik yaklaşımlar yoğun bir şekilde görülüyor. Fanatik taraftarlardan beklenemeyecek aşırılıktaki görüşler gazete ve televizyonlarda yer bulabiliyor. Bunun yanı sıra bu kişiler tarafından üretilen komplo teorileri insanın hayallerini zorlayabiliyor.

En basit bir hakem hatasının arkasında derin nedenler aranıyor, hata yapılan takıma karşı komplo kurulduğu desteksizce ve bir kanıt ortaya konulmasına ihtiyaç duyulmadan rahatça dile getirilebiliyor, hemen her olay komplo teorisi ile açıklanmaya çalışılıyor.

Futbol fedarasyonu ve merkez hakem kurulunun rakip takımlar tarafından yönetildiği, hakemlerin ayarlandığı, lig şampiyonunun önceden belirlendiği, penaltıların hep bir takım lehine verildiği benzeri iddialar ile her gün defalarca karşılaşılıyor. Hemen her sezon bunlar abartılı bir şekilde yaşanıyor ve benzer şekilde tekrar ediyor. Sezon sonunda genellikle bu iddiaların tersi sonuçlar çıkmasına rağmen kimse söylenenleri sorgulamıyor.

Bu fanatizm ve komplo teorileri okuyan ve izleyenlerde doğal olarak etkilerde bulunuyor. Sürekli haklarının yendiğine inandırılan taraftarlar camialarındaki gerçek başarısızlık etkenlerini görmüyor. Bu da camialarda kalıcı başarısızlıklara ve istikrarsızlıklara zemin hazırlıyor.

Skor ve Performans Odaklı Değerlendirmeler

Spor kültürümüzdeki yozlaşmaya neden olan etkenlerden birisi de değerlendirmelerin genellikle skor ve performans odaklı yapılmasıdır. Spor medyası özellikle skorlara ve tabeladaki sonuçlara endeksli değerlendirmeler yapıyor, çok kötü bir oyuna rağmen son dakikada atılan ve galip getiren bir gol her şeyi güllük gülistanlık yapabiliyor, övgüler sınırsızlaşabiliyor, tersine çok iyi bir oyuna rağmen son dakikada yenilen bir gol ise sınırsız eleştirilere neden olabiliyor.

Bunun yanı sıra, bütün konsantrasyon futbolcu ve teknik direktörlerin performanslarına yöneltiliyor, bir futbolcunun bir maçlık iyi veya kötü saha performansı dengesiz ve sağlıksız biçimde aşırı anlamlarla değerlendiriliyor, bir maçlık iyi oyunu ile olabildiğince yüceltilen bir futbolcu, sonraki maçtaki kötü oyunu ile yerin dibine sokulabiliyor, yapılan değerlendirmeler hata bulmaya, kötülemeye ve suçlamaya odaklanıyor.

Elde edilen skorlar ve kazanılan maçlar maddi ve manevi önemli kazanımlara yol açar. Yapılan eleştiriler, kişilerin hatalarını görmeleri ve tekrarlamamaları imkanı verir. Bunun için skor ve performans değerlendirmelerinin çok faydalı olduğu açıktır. Fakat bu konuda bir denge gözetilmesi, gerek skorlar, gerekse de bireysel performanslar ile ilgili yapılan değerlendirmelerin sağlıklı bir düzlemde yürütülmesi, abartılmaması, aşarı anlamlar yüklenmemesi de önemlidir. Bu konudaki dikkatsizlikler bir çok problemin de temelini oluşturmaktadır. Aşırı eleştiriler teknik direktör ve futbolcuları taraftarlar nezdinde güç durumda bırakmakta, özgüvenlerini etkileyerek istikrarsızlıklara neden olmaktadır.

Bu nedenlerle sporun ve özellikle de futbolun hayatın içindeki yerini doğru değerlendirmek, olaylara uzun vadeli, dengeli ve sakin bir bakış açısıyla yaklaşmak, kısır tartışmalardan, fanatizmden ve komplo teorilerinden uzaklaşmak sportif kültürümüzdeki yozlaşmanın sona erdirilebilmesi için büyük önem taşıyor. Bunun için de başta spor yorumcuları ve yazarları olmak üzere tüm taraftarlara sorumluluklar düşüyor. Sportif kültürümüzü geliştirmek diğer alanlardaki gelişmemizin de anahtarı olacaktır.

Gürdoğan Yurtsever

www.fenerbahcekitap.com

www.icdenetim.net

admin@fenerbahcekitap.com

 

Fenerbahçe Dergisi’nin 2016 Mayıs sayısında yayımlanmıştır.

Comments are closed.