Spor kulüplerimiz uzun süredir yüksek borçlarıyla gündemde. Maalesef kulüplerin borçlarının bir sarmal halinde her geçen gün arttığı ve daha da kötüsü artık bu durumun kanıksandığı görülüyor. Bir çok kulüp bu nedenle Avrupa kupalarına katılamama, transfer yasağı gibi çeşitli yaptırımlarla ve kısıtlamalarla karşı karşıya kaldı. Mali disiplini sağlamaya yönelik bazı çabalara rağmen bir çok kulübün halen risk altında olduğu belirtiliyor.

Ülkemiz maalesef Avrupa’nın en büyük 10 ligi içinde borçları toplam varlıklarından fazla olan tek ülke konumunda. Kulüplerimizin bütün varlıklarını satsalar dahi toplam borçlarının ancak %55’ini ödeyebilecek konumda olduğu belirtiliyor. Üstelik UEFA’nın finansal fair play düzenlemeleri nedeniyle Avrupa kulüplerinin borçları ve zararları büyük oranda düşerken ülkemiz kulüplerinde bunun tersi yaşanıyor, borçlar ve zararlar artıyor.

Durumun gerçekten de vahim bir noktaya ulaştığı ortada. Kulüplerin borçlarının sürdürülebilir seviyenin çok üzerine çıktığını ve geleceklerini tehdit eder bir hale geldiğini ifade etmek yanlış olmayacak. Spor kulüplerinin içinde bulunduğu bu borç sarmalının önüne geçilemezse yakın gelecekte bir çok kulüp faaliyetlerini sürdürememe ve kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir. Kulüplerimizin bir çoğu bütçelerinin neredeyse tamamını maaş ödemesi ve transfere harcıyor. Özellikle yayın gelirlerindeki büyük artışlara ve artan gelirlere rağmen borçların ve zararların bu kadar hızla artmasının üzerinde önemle durulması gerekiyor.

Borç sarmalının nedenleri

Kulüplerimizi bu noktaya sürükleyen bir çok nedenden bahsetmek mümkün. Kulüp yönetimindeki istikrarsızlıklar, yönetimlerin kısa dönemli görev yapması ve sık değişmesi, kulüp yönetim sistemindeki zayıflık ve yetersizlikler, gelir-gider dengesinin yeterince gözetilmemesi, kazanılan gelirlerin geri dönüşü olmayacak alanlara harcanması, kurumsal ve sportif altyapıya değer verilmemesi ve yatırım yapılmaması, altyapı yerine genellikle transfer yaparak günü kurtarma yaklaşımının tercih edilmesi, ölçüsüz ve çok yüksek maliyetli transferler yapılması, sporculara değer kazandıran bir sistemin oluşturulamaması nedeniyle yüksek bedelle transfer edilen sporcuların çok daha düşük bedellerle elden çıkarılmak zorunda kalınması, teknik ekiplerde ve sporcularda istikrarın sağlanamayarak her yıl bir çok gereksiz transfer yapılması gibi hususlar bu sonuca doğrudan veya dolaylı etkide bulunuyor.

Bunun yanı sıra ülkemizin sportif yönetim ve denetim sistemindeki eksiklik ve aksaklıkların da bu sonucun oluşmasına zemin oluşturduğunu ifade etmek yanlış olmayacak. Spor alanındaki yasal altyapının yetersiz ve dağınık olması, bu nedenle kulüplerdeki bu yanlışlıkları önleyecek yönetsel ve denetsel mekanizmaların yeterince oluşturulmaması, mevcut mekanizmaların da adil, doğru ve zamanında uygulanmaması, kulüplere ve kişilere göre değişen kararların alınabilmesi gibi hususları bu açıdan ifade etmek mümkün görünüyor.

Borçlar nasıl azaltılabilir?

Bu büyük sorunun çözülmesi için öncelikle çağın gerekliliklerine uygun, spor ve futboldaki endüstrileşme dinamiklerini yakalayabilecek bir yasal zeminin artık daha fazla zaman kaybetmeden hayata geçirilmesi gerekiyor. Bunu yaparken uluslararası alandaki başarılı uygulamaların ve standartların yanı sıra ülkemizde sporla ilgili tüm tarafların görüşlerinin alınması büyük önem taşıyor. Bunun yanı sıra ilgili kamu kurumları ve federasyonlar tarafından kuralların adaletli ve hakkaniyetli uygulanması da çok önemli. Yasal altyapının geliştirilmesi ve uygulanması sürecinde bunların da göz önünde bulundurulması, rekabeti teşvik edici, gelir-gider dengesini gözeten, daha adaletli, etkili ve hızlı uygulamalar geliştirilmesi gerekiyor.

Bunun yanı sıra kazanılan büyük gelirlerin daha verimli yönetilmesine yönelik kulüplerimizde yeterli ve etkili mekanizmalar oluşturulması veya mevcut mekanizmaların geliştirilmesi de büyük önem taşıyor. Kaynakların verimli kullanılması, giderlerin etkili yönetimi, borçların azaltılması ve zararların önlenmesi için kulüplerimizin kurumsallaşmaları, daha şeffaf hale gelmeleri, çağdaş yönetim esaslarına göre yönetilmeleri, riskleri yönetmelerine imkan sağlayacak kontrol ve denetim mekanizmalarına sahip olmaları gerekiyor.

Kulüplerin mevcut gelirlerini artıracak veya yeni gelirler ortaya çıkaracak projeler geliştirmeleri de çok önemli. Günümüzün gelişen teknolojik imkanları bu açıdan kulüplere büyük fırsatlar sunuyor. Kulüplerin borçlarını düşürebilecek ve gelirlerini büyük oranda artırabilecek en önemli konulardan birisi de transfer gelirleri elde edilmesidir. Bunun da iki yolu vardır. Ya düşük maliyetli ve genç yaşta transferler yaparak zaman içinde bu sporcu veya futbolculara değer kazandırıp daha yüksek bedellere satmak, ya da sportif altyapılarda genç sporcuları erken keşfedip, onları eğitip A takımlara yükseltmek ve bir süre sonra da yüksek bedeller ile başka takımlara satarak transfer gelirleri elde etmektir.

Bunun için kulüplerde sportif altyapıların oluşturulması, var olanların yeniden organize edilerek geliştirilmesi ve daha da önemlisi işler hale getirilmesi büyük önem taşıyor. Fakat, sportif altyapı uzun süreli bir bakış açısı gerektirdiği için ülkemizde uzun yıllardır maalesef bu alanda bir gelişme sağlanamıyor. Gelinen bu noktada artık kulüplerimizin bu konuya önem ve değer vermesi, yatırım yapması ve gelişim sağlaması en kritik konulardan birisi olarak karşımızda duruyor. Geçmişe göre kulüplerimiz daha iyi stat ve tesislere sahip. Bu konuda işler bir yapı kurulması beklenen ve özlenen başarıyı da beraberinde getirecektir.

Bütün bunlar yapılabildiği takdirde kulüplerimiz kaynaklarını daha verimli yönetebilecek, gelirlerini artırabilecek, yeni gelirlere sahip olabilecek, borçlarını azaltabilecek, zarar etmekten kurtulabilecek, böylece bugünkü kötü tablo tersine çevrilerek kulüplerimizin ve ligimizin değeri yükselebilecek, kulüplerimiz güçlenen kurumsal yapılarıyla geleceğe daha sağlam ve sağlıklı bir şekilde yürüyebilecektir.

Gürdoğan Yurtsever

www.fenerbahcekitap.com

www.icdenetim.net

admin@fenerbahcekitap.com

 

Fenerbahçe Dergisi 2017 Nisan sayısında yayımlanmıştır.

http://www.derinfutbol.com/wp-content/uploads/2011/09/football-money.png

2000’li yıllardan sonra Fenerbahçe’de görülen önemli gelişmelerden birisi de “dünya kulübü olma” hedefinin belirlenmesidir. Bu yıllardan itibaren başkan ve yöneticiler tarafından bu hedefin üzerinde önemle ve ısrarla durulduğu, her fırsatta dile getirildiği görülüyor.

Taraftarlara yönelik popülist bir söylem gibi görünse de “dünya kulübü olmak” hedefinin belirlenmesini, Fenerbahçe’nin günümüzde sağladığı büyüme ve gelişmenin en önemli “yapıtaşlarından birisi” olarak görmek yanlış olmayacak.

Dünya kulübü olmayı başarmış kulüplere bakıldığında temel olarak 3 ortak noktalarının olduğu görülüyor. Birincisi “tarihleri”. Bu kulüplerin genel olarak 100 yılı aşan tarihleri bulunuyor. İkincisi “taraftar sayısı”. Bu kulüpler gerek kendi ülkelerinde ve gerekse de tüm dünyada büyük bir taraftar kitlesine sahip. Üçüncüsü ise “ekonomik güçleri”. Bu kulüplerin büyük gelirleri ve bütçeleri bulunuyor. Sahip oldukları marka değeri nedeniyle büyük tutarlarda lisanslı ürün, kombine, yayın ve sponsorluk gelirleri elde edebiliyor, bu şekilde gelirlerini her yıl daha da artırıyor ve ekonomik açıdan diğer kulüplerle aralarını açıyorlar.

Kulüplerin sezon içinde elde ettiği gelirler üzerinden yapılan “para ligi” gibi ekonomik araştırmalar bu gerçeği açıkça ortaya koyuyor. Bu ligin gediklileri olan ve genellikle ilk 10’u içinde yer alan Real Madrid, Barcelona, Bayern Münih, Manchester United, Arsenal, Chelsea, Milan, Juventus gibi kulüplerin gelirleri ile diğer kulüplerin gelirleri arasındaki uçurum giderek büyüyor.

Zaman zaman sportif başarısızlıklar yaşasalar da “dünya kulübü” olarak nitelendirilen bu kulüplerin büyüklüklerinin etkilenmediği, taraftar desteğinin her dönemde sürdüğü, maçları en fazla izlenen takımlar oldukları, gelirlerinde önemli bir düşüş yaşanmadığı, bu nedenle kısa zaman içinde tekrar sportif başarıları elde etme refleksi gösterebildikleri görülüyor.

100 yılı aşan “tarihi geçmişi” ve dünyanın her tarafına yayılmış “milyonlarca taraftarı” Fenerbahçe’nin zaten her dönemdeki en önemli “mukayeseli üstünlükleri” olmuş, bunlar elde edilen bir çok başarıya yadsınamaz katkılarda bulunmuştur. Özellikle taraftarların kulübe bağlılık düzeyinin yüksekliği ve maddi açıdan büyük desteği, kulübü her dönemde ayakta tutan temel faktörler olmuştur.

Bununla birlikte, dünya kulüplerinin bütçeleri ile kıyaslandığında Fenerbahçe’nin bütçesi yakın zamana kadar oldukça küçük kalıyordu. Bu da Fenerbahçe’nin “dünya kulübü” olmasının yolunun, gelirlerini ve dolayısıyla bütçesini artırmaktan geçtiğini ortaya koyuyordu. Fenerbahçe “dünya kulübü” olmak istiyorsa, ekonomik gücünü artırmak ve bütçesini bu kulüpler seviyesine yükseltmek durumundaydı.

Fenerbahçe’nin 2000’li yıllardan itibaren bu gerçeği görerek, gelirlerini ve bütçesini artıracak faaliyetlere önem ve öncelik verdiği görülüyor. Stadyumun yenilenmesi, bir çok yeni tesisin yapılması, lisanslı ürün satışı amacıyla Fenerium markasının oluşturulması, çeşitli alanlarda faaliyet gösteren şirket kuruluşları, sponsorluk gelirlerini artıran çalışmalar, Fenercell, Fenerbahçe kart gibi gelir getirici pek çok proje Fenerbahçe’nin gelirlerini ve bütçesini geçmiş dönemlere göre kat kat artırdı.

Yapılan bu çalışmalar sayesinde Fenerbahçe, 2007-2008 sezonunda Avrupa’da en fazla gelir elde eden kulüplerin yer aldığı “para ligi”ne 19.sıradan girmeyi başardı. Bu lige giren ilk Türk kulübü olmasının yanı sıra, bu başarıyı asıl anlamlı kılan Fenerbahçe’nin İngiltere, Almanya, İspanya, İtalya, Fransa’dan oluşan Avrupa’nın 5 büyük liginin dışında “para ligi”ne giren ilk kulüp olmasıdır. 2012-2013 sezonunda ise 18. sırada kendisine yer buldu. Fenerbahçe bu ligde henüz istikrarlı bir şekilde tutunamasa da, yapılanların doğruluğunu ortaya koyan bu sonuçlar, gelecek adına umutlu olmaya neden oluyor.

“Dünya kulübü olmak” hedefinin belirlenmesi, uzun yıllarca en uzun vadeli hedefi “şampiyonluk” olan Fenerbahçe’nin yönünü “ulusal” alandan “uluslararası” alana yönelterek çok önemli bir işlev gördü. Önünü ve ufkunu açtı, kendine getirdi. Dünya kulübü olmanın tesisleşmeden, büyümeden, zenginleşmeden, markalaşmadan, çağdaşlaşmadan geçtiği gerçekleri dikkate alındığında Fenerbahçe’nin yönü de böylece belirginleşti.

Bu süreç, Fenerbahçe’yi sezonluk veya maçlık başarılar ile yetinen kimliğinden uzaklaştırdı, tarihinde ilk defa uzun vadeli planlamalar ve yatırımlar yapmasına imkan tanıdı. “Dünya kulübü olmak” hedefini gerçekleştirmek amacıyla yapılanlar sayesinde Fenerbahçe kurumsal açıdan daha güçlü hale geldi. Bunun katkısıyla ulusal ve uluslararası alandaki sportif başarılar da giderek artmaya başladı.

Fenerbahçe büyüyen kurumsal yapısıyla, dengeli ve artan gelirleriyle, geleceğine yönelik en fazla proje üreten kulüp yapısıyla, “dünya kulübü” olma yolunda son 10-15 yılda önemli bir başlangıç yaptı. Bu yolun çok zor ve uzun soluklu bir mücadele gerektirdiği, yapılması gereken bir çok şeyin olduğu açıktır. Fakat yapılan bir çok şeyin olduğu da ortadadır. Yapılanlar sayesinde Fenerbahçe’nin “dünya kulübü” olma hedefi “hayal” olmaktan çıkmış, gerçek bir düzleme oturmuştur.

Fenerbahçe’nin bu hedefini başarmasının yolu, gelirlerini ve bütçesini daha da fazla büyütmesinden, bu konuda yeni projeler geliştirmesinden, kurumsal yapısını güçlendirmesinden ve uluslararası alanda daha istikrarlı sportif başarılar elde etmesinden geçiyor.

Gürdoğan Yurtsever

Tekstil Bankası A.Ş.
İç Kontrol, Uyum ve Mevzuat Başkanı/
Türkiye İç Denetim Enstitüsü (TİDE)
Yönetim Kurulu Üyesi ve Başkan Yrd.
www.fenerbahcekitap.com
www.icdenetim.net
admin@fenerbahcekitap.com

Fenerbahçe Dergisi’nin Mart 2014 sayısında yayımlanmıştır.

http://www.fenerbahce.org.tr/detay.asp?ContentID=38732


Spor kulüplerinin giderek büyüyen ve karmaşık hale gelen işlemleri mevcut risklerin boyutlarını büyütürken, aynı zamanda yeni risklere de neden oluyor. Bu kapsamda kulüplerin özellikle piyasa, uyum, itibar ve operasyonel nitelikli çeşitli risk türleri ile karşı karşıya bulunduğunu belirtmek gerekiyor. Bu riskler, kontrol edilemediği ve yönetilemediği takdirde kulüplere önemli zararlar verme potansiyeline sahip. Bunu önlemenin yolu da kulüp bünyesinde etkin bir şekilde iç kontrol, risk yönetimi ve iç denetim sistemlerinin kurulmasından geçiyor.

“İç kontrol sistemi”; kulübün tümünü kapsayan, yönetim kurulundan en alt düzeydeki çalışana kadar kulübün tüm çalışanlarının sorumluluklarının bulunduğu, transferlerden ödemelere kadar tüm süreçlerdeki riskleri azaltmayı hedefleyen sistematik yapıyı ifade ediyor. Çalışanların ve birimlerin görev tanımlarının açık bir şekilde yapılması, her çalışanın ancak yetkisi bulunan bilgiye erişebilmesi, ödeme yapma ve muhasebeleştirme gibi görevlerin farklı personelin sorumluluğun verilmesi, işlemlerde limit, onay ve çapraz kontrol mekanizmalarının oluşturulması gibi kontrol uygulamalarını bu sistemin yapı taşları olarak belirtmek mümkün. Bir kurumun operasyonlarının etkinlik ve verimliliği, üretilen mali raporların güvenilir olması ve faaliyetlerinin yasal düzenlemelere uyumlu bir şekilde yürütülmesi bakımından iç kontrol sistemi hayati önem taşır. İç kontrol sistemindeki yetersizlikler; hatalı kararlar alınmasına, gelir kayıplarına, zararlara ve suistimallere neden olabilir.

Benzer şekilde; günümüzde kulüplerin faaliyetlerini güvenli bir şekilde sürdürebilmesi, hedeflediği amaçları gerçekleştirebilmesi bakımından karşı karşıya kaldığı tüm riskleri bilmesi, ölçmesi, azaltması ve mevcut riskleri doğru bir şekilde yönetmesi çok önemli hale geldi. Bunu başarmanın yolu da kulüp bünyesinde olasılıklara ve senaryolara dayalı etkin bir “risk yönetimi sistemi”nin kurulmasından geçiyor. Risk yönetimi; belirsizliklerin azaltılması, geleceğe dönük daha sağlıklı kararlar alınması, kaynakların etkili ve verimli kullanılması, fırsatlardan yararlanılması ve kayıpların önlenmesi gibi faydaları bulunan çok önemli bir yönetim aracıdır.

Kulüplerin iç kontrol ve risk yönetimi sistemleri açısından en büyük sorumluluklardan birisi de “iç denetim” fonksiyonuna düşüyor. “İç denetim” bir kurumun faaliyetlerini geliştirmek ve onlara değer katmak amacını güden bağımsız ve objektif bir güvence ve danışmanlık faaliyetidir.

“İç denetim”; kurumun risk yönetimi, kontrol ve kurumsal yönetim süreçlerinin etkinliğini sistematik ve disiplinli bir yaklaşımla değerlendirerek bu süreçlerdeki eksikliklerin tespit edilmesi ve giderilmesi, risklerin ve kayıpların azaltılması, hataların ve suistimallerin önlenmesi, kaynakların verimli kullanılması, yasal düzenlemelere uyumlu faaliyet gösterilmesi, itibar ve güvenin korunması, şeffaf ve hesap verebilir yönetim uygulamalarının geliştirilmesi gibi hususlarda kurumlara katma değer sağlayıp, hedef ve amaçlara ulaşılmasında önemli bir rol üstleniyor.

İç denetimin önemi tüm dünyada giderek artıyor. İç denetçiler günümüzde yönetimlerin en önemli yardımcıları haline geldi. Ülkemizde de son 10 yılda iç denetim ile ilgili her alanda art arda düzenlemeler yapıldı ve yapılmaya devam ediyor. Başta bankacılık olmak üzere, sermaye piyasaları, sigortacılık, kamu ve suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesi alanlarında iç denetim ile ilgili önemli düzenlemeler yapıldı. Böylece günümüzde mali sektörde ve birçok kamu kurumunda iç denetim zorunlu bir faaliyet olarak yürütülüyor. Reel sektörde ise holdingler, büyük şirketler ve halka açık şirketler başta olmak üzere bir çok firmada iç denetim faaliyeti yürütülüyor. Yeni Türk Ticaret Kanunu da iç denetimin önemini artıran bir başka düzenleme oldu.

Spor kulüpleri açısından da “iç denetim” önem verilmesi gereken bir konu olarak karşımıza çıkıyor. Bilindiği üzere, ülkemizde spor kulüpleri “dernek” statüsünde faaliyet gösteriyor. Dernekler mevzuatında ise derneklerde iç denetimin esas olduğu belirtiliyor. Bunun yanı sıra tüm kulüplerde, en az 3 asil ve 3 yedek üyeden oluşan ve Genel Kurullar tarafından seçilen Denetim Kurulları bulunuyor. Bu kurullar kulübün tüzükte belirtilen amaçlar doğrultusunda faaliyet gösterip göstermediğini, hesap ve kayıtların mevzuata ve tüzüğe uygun tutulup tutulmadığını belirli aralıklarla denetleyerek Yönetim Kurulu ve Genel Kurul’a sunuyor.

Fakat bu kurulların, gerçek bir denetim işlevi göremediğini, şekli ve kısmi denetimler yapabildiğini belirtmek gerekiyor. Zaten yapıları itibarıyla, tam zamanlı çalışmayan ve fahri nitelikte üst kurullar olduğundan, bu kurullardan gerçek anlamda denetim yapmalarını beklemek de mümkün değildir. Bu nedenle kulüplerde denetimden beklenen faydayı elde etmek mümkün olamıyor. Bütçeleri giderek büyüyen kulüplerde uzman ve tam zamanlı görev yapan profesyonel iç denetçilerin görevlendirilmesi ve iç denetim birimlerinin kurulması büyük bir ihtiyaç haline geldi.

Son 10-15 yılda ekonomik büyüklükleri giderek büyüyen ve kurmuş olduğu şirketlerle adeta bir holdinge dönüşen Fenerbahçe’nin, bu gelişimi görerek kurumsallaşma çalışmalarını hızlandırdığı, bu kapsamda kulüp bünyesindeki kontrol ve denetim sistemini güçlendirecek adımlar attığı görülüyor. Son dönemde yapılan çalışmalarla tüm personelin görev ve sorumluluklarının yazılı hale getirilmesi, yetki ve onay seviyelerinin belirlenmesi, süreçlere ilişkin iş akışlarının oluşturulması, her şeyin kayıt altına alındığı sistemler kurulması, talep ve onay akışının kontrol adımlarını da içerecek şekilde sisteme taşınması, yeni yazılımların kullanılmaya başlanılması, raporlama sistemi oluşturulması, iç denetim biriminin kurulması gibi önemli adımları bu kapsamda belirtmek mümkün.

Kulübün kontrol ve denetim yapısını güçlendiren bu adımlar, Fenerbahçe’nin karşısındaki riskleri daha etkili bir şekilde yönetmesine imkan vererek, geleceğe daha güçlü yürümesine imkan sağlayacaktır. Bu nedenle bu adımların daha da ileriye taşınması, iç denetime önem verilmesi, desteklenmesi, gerek insan kaynağı, gerekse de teknoloji açısından yeterli kaynağın ayrılması, iç denetim raporlarında yer verilen eksiklik ve aksaklıkların gecikmeden giderilmesi gerekiyor.

Gürdoğan Yurtsever

Tekstil Bankası A.Ş.
İç Kontrol, Uyum ve Mevzuat Başkanı/
Türkiye İç Denetim Enstitüsü (TİDE)
Yönetim Kurulu Üyesi ve Başkan Yrd.
www.fenerbahcekitap.com
www.icdenetim.net
admin@fenerbahcekitap.com

 

Fenerbahçe Dergisi’nin Aralık 2013 sayısında yayımlanmıştır.

http://www.fenerbahce.org/detay.asp?ContentID=37467

Fenerbahçe kitabı yayımlandı

admin On Kasım - 13 - 2011

Fenerbahçe’yi 1980’lerden günümüze kadar kurumsal boyutuyla analiz eden “Fenerbahçe: Değişim ve Dönüşüm” kitabı yayımlandı.

Gürdoğan Yurtsever tarafından kaleme alınan kitapta; Cengiz Çandar, Dr.Mahfi Eğilmez, Altan Tanrıkulu, Uğur Meleke ve Selçuk Yula’nın Önsöz’leri bulunuyor.

“Fenerbahçe: Değişim ve Dönüşüm” adlı bu kitabın bugüne dek Fenerbahçe ile ilgili yazılmış en önemli, en kapsamlı ve en öğretici kitap olduğunu söylemeliyim. Şunu da: Bu kitap, bugüne dek Fenerbahçe’ye ilişkin yazılan kitapların en ciddisi. “Fenerbahçe: Değişim ve Dönüşüm” kendi alanında eşsiz bir kitap. Sadece her Fenerbahçeli için değil, ekonomi ve yönetişim alanındaki çalışmalara meraklı herkes için çok değerli bir çalışma.
Cengiz Çandar

Yurtsever’in bu son derece ilginç ve aydınlatıcı kitabının Fenerbahçeliler kadar, rakip kulüplere gönül vermiş olanların da ilgisini çekeceğini sanıyorum.
Dr.Mahfi Eğilmez

Analitik bakış açısını, taraftarlıkla birleştiren saygı duyulacak bir çalışma.. Her Fenerbahçeli’nin kütüphanesinde bulunması gereken değerli bir eser.
Altan Tanrıkulu

Bu eser, 50 yıl sonra geriye dönüp “Türk futbolu bugünlere nasıl geldi?” sorusuna cevap arandığında dahi bir başvuru kaynağı olma özelliğini sürdürecektir. Yurtsever’in bu kapsamlı çalışmasının sadece Fenerbahçeliler’in değil tüm sporseverlerin kütüphanesinde yer bulması umuduyla.
Uğur Meleke

Ciddi bir araştırma, analiz ve emeğin ürünü olarak ortaya çıktığı anlaşılan bu kapsamlı çalışma, Fenerbahçe’nin 1980 sonrasındaki dönemine ilişkin çok değerli ve aydınlatıcı bilgiler veriyor. Fenerbahçeliler kadar tüm sporseverlerin kütüphanesinde bulunması gereken eşşiz bir kitap.
Selçuk Yula

Detaylı Bilgi için: http://www.fenerbahcekitap.com

Kitabı idefix.com’dan satın almak için tıklayın
http://www.idefix.com/kitap/fenerbahce-gurdogan-yurtsever/tanim.asp?sid=POCVIN48S2UVKKCW3HYN

Kitabı kitapyurdu.com’dan satın almak için tıklayın
http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=590614&sa=94521033

Derin Futbol

admin On Eylül - 4 - 2011

Dünya üzerinde üç milyarın üzerinde kişinin futbol ile ilgilendiği ifade ediliyor. Başka hiçbir spor dalında bu boyutta bir küresel ve kitlesel bir ilginin bulunmadığını söylemek gerekli. Hatta futbolu gerçek anlamda tek küresel oyun olarak ifade etmek ve küreselleşmenin son evresi olarak belirtmek yanlış olmaz. Futbol bütün bu insanların ortak tutkusu.

Bununla birlikte özünde bir oyun olsa da gelişim süreci içinde gösterilen ilginin büyüklüğü nedeniyle belki de hiç bir şeye olmadığı kadar, futbola kendi anlamı dışında farklı anlamlar yüklendiği görülüyor. Genellikle siyasal, kimi zaman dini, zaman zaman ideolojik faktörler gibi çok çeşitli nedenlerle futbol dünyanın birçok ülkesinde çeşitli amaçlara ulaşmada bir araç olarak kullanılmaya çalışıldı ve çalışılmakta. Futbolun yalnızca bir oyundan ya da sportif müsabakadan ibaret olmadığı artık herkesin üzerinde mutabık kaldığı bir olgudur.

Son yıllarda ise futbolun büyüyen ekonomik boyutu ve endüstriye dönüşmesi ana gündem maddelerinden birisi haline geldi. Futbol artık gittikçe endüstrileşen yapısıyla geriye dönüşü mümkün olmayan yeni bir yöne doğru ilerliyor. Futbolun yönetim kurallarının yeniden yazıldığı, ekonomik boyutunun hızla büyüdüğü, yarışın yeni bir düzleme taşındığı bu yeni dönemde bu değişimi anlayamayan ve gerekli dönüşümü sağlayamayan kulüplerin başarılı olmalarının, kurumsal gelişmelerini ve sürekliliklerini sağlayabilmelerinin çok zor olduğunu ifade etmek gerekli. Tüm bunlar dikkate alındığında spor/futbol kulüplerinin yalnızca sportif anlamda iyi yönetilen kurumlar halinde örgütlenmesi ve yönetilmesi yeterli olmaktan uzaklaştı. Artık kurumsal ve endüstriyel dinamiklere uygun yönetim yapılarının oluşturulması gerekiyor.

Futbolun yalnızca saha içinde başladığı ve bittiğinin düşünülmesi doğru olmayan bir yaklaşımdır. Evet sportif sonuçlar saha içinde atılan gollerle ve alınan galibiyetler ile elde edilebiliyor. Mutlaka her maçın kendine ait bir dünyası vardır. Bunların sonuçlar, istatistiksel veriler, futbolcu ve teknik direktör performansları gibi açılardan irdelenmesi mutlaka gereklidir ve çok faydalıdır. Fakat her şey değildir. Skorlar ve sahadaki performanslar, “görünür” olmakla birlikte aslında “gerçeğin” çok küçük bir boyutunu oluşturur. Ondan da önemli olan skorların ve performansların daha geniş bir düzlemde değerlendirilebilmesidir. Bu çerçevede; idari, mali, ekonomik, sosyolojik ve kültürel pek çok etkenin sportif sonuçlara doğrudan etki ettiğini ve giderek bu etkinin çok daha büyük boyutlara ulaştığını görüyoruz. Artık yalnızca sahadaki mücadeleye ve atılan gollere bakarak futbolu değerlendirmek mümkün değil. Bu nedenle futbolda çağdaşlaşma ve gelişme bakımından dikkatleri yalnızca saha içinde bırakmayarak saha dışına yöneltebilmek, futbolun görünmeyen yüzü olan saha dışını anlayabilmek büyük önem taşıyor.

Bu çerçevede bu sitede futbolun idari, mali, ekonomik, endüstriyel, sosyolojik ve kültürel, yani görünmeyen yüzünü anlayabilmeyi amaçlayan yazılara yer verilmeye çalışılacaktır.

Gürdoğan Yurtsever

Ülkemizin uluslararası alanda bireysel ve takım sporlarında elde ettiği başarılar son yıllarda görece olarak artış gösterse de henüz istenilen seviyenin çok uzağında olduğumuz ortada. Özellikle olimpiyatlar, dünya ve Avrupa şampiyonaları gibi en önemli yarışma alanlarında maalesef bir türlü başarılı olamıyoruz, istikrarlı başarılar elde edemiyoruz.

Spor alanındaki başarıların artması ve istikrarlı hale gelmesi için özellikle devletin bu konudaki strateji ve uygulamalarının önemli olduğu, bunun için de öncelikle spora özgü bir yasanın gerekli olduğu uzun süredir tartışılıyor. Medyaya yansıyan haberlerden spor ve spor kulüpleri yasası için yıllardır süren çeşitli hazırlıkların olduğu, çalışma gruplarının oluşturulduğu, çalışmaların yürütüldüğü ifade ediliyor. Fakat bugüne kadar bu çalışmaların bir türlü sonuçlandırılamadığı görülüyor.

Dernekler yasası yeterli gelmiyor

Bilindiği üzere ülkemizde spor kulüpleri dernekler yasasına göre dernek şeklinde  ve kendi oluşturdukları tüzüklere göre faaliyetlerini sürdürüyor. Bununla birlikte bazı kulüplerimizin kurduğu şirketler de bulunuyor.  Bu şirketlerin bazıları da halka açılmış durumda. Bu şirketler ise ticaret yasası ve sermaye piyasası yasaları ve mevzuatına tabi olarak faaliyet yürütüyor.

Günümüzde spor kulüplerinin ticari faaliyetlerinin çok büyüdüğü, büyük gelirler elde edildiği, bu gelirlerin her geçen gün daha da arttığı ve çeşitlendiği, bu nedenlerle dernek-şirket ilişkilerinin daha karmaşık hale geldiği görülüyor. Fakat ülkemizde spor kulüplerindeki bu gelişimi destekleyecek bir yasal altyapının bulunmadığını, mevcut dağınık yasal düzenlemelerin ihtiyaçları karşılayamadığını ifade etmek yanlış olmayacak. Spor kulüplerinin hem dernek, hem de şirket statüleri nedeniyle farklı kurumsal kimliklerinin aynı çatı altında bulunması kurumsal ve yönetsel açıdan sorunlara neden oluyor.

Yeni bir spor ve spor kulüpleri yasası gerekiyor

Ülkemiz sporunu dünya ülkeleri ile rekabet edebilir hale getirebilmek, bireysel ve takım sporlarında Avrupa’da daha büyük ve istikrarlı başarılar elde edebilmek, sporu ülkemizde bir yaşam biçimi haline getirebilmek, spor kulüplerinin çağdaş standartlarda, daha etkili ve verimli yönetilmelerini sağlayacak zemini oluşturabilmek için öncelikle yasal altyapımızın yeterli hale getirilmesi büyük önem taşıyor.

Bunun için de sporu eğitim sistemimizin en temel aktörlerinden birisi haline getirecek, spor yapmayı ve spor yatırımlarını teşvik edecek mekanizmaları kapsayan bir spor yasası ve bunun yanı sıra spor kulüplerinin mevcut ihtiyaçlarını karşılayacak, çağdaş yönetim mekanizmalarından oluşan, küresel düzeyde diğer spor kulüpleri ile rekabet etmelerine imkan sağlayacak spor kulüpleri yasasının oluşturulması ve bu alanda yeni bir yasal altyapının oluşturulması artık bir zorunluluk haline geldi.

Spor kulüplerinin kurumsallaşmasını sağlamalı

Spor kulüpleri yasası hazırlıklarında üzerinde durulması gereken en önemli hususlardan birisinin kurumsallaşma olduğunu ifade etmek gerekiyor. Yeni yasa ile getirilecek düzenlemelerin kulüplerin kurumsallaşmasını sağlayacak nitelikte olması, kulüplerin karşı karşıya bulunduğu riskleri etkili şekilde yönetmelerine imkan sağlayacak çağdaş yönetim, kontrol ve denetim mekanizmalarının esaslarının bu yasa ile belirlenmesi, bu şekilde kulüpleri geleceğe daha güçlü bir şekilde taşıyacak altyapının oluşturulması önem taşıyor.

Bu kapsamda, kulüp bünyesinde başta etik kurallar olmak üzere gerekli politika ve prosedürlerin oluşturulması, kulüplerin yasal düzenlemelere tam uymalarını sağlayacak mekanizmaların ve etkili bir organizasyon yapısınının kurulması, kulüp ve kulübe bağlı tüm şirket ve kuruluşların bünyesinde görev, yetki ve sorumlulukların açık bir şekilde dağıtılması, sağlıklı bir performans değerlendirme sistemi oluşturulması, kulübün mali ve mali olmayan bilgilerinin şeffaf bir şekilde kamuoyu ile paylaşılması kritik başarı faktörleri olarak öne çıkıyor.

Bunun yanı sıra kulüplerde etkili iç kontrol ve risk yönetimi sistemlerinin oluşturulması, mevcut sistemlerin güçlendirilmesi, uluslararası standartlara uygun etkin bir iç denetim mekanizmasının kurulması ve işlerliğinin sağlanması, yönetim kurulu bünyesinde denetim komitesi, risk yönetimi komitesi, kurumsal yönetim komitesi gibi uzmanlık komitelerinin oluşturulması, bu mekanizmaların şirketler dahil kulübün tamamını kapsaması gerekiyor.

Bunlarla bağlantılı olarak yalnızca spor kulüplerinin kurduğu şirketlerde değil kulüp bünyesinde de yetkin profesyonel yöneticilerin görevlendirilmesi, bunun için kulüp yönetim ve icra kurullarında görev alacak kişilerin niteliklerine yönelik düzenlemeler yapılması, yönetim kurullarında spor yönetimi alanında eğitim almış kişilerin de bulunmasının sağlanması, ilgili kamu kurumları, federasyonlar ve kulüpler üzerindeki ilişkilerin çerçevesinin çizilmesi, kulüpler üzerindeki gözetim ve denetim mekanizmalarının açık bir şekilde ve objektif esaslar dikkate alınarak oluşturulması gibi hususlar da önem taşıyor.

Geniş bir katılımla hazırlanmalı

Beklenen sonuçların elde edilebilmesi ve uzun yıllar başarıyla uygulanabilecek bir model oluşturulabilmesi için çağdaş yönetim mekanizmalarının ve uluslararası uygulamaların dikkate alınması gerekiyor. Bunların yanı sıra yasal düzenlemenin geniş katılımla hazırlanması büyük önem taşıyor. Bu bağlamda federasyonlar, spor kulüpleri ve ilgili sivil toplum örgütleri gibi bu alanda faaliyet gösteren tüm tarafların görüşlerinin alınması gerekiyor.

Özellikle spor kulüplerinin bu konudaki görüş ve değerlendirmelerinin alınması önem taşıyor. Spor kulüplerinden ve diğer ilgili taraflardan yeterli düzeyde görüş alınmadan hazırlanan ve 2011 yılında yürürlüğe giren 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesi Kanunu nedeniyle yaşanılan sorunları hepimiz biliyoruz. Benzeri sorunların tekrarlanmaması açısından bu yeni yasanın hazırlanması sürecinde geniş katılımın sağlanması, başta spor kulüpleri olmak üzere konuya taraf olan her kesimin görüş ve düşüncelerinin azami ölçüde dikkate alınması önem taşıyor.

Bu yapılabildiği takdirde ülkemiz sporunu ve spor kulüplerini geliştirecek ve güçlendirecek bir altyapı ve uzun yıllar uygulanabilecek sağlıklı bir model oluşturulabilecek, bu sayede gelecekte dünyada sporda da söz sahibi bir ülke haline gelmemiz mümkün olabilecektir.

Gürdoğan Yurtsever

www.fenerbahcekitap.com

www.icdenetim.net

admin@fenerbahcekitap.com

 

Fenerbahçe Dergisi 2017 Mart sayısında yayımlanmıştır.

Herhangi bir sorun ile karşılaştığımızda “eğitim şart” klişesi ile sıklıkla karşılaşırız. Gerçekten de her alanda gelişmenin ve mevcut sorunları çözmenin temel yolunun eğitimden geçtiği ortadadır. Spor da bu alanlardan birisidir. Spor eğitimi, ülkede sağlıklı bir spor kültürü oluşturulmasının da temel yoludur. Fakat eğitim, aynı zamanda sonuçları ve faydaları uzun zamanda alınabilen, uzun vadeli ve tutarlı strateji ve uygulamalar gerektiren bir alandır.

Genel eğitimde olduğu gibi spor eğitiminde de temel sorumlu devlettir. Devletin bu konuda etkili bir politika ve strateji geliştirmesi, sporcular için ülke genelinde tesisler yapması, bu tesisleri modern araç ve gereçler ile donatması, işler bir eğitim sistemi kurması, nitelikli eğitmenler görevlendirmesi, genel eğitim ve spor eğitimi arasında akışkanlığı sağlaması, tüm ülkede etkili bir tarama sistemi oluşturması gibi hususlar çok önemlidir.

Kulüpler eğitime geniş perspektiften yaklaşmalı

Bununla birlikte spor eğitimi alanında kulüplerin de çok önemli rol ve sorumlulukları bulunmaktadır. Fakat, kulüplerde spor eğitimi denilince yalnızca altyapılarda genç sporculara verilen sportif altyapı eğitimlerinin anlaşıldığını ifade etmek yanlış olmayacak. Ülkemiz spor kulüplerinde bu alanda önemli sorunlar bulunduğu da bilinen bir gerçek.

Futbol veya diğer branşlarda genç sporcuların spor eğitimi aldığı altyapıların büyük önemi olduğu ortadadır. Bu altyapılar hem genç sporcuların iyi bir eğitim almalarına imkan sağlayarak topluma katkı sağlamakta, hem de buradan yetişen sporcuların A takımlara yükselmesi sayesinde kulübe önemli maddi ve manevi faydalar sağlamaktadır. Bu nedenle tüm kulüplerin bu konuya stratejik olarak yaklaşmaları ve yatırımlar yapmaları şart.

Bunların yanı sıra kulüplerin eğitime yalnızca sportif altyapı açısından değil daha geniş perspektiften bakmaları tüm kulüp çalışanları, A takımlar dahil tüm sporcular, antrenörler, taraftarlar ve hatta taraftarı olmayan diğer vatandaşları da içine alan bir yaklaşımla yapılandırmaları büyük önem taşıyor.

Sporculara ve kulüp çalışanlarına düzenli eğitimler verilmeli

Eğitimli ve nitelikli çalışanlardan oluşan bir kurumun hedeflerini gerçekleştirmesi daha kolaydır. Bu nedenle iş dünyasındaki birçok şirket ve kurum personelinin niteliklerini geliştirmek için geniş kapsamlı eğitim programları uyguluyor, yatırım yapıyor, bütçeler ayırıyor ve önemli maliyetlere katlanıyor.

Bu kapsamda personelinin alanları ile ilgili sertifika edinmelerine yönelik çalışmaları destekliyor, eğitim ve sertifika ücretlerini karşılıyor, yabancı dil konusunda eğitim programları uyguluyor, personelin yüksek lisans ve doktora gibi çalışmalarını destekliyor. Bunun yanı sıra gerek kişisel gelişim, gerekse de takım oluşturma ile ilgili eğitimler veriyor. İletişim becerileri, zaman ve stres yönetimi, takım olmak, liderlik gibi pek çok eğitim konusunu bu kapsamda belirtmek mümkün. Bu şekilde çalışanlarını geliştirmeye ve diğer çalışanlarla uyum içinde ve takım ruhu ile birlikte çalışmalarını sağlayarak şirketin amaçlarını gerçekleştirmeye çalışıyor. Yapılan araştırmalar da bu programların ve eğitimlerin faydasını açıkça ortaya koyuyor.

Benzer şekilde bir spor kulübünde sporcuların ve çalışanların eğitim programları ile desteklenmesi hem kişisel gelişim, hem de takım içindeki sorumluluklarını en doğru şekilde yerine getirebilmesi açısından önemlidir. Özellikle takım sporlarında takımı oluşturan tüm tarafların işbirliği ve koordinasyon içinde çalışması gerekir. Bunu yapamayan takımların istikrarlı başarılar elde etmeleri mümkün değildir. Bunu sağlamanın en temel yollarından birisi de eğitimdir. Verilecek eğitimler tüm bu tarafların kendilerini geliştirmeleri, takım içindeki sorumluluklarını anlamaları ve yerine getirmeleri için önem taşıyor.

Fakat kulüplerimizin genel olarak bu konulara yeterince önem verdiğini ifade etmek maalesef mümkün değil. Yalnızca bazı önemli maçlar öncesinde futbolcuların motivasyonu amaçlı mentor desteği alındığı görülüyor. Şirketlerin bir çoğunun bütün çalışanlarını bir takım ahengi içinde çalıştırmaya çabalamalarına rağmen, takımlardan oluşan spor kulüplerinin bu konuya gereken önemi vermemelerini anlamak mümkün değil.

Bu nedenle kulüplerin hem sporculara, hem de çalışanlarına yönelik tutarlı bir eğitim programı oluşturması ve uygulaması önem taşıyor. Bunun yanı sıra sporculara yönelik zaman zaman uygulanan mentor ve psikolojik danışmanlık desteklerinin de daha düzenli ve programlı bir şekilde uygulanması gerekiyor.

Bu sayede sporcu ve çalışanların bilinç düzeyi yükselecek, kulübün hedefleri daha etkili bir şekilde anlaşılıp hayata geçirilebilecek, sporcular sahalarda topluma örnek davranışlar sergileyebilecek, medyaya verdikleri demeçlerde tekdüze beyanlar yerine topluma daha faydalı mesajlar verebilecek, sportif kültürün ve fair play uygulamalarının artmasına katkı sağlayacak, hakemler ve rakipler ile daha doğru iletişim kurabilecek, benzer şekilde yabancı dili gelişen sporcular uluslararası karşılaşmalarda hakemler ve rakipler ile etkili iletişim kurabilecek, bunlar da kulübün hedeflerini daha kolay gerçekleştirmesine katkı sağlayacağı gibi sportif kültürün gelişmesine de imkan verecektir.

Taraftarlar da dikkate alınmalı

Bunların yanı sıra büyük taraftar kitlelerine sahip olan kulüplerin, kamu yararını gözeterek taraftarlarını, hatta taraftarı olmayan vatandaşları da içine alan bir yaklaşımla onları bilgilendirmeye, eğitim vermeye çalışmaları da önem taşıyor. Büyük kitlelere hakim kulüplerin bu çabaları belki diğer bir çok kurumdan çok daha başarılı sonuçlar elde edilmesine ve spor kültürünün gelişmesine katkı sağlayabilir.

Bu kapsamda kulüplerin yayın organları olan televizyon, dergi, internet siteleri ve sosyal medya hesaplarından spor kültürüne uygun yayınlar yapılması, imkanı olan kulüplerin ilk, orta, lise ve üniversite düzeyinde eğitim kurumları kurması, spor alanında sempozyumlar, paneller, kurslar ve etkinlikler düzenlenmesi, çeşitli sertifika programları oluşturulması, diğer kurumların etkinliklerine katkı sağlanması önem taşıyor.

Bütün bunlar kulüplerin ülkemiz eğitim hayatına daha fazla katkıda bulunmasına,  taraftarların sosyal ve kültürel düzeyde gelişimlerine, spor kültürünün çağdaşlaşmasına, spor alanındaki akademik çalışmaların artmasına katkı sağlayarak önemli sonuçlar ortaya çıkarabilir. Bu sayede kulüplerin kurumsal kimliği güçlenebilir ve taraftar davranışları olumlu bir noktaya taşınabilir. Bu nedenlerle kulüplerin eğitim alanını asli görev alanlarından birisi olarak görmeleri, bu alanda tutarlı ve geniş perspektifli politika ve uygulamalar geliştirmeleri ve yatırımlar yapmaları önem taşıyor.

Gürdoğan Yurtsever

www.fenerbahcekitap.com

www.icdenetim.net

admin@fenerbahcekitap.com

Spor kültürü, ülkelerin gelişmişlik düzeyleri ile doğrudan ilişkilidir. Sporun hayatın içindeki anlamını doğru değerlendiren, sporu bir amaç olarak değil toplumun bedensel ve ruhsal gelişimi için bir araç olarak gören, sportif rekabeti ayrışma için değil birlik olmak için kullanan toplumlar bu kültürü tüm topluma yayarak her alanda gelişme sağlayabiliyorlar.

Fakat ülkemizdeki sportif kültürün maalesef çağdaş bir ülkede olması gereken bir seviyede olmadığını ve her geçen gün daha da yozlaşmaya yüz tuttuğunu ifade etmek yanlış olmayacak. Bu tespiti ortaya koyan pek çok örnekle hemen her gün karşılaşıyoruz. Sahalardaki sportif rekabet toplumda ayrışmaya neden oluyor, saldırganlıklar artıyor, hakemler dövülüyor, takımlar ve taraftarlar arasında kavgalar yaşanıyor, taraftarlar takımlarının rakip sahadaki maçlarını izleyemiyor.

Futbol fazlalığı ve kısır tartışmalar

Bu olumsuzluğu ortaya çıkaran pek çok sebep söz konusudur. Bunların önemlilerinden birisi de özellikle televizyon ekranlarından spor yorumcuları tarafından pompalanan futbol fazlalığı ve bununla bağlantılı kısır tartışmalardır.

Futbol otoritesi olarak nam salan yorumcular kaşlarını çatarak bilirkişi edasıyla yorumlar yapıyor, sahalarda olan en küçük ayrıntıyı saatlerce irdeleme ve tartışma başarısı gösterebiliyor, tartışmalı konularda milimetrik analizler yapıyor, penaltı ve ofsayt pozisyonlarını ameliyat masasına yatırıyor, önemsiz taç atışlarını dahi saatlerce tartışılabiliyor, basmakalıp ve kıt cümlelerle bilimsel analizler yaparak sahalardaki diziliş sistemlerini irdeliyor, aynı konuları ambalajlayarak tekrar tekrar seyirciye sunuyorlar.

Bunların yanı sıra teknik direktörler ve futbolcuları acımasızca eleştiriyor, onlara ne yapmaları gerektiğini söylüyor, kişilik ve karakter analizleri yapıyor, insanların kişilikleri ile alay ediyor, atıp tutmaları yetmiyormuş gibi kulüpleri yönetmeye soyunuyor, yönetimlere yön vermeye çalışıyor, onları istifaya davet ediyor, hemen gönderilmesi gereken futbolcu isimleri veriyorlar, programlarda kendi aralarında kavgalar yapıyorlar.

Bu şekilde hatırı sayılır reytigler elde ediyorlar. Fakat bu söylemler ve davranışlar toplumsal yaşamımıza ve sportif kültürümüze büyük zararlar veriyor. Bu programları izleyen taraftarların futbola ilgisi sömürülüyor, taraftarlar arasında ayrışma ve çatışmalar artıyor. Bunun yanı sıra kulüpleri istikrarsızlığa sürükleyerek sporumuza da zarar veriyor. Uzun yıllar başarılı bir spor yaşamı olabilecek genç sporcular toplumdan dışlanıyor.

Futbol gibi hayatın eğlence tarafından olması gereken ve anlaşılması çok basit olan bir alanı dejenere eden, uzun yıllardır süren ve her geçen gün daha da olumsuz bir seviyeye ulaşan bu programlar ve yayınlar maalesef reyting ve tiraj dürtüsü temelinde bir türlü önlenemiyor. Yapılan eleştiriler tüketici talebi gerekçesiyle geçiştiriliyor ve tüketiciye fatura ediliyor.

Fanatizm ve Komplo Teorileri

Bunların yanı sıra ülkemiz spor medyasında, özellikle bir kulübü takip eden medya mensuplarının körüklediği fanatik yaklaşımlar yoğun bir şekilde görülüyor. Fanatik taraftarlardan beklenemeyecek aşırılıktaki görüşler gazete ve televizyonlarda yer bulabiliyor. Bunun yanı sıra bu kişiler tarafından üretilen komplo teorileri insanın hayallerini zorlayabiliyor.

En basit bir hakem hatasının arkasında derin nedenler aranıyor, hata yapılan takıma karşı komplo kurulduğu desteksizce ve bir kanıt ortaya konulmasına ihtiyaç duyulmadan rahatça dile getirilebiliyor, hemen her olay komplo teorisi ile açıklanmaya çalışılıyor.

Futbol fedarasyonu ve merkez hakem kurulunun rakip takımlar tarafından yönetildiği, hakemlerin ayarlandığı, lig şampiyonunun önceden belirlendiği, penaltıların hep bir takım lehine verildiği benzeri iddialar ile her gün defalarca karşılaşılıyor. Hemen her sezon bunlar abartılı bir şekilde yaşanıyor ve benzer şekilde tekrar ediyor. Sezon sonunda genellikle bu iddiaların tersi sonuçlar çıkmasına rağmen kimse söylenenleri sorgulamıyor.

Bu fanatizm ve komplo teorileri okuyan ve izleyenlerde doğal olarak etkilerde bulunuyor. Sürekli haklarının yendiğine inandırılan taraftarlar camialarındaki gerçek başarısızlık etkenlerini görmüyor. Bu da camialarda kalıcı başarısızlıklara ve istikrarsızlıklara zemin hazırlıyor.

Skor ve Performans Odaklı Değerlendirmeler

Spor kültürümüzdeki yozlaşmaya neden olan etkenlerden birisi de değerlendirmelerin genellikle skor ve performans odaklı yapılmasıdır. Spor medyası özellikle skorlara ve tabeladaki sonuçlara endeksli değerlendirmeler yapıyor, çok kötü bir oyuna rağmen son dakikada atılan ve galip getiren bir gol her şeyi güllük gülistanlık yapabiliyor, övgüler sınırsızlaşabiliyor, tersine çok iyi bir oyuna rağmen son dakikada yenilen bir gol ise sınırsız eleştirilere neden olabiliyor.

Bunun yanı sıra, bütün konsantrasyon futbolcu ve teknik direktörlerin performanslarına yöneltiliyor, bir futbolcunun bir maçlık iyi veya kötü saha performansı dengesiz ve sağlıksız biçimde aşırı anlamlarla değerlendiriliyor, bir maçlık iyi oyunu ile olabildiğince yüceltilen bir futbolcu, sonraki maçtaki kötü oyunu ile yerin dibine sokulabiliyor, yapılan değerlendirmeler hata bulmaya, kötülemeye ve suçlamaya odaklanıyor.

Elde edilen skorlar ve kazanılan maçlar maddi ve manevi önemli kazanımlara yol açar. Yapılan eleştiriler, kişilerin hatalarını görmeleri ve tekrarlamamaları imkanı verir. Bunun için skor ve performans değerlendirmelerinin çok faydalı olduğu açıktır. Fakat bu konuda bir denge gözetilmesi, gerek skorlar, gerekse de bireysel performanslar ile ilgili yapılan değerlendirmelerin sağlıklı bir düzlemde yürütülmesi, abartılmaması, aşarı anlamlar yüklenmemesi de önemlidir. Bu konudaki dikkatsizlikler bir çok problemin de temelini oluşturmaktadır. Aşırı eleştiriler teknik direktör ve futbolcuları taraftarlar nezdinde güç durumda bırakmakta, özgüvenlerini etkileyerek istikrarsızlıklara neden olmaktadır.

Bu nedenlerle sporun ve özellikle de futbolun hayatın içindeki yerini doğru değerlendirmek, olaylara uzun vadeli, dengeli ve sakin bir bakış açısıyla yaklaşmak, kısır tartışmalardan, fanatizmden ve komplo teorilerinden uzaklaşmak sportif kültürümüzdeki yozlaşmanın sona erdirilebilmesi için büyük önem taşıyor. Bunun için de başta spor yorumcuları ve yazarları olmak üzere tüm taraftarlara sorumluluklar düşüyor. Sportif kültürümüzü geliştirmek diğer alanlardaki gelişmemizin de anahtarı olacaktır.

Gürdoğan Yurtsever

www.fenerbahcekitap.com

www.icdenetim.net

admin@fenerbahcekitap.com

 

Fenerbahçe Dergisi’nin 2016 Mayıs sayısında yayımlanmıştır.

Spor yönetiminde şeffaflık gerekiyor

admin On Mayıs - 8 - 2017

Dünya futbolunu yöneten FIFA’nın odağında olduğu yolsuzluk, rüşvet ve kara para aklama iddiaları ile ilgili açılan soruşturma sonrasındaki gelişmeler dünya gündemini işgal etmeye devam ediyor. FIFA ve UEFA ile ilgili uzun yıllardır yolsuzluk iddiaları söz konusuydu. Fakat bir türlü bu iddiaları kanıtlamak mümkün olamıyordu.

Fakat bu yılın başlarında ABD’de açılan yolsuzluk davası kapsamında FIFA’nın üst düzey yöneticileri rüşvet alma ve kara para aklama iddialarıyla 27 Mayıs’ta Zürih’te göz altına alındılar. Bu gelişme pandoranın kutusunun açılması anlamına geliyordu.

Blatter 29 Mayıs’ta düzenlenen kongrede 5. Kez FIFA başkanlığına seçilmesine rağmen uluslararası kamuoyundan gelen baskılara daha fazla direnemedi ve seçildikten 4 gün sonra istifa edeceğini açıkladı. Daha sonra FIFA Etik Kurulu tarafından yolsuzluk ve rüşvet iddiaları kapsamında FIFA Başkanı Blatter ve birlikte UEFA Başkanı Platini’ye 90 gün futboldan men cezası verildi. Aynı nedenle çeşitli FIFA yöneticileri da ceza aldı.

FIFA’nın yeni başkanının belirleneceği olağanüstü seçimli kongre 26 Şubat 2016’da yapılacak. Seçim tarihi yaklaşırken tartışmalar hızlanıyor. Konuyla ilgili yapılan soruşturma ise sürüyor. Soruşturmanın sonucunda neler çıkacak bekleyip göreceğiz.

Fakat FIFA tarafından 26 Şubat 2016’da yapılmasına karar verilen olağanüstü kongre ile ilgili yapılan açıklamada FIFA’da şeffaflığın artırılmasına yönelik tedbirler alındığı ifadesi dikkat çekiciydi. FIFA ve UEFA’nın bugüne kadar hiç de şeffaf olmayan uygulamaları dikkate alındığında bu açıklama gerçekten de önemli bir değişime işaret ediyordu.

Şeffaflık kuruma duyulan güveni artırıyor

Her alanda globalleşmenin hız kazandığı bu dönemde şeffaflık, özel sektör ve kamu kuruluşlarının yanı sıra sivil toplum örgütleri, spor yönetimi ve spor kulüplerinin de üzerinde önemle durmaları gereken konuların başında geliyor. Bu kapsamda şirketin, kurumun, organizasyonun veya kulübün kurumsal ve mali durumuyla ilgili her türlü bilginin gizlenmeden ve açık bir şekilde kamuoyu ile paylaşılması önem taşıyor.

Kurumsal şeffaflığın yolu öncelikle zihniyet değişiminden geçiyor. Kurumların yönetim kurulları ve yöneticilerinin şeffaflığın gerekliliğini doğru bir şekilde analiz etmesi, inanması ve içselleştirmesi önemli. Bunun yanı sıra kurumsal şeffaflığın sağlanabilmesi için kurum bünyesinde dürüstlüğü ve yasalara uyumu teşvik eden etik ilkelerin belirlenmesi, etkili bir organizasyon yapısı, görev ve yetki dağılımı, otokontrol ve raporlama mekanizmaları ile açık iletişim kanalları oluşturulması, etkili bir iç denetim faaliyeti yürütülmesi ve kurum bünyesinde şeffaflık kültürünün oluşturulması gerekiyor.

Şeffaflık, kurumun faaliyetleri ile ilgili yatırımcıların ve kamuoyunun doğru ve zamanında bilginmesine imkan sağlar, kuruma duyulan güveni yükseltir, itibar ve değer kazandırır, çeşitli risklerden ve dolandırıcılıklardan korur, piyasadaki rekabet ortamını iyileştirerek tüketicileri korur.

Zaman zaman şeffaflığın ticari sırların rakiplerin eline geçmesine neden olarak rekabette dezavantaja neden olduğu yorumlarıyla karşılaşılabiliyor. Fakat şeffaflık, kurumların tüm gizli bilgilerinin ve ticari sırlarının kamuoyu ile paylaşılması anlamına gelmiyor. Kurumlar bu konuda optimal bir denge sağlayarak şeffaf hale gelebilirler.

Günümüzün globalleşen ve giderek artan rekabet ortamında kurumların bu rekabet ortamının bir parçası olmasının yolu şeffaflıktan geçiyor. Şeffaflık uygulamalarını ileriye taşımayı başarabilen kurumlar daha başarılı oluyorlar. Artık kurumlar için kol kırılır yen içinde kalır dönemi bitti. Kurumların bu gelişimi doğru analiz etmeleri, şeffaflığı ve kurumsallaşmayı sağlayacak mekanizmalar oluşturmaları ve şeffaflığı kurum kültürünün en önemli unsurlarından birisi haline getirmeleri büyük önem taşıyor.

Spor yönetiminde şeffaflık için yeni mekanizmalar getirilmeli

Spor ve futbol ekonomisinin günümüzde ulaştığı büyüklük beraberinde paylaşım sorunlarını ve çatışmaları da beraberinde getirdi. Oluşan büyük pastadan en büyük payı almak için büyük bir yarış söz konusu. FIFA ve UEFA gibi dünya ve Avrupa futbolunu yöneten iki önemli kurumun uzun yıllardır şeffaf olmayan uygulamalarının rüşvet, dolandırıcılık, kara para aklama gibi çok ciddi suçlara zemin oluşturan bir ortam yarattığı ve bu ortamın ısrarla sürdürülmeye çalışıldığı  görülüyor. Fakat, bu kadar büyük parasal değerin oluştuğu bir piyasada şeffaflık olmadan doğru, dengeli ve etkili bir paylaşım sistemi oluşturulması mümkün değildir.

Bu nedenle başta FIFA ve UEFA gibi kurumlar olmak üzere ülke federasyonları ve kulüplerin şeffaflığa önem vermeleri, günümüzün rekabet ortamında şeffaf olmanın dezavantaj değil avantaj olduğunu görmeleri ve şeffaflığı kurum kültürünün en önemli parçası haline getirmeleri, bunun yanı sıra spor yönetiminde şeffaflığı artırıcı yeni kurallar getirilmesi ve mekanizmalar geliştirilmesi önem taşıyor.

Gürdoğan Yurtsever

ICBC Turkey Bank A.Ş.

İç Kontrol ve Uyum Başkanı/

Türkiye İç Denetim Enstitüsü (TİDE)

Yönetim Kurulu Başkanı

www.fenerbahcekitap.com

www.icdenetim.net

admin@fenerbahcekitap.com

@guryurtsever

Medya yani gazeteler, dergiler, televizyonlar, radyolar, internet gibi kitle iletişim araçları günümüzde yasama, yürütme ve yargı erklerinin yanında dördüncü kuvvet olarak nitelendirilen, halkın haber alma özgürlüğü ve kamuoyunun bilgilendirilmesi açısından son derece önemli bir erktir. Özellikle 1990’lardan sonra teknik imkanların gelişimi, küreselleşme, bilgisayar ve internet ile sosyal medyanın gelişimi medyanın gücünü daha da arttırdı.

Medya kuruluşlarının, gelir ve kar elde etmelerinin yolu yüksek reyting, tiraj ve izlenmeden geçiyor. Medyanın yüksek reyting ve tiraj elde etmesinin baş aktörlerinden birisinin de spor ve özellikle de futbol olduğunu, bu nedenle medyanın artan oranda futbola ilgi duyduğunu ifade etmek yanlış olmayacak. Ülkemizdeki spor medyasının da futbola dayalı bir gelişim gösterdiği, futbolun reyting ve tiraja etkisinin görülmesiyle futbol haberleri için ayrı sayfalar ayrıldığı, bu sayfaların zaman içinde arttığı, futbol haberlerinin sık sık manşetlere taşındığı, futbol eklerinin hazırlandığı, poster ve bayrak gibi promosyonlar verildiği, futbola odaklı spor gazeteleri ve dergilerin yayınlandığı, bunların bazılarının önemli tirajlar elde ettiği görülüyor.

Medya’nın futbola ilgi göstermesi, “spor yazarlığı” mesleğinin de önemini ve popülaritesini artırdı. Ayrıca, “spor yorumculuğu” da zaman içinde önemli bir işkolu haline geldi, spor yazar ve yorumcusu sıfatını kullanan kişiler çoğaldı. Bunun yanı sıra aslen spor yazarı olmayan, ekonomi ve siyaset gibi konularda köşe yazarlığı yapan bir çok gazetecinin de zaman içinde artan oranda futbola ilgi duydukları, futbol ile ilgili yazılar yazdıkları ve diğer konuları yazarak elde edemedikleri popülariteyi bu sayede artırdıkları görülüyor.

Fakat, medya yöneticileri, spor yazar ve yorumcularının futboldan daha fazla yararlanabilmek, daha fazla tiraj ve reyting elde edebilmek amacıyla yaptıkları haberlerin,  konuşmaların ve eylemlerin, hem sportif hem de toplumsal açılardan pek çok olumsuz sonuçlara neden olduğunu da ifade etmek gerekiyor.

Yalan, yanlış ve kasıtlı haberler

Medya’da karşılaşılan önemli sorunlardan birisinin yalan, yanlış ve kasıtlı haberler olduğunu ifade etmek yanlış olmayacak. Yeterli araştırma yapılmadan yayınlanan, kaynağı belirsiz ve doğru olmayan haberleri, masa başında hazırlanmakla birlikte stadyumda izlenmiş gibi kaleme alınan yazıları, gerçekte olmamasına rağmen yapılmış gibi yayınlanan ropörtajları ve fotomontaj resimleri bu kapsamda sıkça karşılaşılan örnekler olarak belirtmek mümkün. Bunların yanı sıra kulüpler, başkanlar veya yöneticileri kötülemek, yıpratmak veya kişisel çıkar amaçlarıyla kasıtlı olarak yapılan yalan haberlerle de sıkça karşılaşılabiliyor.

Bu haberler nedeniyle kişiler ve kulüpler zaman zaman önemli sıkıntılarla karşılaşıyor, yalan haberler taraftar ve spor kamuoyunu doğru olmayan beklentilere sokuyor, kulüp yalan haberlerin doğru olmadığına ilişkin spor kamuoyunu ikna etmek için çaba harcamak durumunda kalıyor, kulüpler, başkanlar ve yöneticiler kasıtlı haberler nedeniyle itibar ve gelir kayıplarına uğruyor.

Yıkıcı eleştiriler ve kişilik haklarına saldırılar

“Eleştiri”, gerek kurumsal, gerekse de kişisel gelişimin temel anahtarıdır. Eleştiri, yapılan yanlışlıkların fark edilmesine imkan tanıyarak, yanlışlıkların tekrarlanmasının önler, kişiler ve kurumları doğru faaliyetlere yönlendirerek önemli faydalar sağlar. Medyanın en önemli fonksiyonları arasında “eleştirmek” ve “olaylara eleştirel bakmak” olduğu da gerçektir.

Fakat, eleştirilerden beklenen faydanın elde edilebilmesi için eleştirilerin “yapıcı”, yani yol gösterici, kılavuzluk edici ve öğretici nitelikte olması önem taşıyor. Oysa ülkemiz spor medyasında “yapıcı” eleştirilerden çok daha fazla “yıkıcı” ve “ağır” eleştirilere yer verildiğini ifade etmek yanlış olmayacak. Yol gösterici ve yapıcı olmayan, yalnızca kötülemeye odaklı ve abartılı eleştiriler, futbolcu ve teknik direktörleri başarısızlığa sürükleyen önemli etkenler arasındadır.

Ülkemiz spor medyasında sıklıkla karşılaşılan aksaklıklardan birisi de eleştirilerin yapılan iş ile sınırlı kalmayarak, “kişilik haklarına saldırı” boyutuna geçmesidir. Kişilik haklarına yapılan saldırıların bazen inanılmaz boyutlara taşındığı, seviyesizce yorumlarda bulunulduğu, hakaret ve iftira ölçüsünde sözler söylenildiği, kapasite sorgulamalarının yapıldığı görülmektedir. “Futbolcu değil, zaten adam da değil, hoca değil, kaleci değil, renk körü, ben bile o golü atarım, stajyer, yaşlı, bilmemne suratlı, sahtekar” gibi bir çok söylemi bu kapsamda ifade etmek mümkündür. Eleştiri ile iftira ve hakaret çoğu zaman birbirine karıştırılmakta, hakaret ifadeleri “eleştiri” sözcüğüne sığınılarak meşrulaştırılmaktadır.

Çok doğal insani hatalar nedeniyle, futbolcular ve teknik direktörler acımasızca eleştirilmekte, küçük düşürülmekte, saygınlıkları zedelenmekte, “transfere harcanan paralarla doğru orantılı başarı” gibi yüzeysel mantıksal çıkarımlarla insanların “hak”ları belirlenmektedir. “O kadar para alan futbolcuların başarısız olmaya hakları yoktur, o golü atamayan futbolcunun o formayı giymeye hakkı yoktur, bu kadroyu kim olsa şampiyon yapar” gibi yaklaşımlarla yoğun şekilde karşılaşılmaktadır.

En küçük başarısızlıklarda yönetici, teknik direktör ve futbolcu kelle avcılığı yapılmakta, hemen hemen her yeni gelen kısa sürede “gönderilmeli” eleştirileriyle karşılaşmaktadır. Spor ve özellikle de futbol medyası sürekli eleştirmeye, kötülemeye, istifa önermeye, yeni birilerini getirmeye, getirilince onu kötülemeye ve göndermeye çalışan bir görüntü sergilemektedir.

Bütün bunlar sportif alandaki istikrarsızlıklara önemli etkilerde bulunduğu gibi, camialar arasında ayrışmayı artırmakta ve sportif kültürümüzün gelişmesine engel olarak toplumsal açıdan önemli sorunların oluşmasına neden olmaktadır. Bu nedenle yalan, yanlış ve kasıtlı haberler yerine kulüplere ve sporun tüm paydaşlarına yol ve yön gösterici, araştırmaya ve bilgiye dayalı doğru haberler yapılması, yıkıcı eleştirilerin yerine yapıcı eleştirilere ağırlık verilmesi, haber ve yorumlarda kişilik haklarına özen gösterilmesi önem taşıyor. Bu alandaki gelişim spor kültürümüzün gelişmesine imkan sağlayacağı gibi, ülkemiz sporunun ve futbolunun daha ileriye taşınmasına da katkı sağlayacaktır.

Gürdoğan Yurtsever

Tekstil Bankası A.Ş.

İç Kontrol, Uyum ve Mevzuat Başkanı/

Türkiye İç Denetim Enstitüsü (TİDE)

Yönetim Kurulu Başkanı

www.fenerbahcekitap.com

www.icdenetim.net

admin@fenerbahcekitap.com

 

Fenerbahçe Dergisi’nin 2015 Ekim sayısında yayımlanmıştır.

Futbol artık yalnızca sahada oynanmıyor

admin On Mayıs - 8 - 2017

Dünyanın en popüler spor dalı olan futbol, kitleleri peşinden sürüklemeye devam ediyor. Binlerce kişi statlarda, milyonlarca kişi de ekranları başında bu heyecana ortak oluyor. Dünya kupası, Avrupa, Amerika ve diğer kıtalardaki futbol şampiyonaları ile ülke liglerindeki maçlar büyük bir ilgiyle izleniyor.

Dünyada 1980’lerden beri giderek artan küreselleşme sürecinden futbol da kendine düşen payı aldı. Özellikle özel televizyonculuğun gelişmesi sonucunda artan yayın gelirleri, zaman içinde artan reklam, sponsorluk gelirleri, bu dönemlerde başlayan ve önemi gittikçe artan ürün satışları, yapılan yeni statlar sayesinde artan bilet gelirleri ile futbol büyük bir endüstri haline dönüştü.

Bu nedenle futbol, yalnızca kulüpler, yöneticiler, futbolcular, seyirciler gibi temel aktörleri ilgilendiren bir aktivite olmaktan çıktı. Başta medya olmak üzere, eğlence, eğitim, ulaşım, turizm, spor malzemeleri, bahis gibi sektör ve alt sektörleri doğrudan veya dolaylı olarak ilgilendiren bir niteliğe büründü. Dünya üzerinde futbol ekonomisi yan sektörleriyle birlikte yıllık yaklaşık 150 milyar dolar gelir yaratıyor. Yalnızca futbol kulüplerinin gelirlerinin 30 milyar dolar civarında olduğu ifade ediliyor.

Spor kulüpleri ekonomik organizasyonlara dönüşüyor

Böylece spor ve futbol kulüpleri artık sportif organizasyonlardan, ekonomik organizasyonlar haline dönüşmeye başladı. Kulüplerde ticari işletmelerin yönetim esasları günden güne daha fazla uygulanır hale geldi. Bir çok kulüp ticari gelirler elde etmek amacıyla çeşitli alanlarda faaliyet gösteren şirketler kurmaya yöneldi.

Bu durum kulüplerin karşı karşıya kaldığı riskleri artırdı ve kulüpleri daha zor yönetilebilir hale dönüştürdü. Elde edilen gelirleri yönetecek yeterli kurumsal yönetim mekanizmalarının olmaması nedeniyle kulüplerin borçları ve zararları büyüdü. Bu da kulüplerin sürdürülebilirliklerini giderek daha fazla tehdit eder hale geldi. Futbolun ekonomisinin hızla büyüdüğü, yönetim kurallarının yeniden yazıldığı, rekabetin yeni bir düzleme taşındığı ve ekomomik gücün belirleyici olduğu bu gelişime ayak uyduramayan ve gerekli dönüşümü sağlayamayan kulüpler rekabette geride kalıyorlar.

Ekonominin bu kadar önemli hale gelmesinin, futbolun naif yanını ve eski  güzelliğini ortadan kaldırdığını ifade edenler de var ve hiçte haksız değiller. Fakat günümüz futbolunun rekabet şartlarının bir parçası olunmak isteniyorsa, futbolun yeni normali olan bu gerçeğin iyi analiz edilmesi ve uyum sağlanması da bir zorunluluk olarak karşımızda duruyor.

Kulüplerin ekonomik ve kurumsal olarak güçlü olması gerekiyor

Bu bağlamda günümüz şartlarında futbol artık yalnızca sahada oynanmıyor. Sportif başarıları istikrarlı ve sürdürülebilir hale getirmenin yolu ekonomik ve kurumsal olarak güçlü olmaktan geçiyor. Bunun için sportif olarak iyi yönetilen bir kulüp olmanın yanı sıra kurumsal olarak da etkili bir yönetim yapısının oluşturulması  gerekiyor.

Kurumsal yapının güçlü olması sportif başarıların istikrarlı hale gelmesine de katkı sağlıyor. Mali imkanları yeterli olmayan bir kulüp borçlanarak yaptığı transferlerle geçici sportif başarılar elde edebiliyor. Fakat bunu istikrarlı bir şekilde sürdürebilmesi mümkün olamıyor. Bu konuda dünyadan ve ülkemizden bir çok örnek vermek mümkün.

Spor kulüplerinin artan risklerden korunmaları, kurumsal yapılarını güçlendirmeleri, varlıklarını gelecek nesillere güçlü bir şekilde taşıyarak sürdürülebilir olmaları ve daha istikrarlı sportif başarılar kazanmaları için kurumsalaşmaları gerekiyor. Bunun için de kulüplerin uzun vadeli stratejiler ve planlamalar ile yönetilmesi, kurumsal ve sportif altyapılarının etkili, şeffaf ve hesap verebilir bir şekilde oluşturulması önem taşıyor.

Uluslararası ve ulusal federasyonlar da kurumsallaşmalı

Futbolda artan gelirler nedeniyle FIFA, UEFA ve diğer kıta organizasyonları ile ülke futbol federasyonlarının gelirleri ve bütçelerinin de büyük boyutlara ulaştığı, fakat bu kurumların kurumsal yapılarının büyüyen gelirlerle paralel düzeyde geliştirilemediği görülüyor. FIFA’nın başkanı ve yöneticileri hakkında son dönemde çıkan ve dünya futbol şampiyonalarının rüşvet ile belirlendiği yönündeki iddialar nedeniyle açılan soruşturma ve sonrasında FIFA başkanının istifa edeceğini açıklaması halen dünya gündemini işgal ediyor.

Bunun yanı sıra spor kulüplerinin artan risklerinin etkili bir şekilde yönetilebilmesi için futbolun düzenleyici örgütleri ve ülkeler tarafından yeterli düzenlemeler yapılmadığını ifade etmek yanlış olmayacak. UEFA finansal fair play kuralları ile Avrupa’daki kulüplerin finansal yapılarını düzeltmeyi amaçlayan çalışmalar yürütülmekle birlikte, bu kuralların daha çok mali nitelikte olduğu, kulüplerin kurumsallaşmaları, kontrol ve denetim sistemlerini güçlendirmeye yönelik yeterli içeriğe sahip olmadığı görülüyor.

Bu nedenle başta FIFA ve UEFA olmak üzere, ulusal federasyonlar ve kulüplerde mevcut riskleri yönetecek kurumsal yönetim, kontrol ve denetim mekanizmalarının oluşturulması gerekiyor. Bunun için de yalnızca sahadaki skorlar ve sportif performanslara odaklanılmaması, spor ve futbol ekonomisinin ulaştığı noktanın ve geleceğinin doğru bir şekilde analiz edilmesi, spor ekonomisinin ihtiyaçlarına cevap veren çağdaş düzenlemelerin yapılması ve denetim mekanizmalarının oluşturulması gerekiyor.

Bunun yanı sıra kulüplerin uzun vadeli planlamalar ile yönetilmesi, yeni tesisler yapılması, kurumsal ve sportif altyapının oluşturulması, taraftarı daha fazla memnun edecek ürün ve hizmetler geliştirilmesi, sporculara daha iyi çalışma şartları sağlanması, yeni gelir kaynakları üretilmesi ve mevcut gelirleri artıracak projeler geliştirilmesi önem taşıyor.

Gürdoğan Yurtsever

Tekstil Bankası A.Ş.

 İç Kontrol, Uyum ve Mevzuat Başkanı/

Türkiye İç Denetim Enstitüsü (TİDE)

Yönetim Kurulu Başkanı

www.fenerbahcekitap.com

www.icdenetim.net

admin@fenerbahcekitap.com

Başarı için sabır ve zaman gerekiyor

admin On Mayıs - 8 - 2017

Ülkemiz insanının genetik özelliklerinden birisinin de “sabırsızlık” olduğu sıkça dile getirilir. Gerçekten de hemen her alanda bunu doğrulayan bir çok örnekle karşılaşmak mümkün. Oysa, sabrın başarı, sabırsızlığın ise başarısızlık ile yakın ilişkisi vardır. Hemen hiç bir alanda istikrarlı ve kalıcı başarıları sabretmeden elde etmek mümkün olamıyor.

Özellikle takım sporlarında bu konu çok daha anlamlı ve önemli hale geliyor. Farklı kişilerden oluşan bir takımın birbirini tanıması ve uyumlu bir şekilde birlikte hareket etmeyi öğrenerek “takım olabilmesi” için gerekli yatırım ve doğru uygulamaların yanı sıra “sabırla” süslenmiş “zamana” ihtiyaç vardır. Bu süreçte karşılaşabilecek sportif başarısızlıkların doğru bir şekilde analiz edilmesi, sabırsızlıkla kararlar alınmaması ve zaman tanınması önem taşıyor. Gerekli sabrın gösterilmemesi kulüpleri yanlış kararlara sürükleyebiliyor. Bu da maddi ve manevi açılardan önemli zararlara neden olabiliyor.

Ülkemiz ortalamasına en yakın kulüp olan Fenerbahçe de tarihinin büyük bölümünde “sabırsız” bir camia olarak bilinmiştir. Bu da uzun yıllar boyunca günlük ve kısa vadeli başarı hedefinin, uzun vadeli başarı hedefinin önüne geçmesine neden olmuştur. Bu nedenle özellikle şampiyonluğun kazanılamadığı zamanlarda teknik direktörler değiştirilmiş, onlarca futbolcu gönderilip yerine yenileri transfer edilmiştir. Hatta alınan bir kaç maç kötü sonuç dahi genellikle “neşter operasyonları” ile sonuçlanmış, yapılan en küçük hatalarda futbolcular dışlanmıştır.

Futbolcular ve özellikle de teknik direktörler yapılan maçların bir çoğuna “son şansları” olduğunu bilerek çıkmak durumunda kalmışlardır. “Kredileri” ya dolmuş ya da dolmak üzere olmuştur. Kendilerinden hemen başarı beklemiş, doğal olarak bunun genellikle yapılamaması nedeniyle de kısa sürede görevlerine son verilmiştir. Onların yerine “başarıyı hızlısından sağlayabilecek” yeni teknik direktörler göreve getirilmiş ve futbolcular transfer edilmiştir. Fakat onlar da genellikle aynı nedenlerle aynı akıbete uğramışlar ve bu hikaye defalarca tekrarlanmıştır.

Ayrıca, sportif beklentilerin karşılanamadığı zamanlarda ortaya çıkan büyük baskılar bazen başkan ve yönetimlerin de görevden ayrılmalarına neden olmuştur. “Sabırsızlık”, geçmiş dönemlerde Fenerbahçe’yi “kısa vadeli değerlendirmelere” ve “acele kararlara” yönlendirmiş, genellikle her şeyi yıkmak ve yeniden kurmak seçeneği tercih edilmiş, bunlar da yönetsel ve sportif açıdan “istikrarsızlıklara” neden olmuştur.

“Fenerbahçe hep başarılı olmak zorundadır”, “şampiyon olmak zorundadır”, “başarısızlığı kabullenemez”, “başarısızlığa tahammülü yoktur” gibi ifadeler bu gelişmelerin arka planındaki temel motifler olarak kullanılmıştır. “Fenerbahçe gibi köklü tarihi ve geniş bir taraftar desteği olan kulüplerde sportif başarıların sürekli olması gerektiğini, şampiyon olunamadığında teknik direktör ve futbolcuların gönderilmesinin doğru ve doğal olduğunu” ifade eden görüşlerle sıkça karşılaşıyor.

Bununla birlikte spor kulüpleri için sportif başarılar kadar zaman zaman başarısızlıkları da doğal karşılamak gerekiyor. Üstelik başarı ve başarısızlık “görece” kavramlardır. Şampiyonluk gibi konulan bir hedefi gerçekleştirince “başarılı”, gerçekleştiremeyince “başarısız” olarak değerlendirmek her zaman doğru olmayabiliyor.

Yapılan bir yatırım sonrasında takım çok iyi performans göstermesine, her geçen gün daha fazla kaynaşmasına ve gelecek adına olumlu mesajlar vermesine rağmen, ilk yıl şampiyon olamadı gerekçesiyle “başarısız” olarak değerlendirmek, yapılacak küçük bazı ilaveler ile belki yıllarca şampiyon olabilecek bir kadroyu bu nedenle dağıtmak ve yeni bir takım kurmak gelecek yılların da kaybedilmesine neden olabiliyor.

Özellikle sporcu altyapısında başarı elde etmenin yolu; gerekli yatırımların yapılması, iyi bir tarama ve eğitim sisteminin kurulmasının yanı sıra, sistemin çalışmasına zaman tanınması ve beklenen sonuçların elde edilmesi için sabır gösterilmesinden geçiyor. Sabırsızlık ile sağlıklı bir altyapının oluşturulması ve işletilmesi mümkün değildir.

Bununla birlikte özellikle son 10-15 yılda Fenerbahçe’de bu alanda bir çok olumlu gelişme yaşandığı görülüyor. Öncelikle Fenerbahçe yönetimlerinin geçici sportif başarısızlıklarda günlük kararlar yerine daha uzun vadeli değerlendirmelerle  kararlar aldığı, bu sayede geçmişe göre teknik direktörlerin çalışma sürelerinin önemli oranda arttığı, sezon ortasında teknik direktörlerin görevine son vermelerin artık yaşanmadığını ifade etmek gerekiyor.

Bunun yanı sıra sporcuların yaptıkları hatalarda kolay bir şekilde dışlanmadığı, aksine güçlü bir şekilde destek gördüğü, bu sayede geçmiş dönemlere göre sporcu ve futbolcuların Fenerbahçe’de görev yapma sürelerinin önemli oranda arttığı, bir transfer döneminde yalnızca gerekli ve az sayıda transfer yapılmasına özen gösterildiği, geçmişte sıkça görülen çok sayıda transfer yapma yaklaşımının terk edildiği, sporcu altyapısına daha fazla yatırım yapıldığı ve sabırla desteklendiği görülüyor.

Ayrıca, Fenerbahçe taraftarının genel olarak geçici sportif başarısızlıklardan etkilenmeyen sabır, sağduyu, tahammül ve olgunluğa eriştiği, sonuçların yanı sıra mücadeleye de büyük önem verdiği, kısa vadeli değerlendirmeler yerine daha uzun vadeli değerlendirmelerle bakmaya başladığı ve sportif başarıların yanı sıra kurumsal başarıları da dikkate aldığı ifade edilebilir.

Fenerbahçe’nin son yıllarda artan ve istikrarlı hale gelen sportif başarılarının önemli nedenlerinden birisini de bu değişimde aramak gerekiyor. Fenerbahçe yönetimi ve taraftarlarının bu uygulamaları daha da ileri düzeye taşıması, takımlara ve altyapıya daha fazla sabır göstermesi ve zaman tanıması daha büyük ve istikrarlı sportif başarıların da anahtarı olacaktır.

Gürdoğan Yurtsever

Tekstil Bankası A.Ş.

 İç Kontrol, Uyum ve Mevzuat Başkanı/

Türkiye İç Denetim Enstitüsü (TİDE)

Yönetim Kurulu Başkanı

www.fenerbahcekitap.com

www.icdenetim.net

admin@fenerbahcekitap.com

 

Spor alanında son dönemlerde yaşanan endüstrileşme süreciyle kulüplerin gelirleri arttı ve çeşitlendi. Geçmiş dönemlerde yalnızca bilet gelirleri varken, günümüzde yayın, sponsorluk ve ürün satış gibi daha farklı gelirler ortaya çıktı. Kulüpler tarafından ticari alanda faaliyet gösteren şirketler kuruldu. Halka açılmalar yaşandı. Yeni stadyumlar ve tesisler yapıldı.

Bütün bunlar spor kulüplerinin bütçelerinde büyük artışlara neden olmakla birlikte kulüplerin karşı karşıya bulunduğu riskleri artırdı ve daha zor yönetilebilir hale dönüştürdü. Sporun bu yeni normaline ayak uyduramayan ve gerekli dönüşümü sağlayamayan kulüpler rekabette geride kalıyorlar.

Spor kulüplerinin mevcut ve artan risklerden korunmaları, kurumsal yapılarını güçlendirmeleri, varlıklarını gelecek nesillere güçlü bir şekilde taşıyarak sürdürülebilir olmaları ve istikrarlı sportif başarılar kazanmaları için kurumsallaşmaları önem taşıyor.

Bunun yolu da şeffaf olmaktan, kamuoyu ile açık ve anlaşılır bilgi paylaşmaktan, uzun vadeli stratejiler ve planlar geliştirmekten, yasal düzenlemelere uyum sağlamaktan, sosyal sorumlulukları dikkate almaktan, hesap verebilir yönetim yapıları oluşturmaktan, tutarlı yönetsel kararlar ve uygulamalardan, profesyonel ve uzman kadro istihdam etmekten, riskleri yönetecek kontrol mekanizmalarını etkinleştirmekten ve kulüp içinde kurumsallaşma kültürü oluşturmaktan geçiyor. Bunun için de öncelikle zihniyet dönüşümü gerekiyor.

İç denetim, kurumsallaşmaya katkı sağlar.

Kurumsallaşma, pek çok bileşenin bir araya gelmesiyle başarılabilecek bir olgudur. Kulüplerin kurumsallaşmasına katkı sağlayabilecek en önemli faaliyetlerden birisi de iç denetimdir. Bir güvence ve danışmanlık faaliyeti olan ve tüm dünyada uygulanan iç denetim, operasyonların etkin ve verimli olması, risklerin neden olabileceği kayıpların azaltılması, hata, hile ve suistimallerin önlenmesi gibi faydalarının yanı sıra kulüplerimizin kurumsallaşmalarına da önemli katkılar sağlayabilir.

Bu nedenle büyük, küçük tüm kulüplerin iç denetimden yararlanması gerekiyor. Zaten birer dernek olan kulüplerin tabi olduğu dernekler mevzuatında iç denetimin esas olduğu belirtiliyor.  Özellikle büyük bütçeli ve şirketleri olan kulüplerde iç denetim birimlerinin kurulması ve iç denetçi istihdamı önem taşıyor. Küçük bütçeli kulüplerin ise personel istihdam etmeden bu hizmeti dışarıdan uzmanlardan almaları mümkün.

Son yıllarda özellikle büyük kulüplerde iç denetim birimlerinin kurulduğu görülüyor. Fenerbahçe de bu ihtiyacı görerek iç denetim birimi kurdu ve bu birimde profesyonel iç denetçiler görevlendirdi. İç denetim birimi, Denetim Komitesi’ne bağlı olarak faaliyet gösteriyor. Birimin yürüttüğü denetim çalışmaları giderek daha da etkin bir hale geliyor. Fenerbahçe bu şekilde risklerini daha etkili bir şekilde yönetmeye çalışıyor.

“Sporda kurumsallaşmanın tam saha güvencesi: İç denetim” paneli gerçekleştirildi.

Türkiye’deki iç denetim uygulamalarının uluslararası standartlarda yürütülmesini sağlamak amacıyla faaliyetlerini sürdüren Türkiye İç Denetim Enstitüsü (TİDE) tarafından, Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD) İstanbul Şubesi işbirliği ile 27 Ocak 2015 tarihinde Sabancı Center’da “Sporda Kurumsallaşmanın Tam Saha Güvencesi: İç Denetim” Paneli düzenlendi. Açılış konuşmalarından birisini Kulüpler Birliği Başkanı Göksel Gümüşdağ’ın yaptığı paneli Garanti Bankası Yönetim Kurulu Üyesi ve Denetim Komitesi Başkanı Cüneyt Sezgin yönetti.

Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Deniz Gökçe, Futbol Ekonomisti Tuğrul Akşar, TSYD Eski Genel Başkanı ve Spor Yazarı Onur Belge, TİDE Başkanı Gürdoğan Yurtsever, Beşiktaş Jimnastik Kulübü İç Denetim Müdürü Namık Kemal Şahin, Fenerbahçe Spor Kulübü İç Denetim Müdürü Vedat Uslusoy ile Süper Lig Hakemi ve aynı zamanda Ekonomi Bakanlığı İç Denetim Başkanı Bülent Yıldırım’ın panelist olduğu etkinlikte sporda kurumsallaşma ve iç denetim masaya yatırıldı.

Konusunun uzmanı olan panelistler tarafından, “Türk sporunun gelir yaratma sorunu olmadığı, fakat elde edilen gelirlerin etkin ve verimli yönetilemediği, bunu sağlamanın yolunun kurumsallaşmadan geçtiği, kurumsallaşmanının olmazsa olmaz unsurunun da iç denetim olduğu, kulüplerin iç denetim faaliyetinden daha fazla yararlanmalarının önemli olduğu” vurgulandı.

Spor ekonomisinin günümüzde ulaştığı aşamada kurumsallaşma ve iç denetim bir zorunluluk haline geldi. Gerek kulüplerin, gerekse de federasyonların bunu iyi analiz ederek  kurumsallaşma yolunda adımlar atmaları ve bu süreçte iç denetimin güvence ve danışmanlık fonksiyonundan yararlanmaları gerekiyor.

Bu yöndeki gelişim, kulüpleri kurumsal olarak daha güçlü hale getireceği ve geleceğe daha güçlü taşıyacağı gibi hem kulüp, hem de ülke bazında daha büyük ve istikrarlı sportif başarıların kazanılmasına da zemin oluşturacaktır.

Gürdoğan Yurtsever

Tekstil Bankası A.Ş.

 İç Kontrol, Uyum ve Mevzuat Başkanı/

Türkiye İç Denetim Enstitüsü (TİDE)

Yönetim Kurulu Başkanı

www.fenerbahcekitap.com

www.icdenetim.net

admin@fenerbahcekitap.com

Transfer bugün, altyapı ise gelecektir.

admin On Mayıs - 7 - 2017

Spor ve özellikle de futbolda en fazla dile getirilen konulardan birisinin de “altyapı” olduğunu ifade etmek yanlış olmayacak. Konuyla ilgili bir çok kişi, kulüplerin altyapılarının olması, bu altyapılarda iyi bir tarama ve eğitim sistemi oluşturulması, genç sporcu ve futbolcuların buralarda eğitilmesi, iyi bir altyapı kazandırıldıktan sonra A takımlara yükselmelerinin önemi ve faydalarından bahsediyor.

Gerçekten de kulüplerin işler altyapı sistemlerine sahip olmasının pek çok maddi ve manevi faydasından bahsetmek mümkün. Altyapılarda yetişen ve A takımlara yükselen sporcular sayesinde futbolcu transferlerine gidecek yüksek bedeller kulüpte kalabilmekte, diğer kulüplere transferleri durumunda kulüp önemli bonservis gelirleri elde edebilmektedir. Bunların yanı sıra altyapılarda kulübün kültürü ile yetişen sporcuların kulübün hedeflerini benimsemesi daha kolay olabilmekte, bu da hedeflerin gerçekleştirilmesi sürecinde önemli avantajlar getirmektedir. Ayrıca gençlerin zamanlarını sporla geçirmeleri, yeteneklerin zamanında keşfedilmesi ve eğitilmesi açılarından altyapıların önemli toplumsal faydaları söz konusudur. Buralarda yetişen genç yetenekler, sonraki dönemlerde milli takımlarda görev alarak, ülke başarılarına da önemli katkı sağlamaktadırlar.

Avrupa’daki en büyük bütçelere sahip ve istediği futbolcuları transfer edebilecek kulüplerin bile altyapıya son derece önem verdikleri, bu konularda önemli yatırımlar yaptıkları, işler sistemler kurdukları ve altyapıdan gelen bir çok futbolcuya A takım kadrolarında yer verdikleri görülüyor. Fakat ülkemiz sporundaki en önemli sorunlardan birisinin de bu alanda olduğunu ve sürekli konuşulmasına rağmen bazı istisnalar dışında işler bir altyapı yaklaşımının kulüplerimizde bir türlü oluşturulamadığını belirtmek gerekiyor.

Sportif altyapı için öncelikle kurumsal altyapının oluşturulması gerekiyor

Bu aşamada altyapının yalnızca sportif bir içeriğe sahip olmadığını, spor kulüplerinin kurumsal altyapılarının sportif altyapıdaki başarı ve başarısızlıkları da doğrudan etkilediğini ifade etmek gerekiyor. “Kurumsal altyapısı” yeterli olmayan bir kulübün sportif altyapısının da istikrarlı bir başarı elde etmesi mümkün değildir. Ne kadar yetenekli gençler bulursanız bulun, onlara modern tesisler, modern çalışma imkanları ve modern eğitim olanakları sunamazsanız istenen sonuçların elde edilmesinin mümkün olamayacağı açıktır.

Bu nedenle sportif altyapıda başarı elde edilebilmesi için öncelikle kurumsal altyapının oluşturulması gerekiyor. Bunun için de yeni tesisler yapılması, bu tesislerde sporculara modern çalışma ortamlarının sağlanması, kulübün gelirlerinin artırılması, bütçesinin büyütülmesi, etkili bir kulüp yönetim sisteminin oluşturulması, kulübün uzun vadeli planlamalar ile yönetilmesi önem taşıyor.

Fenerbahçe’nin tarihinin büyük döneminde en çok yabancı kaldığı konulardan birisi de sportif altyapıdır. Sürekli bunun öneminden bahsedilmesine rağmen Fenerbahçe, üst yapı-altyapı seçeneğinde tercihini tarihinin büyük bölümünde “üst yapı”dan yana kullanmış, başarının yalnızca “iyi futbolcu” transfer edilerek sağlanabileceğine inanılmıştır. Özellikle  2000’li yıllar öncesinde, Fenerbahçe için transfer yapmak günü kurtarmanın kısa yoldan çözümüydü. Hatta “Fenerbahçe’nin altyapıyla işi yoktur, yetişen futbolcuları bulur, parayı basar ve alır” gibi söylemlerle bu yaklaşım meşru hale getirilmiştir. Bu nedenle bu alanda bir türlü başarı elde edilememiş, Fenerbahçe altyapıdan futbolcu yetiştirmenin özellikle maddi anlamda sağladığı büyük fırsatlar ile neredeyse hiçbir döneminde tanışma imkanına sahip olamamıştır.

Bununla birlikte özellikle 2000’lerden sonra Fenerbahçe’nin kurumsal altyapısını güçlendirmeye önem verdiğini ifade etmek gerekiyor. Fenerbahçe, tesisleşme hamlesi ile bir çok yeni tesis sahibi olmuş, eski tesislerini yenilemiş, yapılan tesislerin içlerini sporcuların bilimsel çalışmalar yapmalarına imkan tanıyacak modern teknik donanımlar ile donatmış, yeni ve sürekli gelir kaynakları oluşturmuş, bütçesini büyütmüştür. Fenerbahçe yeni projelerle kurumsal altyapısını güçlendirmeye devam ediyor. Kurumsal altyapının güçlenmesi sayesinde sportif başarılar geçmiş dönemlere göre kıyas götürmez biçimde arttı ve istikrarlı hale geldi.

Altyapıda başarı için gerekli sabır gösterilmeli

Bunun yanı sıra geçmiş dönemlerle kıyaslandığında “sporcu altyapısı” açısından da çeşitli atılımların yapıldığı, gayretlerin arttırıldığı, altyapıdaki gençler için modern tesisler ve çalışma şartları oluşturulduğu, yaş gruplarına göre minik ve genç takımlar kurulduğu, gençlik geliştirme programının uygulamaya alındığı, bir çok şehirde futbol okullarının açıldığı, futbolcu taramalarına önem verildiği görülüyor. Fakat, bu konuda sağlanan başarının “sınırlı” olduğunu ve istikrarın henüz sağlanamadığını ifade etmek yanlış olmayacak. Bunun da temel nedeni “sabırsızlık.” A takıma çıkan bir oyuncudan hemen bir yıldız gibi oyun beklenilmekte, doğal olarak göremeyince tepkiler oluşmakta, bu da genç sporcunun gelişimine olumsuz etkilerde bulunmakta ve dışlanmasına neden olmaktadır.

Sporcu altyapısına yapılan yatırım, ancak sabır ile başarılabilecek, hemen sonuç vermesi mümkün olmayan bir süreçtir. Sabırsızlık ile sağlıklı bir altyapının oluşturulması ve işletilmesi mümkün değildir. Fenerbahçe taraftarları, artık genç futbolculara sabır göstermek konusunda önemli bir aşama kaydetti. İnternet ve sosyal medyada yapılan yorumlarda ve çeşitli anket sonuçlarında bunu açıkça görmek mümkün. Taraftarlar geçmişte olduğu gibi yaşlı yıldız futbolcular yerine artık isimsiz ama yetenekli gençleri takımda görmeyi daha fazla istiyorlar.

Bu nedenle Fenerbahçe’deki altyapı sisteminin daha da etkili ve işler hale getirilmesi, gerekli yatırımların yapılması, istikrarlı bir tarama ve eğitim sistemi kurulması, nitelikli eğitmenlerin görevlendirilmesi, pilot takım uygulaması gibi tutarlı politikalar geliştirilmesi, cesur ve kararlı bir şekilde genç sporculara A takım kadrolarında şans verilmesi, yönetimin ve taraftarların onlara güvenmesi, desteklemesi ve sabır göstermesi gerekiyor.

“Transfer bugün, altyapı ise gelecektir.” Artık uzun vadeli planlamalar ile yönetilen ve dünya kulübü olma hedefine yürüyen Fenerbahçe’nin altyapı sisteminin de daha etkili ve işler hale getirilmesi, daha fazla sporcunun A takımlara çıkmasına imkan tanınması gerekiyor. Günümüzde transfer piyasalarında gündeme gelen büyük maliyetler düşünüldüğünde başka çare de yoktur. Bu yapılabildiği takdirde hem Fenerbahçe, hem Türk sporu ve futbolu, hem de gençlerimiz kazançlı çıkacaktır.

Gürdoğan Yurtsever

Tekstil Bankası A.Ş.

 İç Kontrol, Uyum ve Mevzuat Başkanı/

Türkiye İç Denetim Enstitüsü (TİDE)

Yönetim Kurulu Başkanı

www.fenerbahcekitap.com

www.icdenetim.net

admin@fenerbahcekitap.com

Fenerbahçe’de son dönemlerde artan kurumsallaşma çalışmalarının bir adımı da Denetim Komitesi’nin kurulması oldu. Denetim komiteleri, tüm dünyada önemi giderek artan yapılanmaların başında geliyor. Fenerbahçe’nin bu komiteyi ilk kuran kulüplerin başında gelmesi de oldukça önemli bir gelişme.

Denetim Komitesi’nin öncelikle Denetleme Kurulu’ndan farklı bir yapılanma olduğunu vurgulamak gerekiyor. Bilindiği üzere dernek statüsünde olan kulüplerde ilgili mevzuat gereğince en az üç asil ve üç yedek üyeden oluşan denetleme kurulları bulunuyor. Bu kurullar genel kurul tarafından seçiliyor ve kulüplerin tüzüklerinde belirtilen sürelerle görev yapıyor. Fenerbahçe’de de tüzük gereği üç yıllığına genel kurul tarafından seçilen ve ona karşı sorumlu olan Denetleme Kurulu bulunuyor.

Bu kurullar kulübün tüzükte belirtilen amaçlar doğrultusunda faaliyet gösterip göstermediğini, hesap ve kayıtların mevzuata ve tüzüğe uygun tutulup tutulmadığını belirli aralıklarla denetleyerek yönetim kurulu ve genel kurula sunuyor. Fakat bu kurulların, gerçek bir denetim işlevi göremediği, şekli ve kısmi denetimler yapabildiği biliniyor. Zaten yapıları itibarıyla, tam zamanlı çalışmayan ve fahri nitelikte üst kurullar olduğundan, bu kurullardan gerçek anlamda denetim yapmalarını beklemek de doğru değil.

Denetim komitesi yönetim kurulu bünyesinde oluşturulan bir komitedir

Denetim komiteleri ise kurum veya şirket yönetim kurulunun bünyesinde oluşturulan ve yönetim kurulunun alt komitesi niteliğindeki yapılanmalardır. 2000’li yılların başlarında bir çok ülkede yaşanan büyük şirket skandalları ve muhasebe hileleri, bağımsız ve etkili bir denetimin önemini ortaya koydu, riskleri yönetmenin gerekliliği anlaşıldı. Bir çok farklı konuyla uğraşan yönetim kurullarının kontrol, risk yönetimi ve denetim gibi konulara yeteri kadar zaman ayıramadığı ve bunun da önemli risklere ve zararlara neden olduğu görüldü.

Bunun sonucunda yönetim kurullarının en önemli fonksiyonlarından olan gözetim ve kontrol fonksiyonunu ön plana çıkaran düzenlemeler yapıldı, yönetim kurullarının sorumlulukları artırıldı. Bunun bir yansıması olarak da denetim komiteleri oluşturulması öngörüldü. Komitenin üye sayısı çeşitli ülke uygulamalarında farklılık gösteriyor. Bununla birlikte denetim komiteleri genel olarak en az iki yönetim kurulu üyesinden oluşuyor. Komite üyelerinin bağımsız olması ve icrai bir görevinin bulunmaması önem taşıyor.

Yönetim kurulunun gözetim fonksiyonunu işlevsel hale getiriyor

Denetim komiteleri fiilen denetim yapan organlar değildir. Yönetim kurulunun gözetim ve kontrol fonksiyonlarını yerine getirmesinde yardımcı olan, işlevsel hale getiren, yönetim kurulunu kurumdaki riskler ve eksiklikler konusunda bilgilendiren ve karar almasına imkan sağlayan, yönetim kurulu ile denetim birimleri arasında köprü görevi gören denetim komiteleri çağdaş yönetim uygulamalarında oldukça önemli bir yere sahip. Ülkemizde de SPK ve BDDK tarafından yapılan düzenlemelerle halka açık şirketlerde ve bankalarda denetim komitesi kurulması zorunlu hale getirildi.

Denetim komitelerinin bir çok sorumluluğu bulunuyor. Kurumun iç kontrol ve risk yönetimi sistemlerinin etkin ve yeterli olmasını, muhasebe ve finansal raporlama sisteminin şeffaf ve güvenilir olmasını gözetmek, bağımsız denetim kuruluşunun yeterliliğini ve faaliyetlerini değerlendirmek, iç denetim planlarını onaylamak, denetim birimlerinin koordinasyonunu sağlamak, denetim bulguları ve aksiyon takipleri ile ilgili değerlendirme yapmak gibi hususları bu kapsamda belirtmek mümkün.

Gerek dünyada gerekse de ülkemizde henüz yeni olsa da denetim komiteleri kurumsal yönetimin yerleşmesi ve risklerin azaltılması açılarından kurumlarda önemli bir rol üstleniyor ve değer katıyor. Bu süreçte denetim komitelerine yüklenen rol ve sorumluluklar da artıyor. Başarılı bir denetim komitesi uygulaması için, yönetim kurulunun konuya önem vermesi, komitede görevlendirilen üyelerin konuyla ilgili uzmanlığının bulunması, komite yönetmeliğinin yönetim kurulu tarafından onaylanması, komitenin düzenli toplantılar yapması, gerektiği zaman diğer birimlerden veya dışarıdan danışmanlık hizmeti alması gibi hususlar önem taşıyor.

Denetim Komitesi, Fenerbahçe’nin kurumsallaşmasına önemli katkılarda bulunuyor

Denetim komiteleri, günümüzde bir çok şirketi bünyesinde barındıran ve adeta holding haline dönüşen spor kulüpleri için de oldukça önemli ve faydalı yapılanmalardır. Fenerbahçe Futbol A.Ş.’de SPK mevzuatı gereğince zaten denetim komitesi bulunuyor ve bu komite 3 ayda bir toplanıyor. Fakat spor kulüplerinde denetim komitesi kurulmasına yönelik herhangi bir zorunluluk bulunmuyor. Fenerbahçe’nin zorunluluk olmasa da bu ihtiyacı görerek denetim komitesi kurması, kurumsallaşma çabalarının yeni bir boyutu ve oldukça da önemli.

Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Denetim Komitesi; İki yönetim kurulu üyesi, seçimle gelen denetleme kurulu üyeleri ve iç denetim direktöründen oluşuyor. Komitenin başkanı yönetim kurulu üyesi Sn. Tahir Perek. Komitede görev yapan diğer yönetim kurulu üyesi ise aynı zamanda Fenerbahçe’deki kurumsallaşma çalışmalarının da sorumlusu olan Sn. Ender Alkaya.

Komite yönetmeliği, yönetim kurulu tarafından onaylanmış durumda. Komitenin iç denetim, bağımsız denetim, finansal raporlar, performans değerlendirme gibi konularda bir çok görevi bulunuyor. Denetim komitesi her ay toplantı yapıyor ve önemli konularda yönetim kurulunu bilgilendiriyor. İç denetim birimi denetim komitesine bağlı olarak görev yapıyor ve komiteye raporluyor.

Fenerbahçe, kurumsallaşma çalışmalarını her geçen gün ileriye taşımaya çalışıyor. Denetim Komitesi kurulmasını da bunun bir adımı olarak görmek gerekiyor. Diğer kulüplere de örnek olacak nitelikteki bu model uygulama, risklerin azaltılmasına ve kulübün kurumsallaşmasına önemli katkı sağlıyor. Bu nedenle yönetim kurulunun denetim komitesine her zaman önem ve değer vermesi, denetim komitesinin de bu sorumluluğunu etkili bir şekilde yerine getirmesi ve geliştirmesi büyük önem taşıyor.

Gürdoğan Yurtsever

Tekstil Bankası A.Ş.

 İç Kontrol, Uyum ve Mevzuat Başkanı/

Türkiye İç Denetim Enstitüsü (TİDE)

Yönetim Kurulu Başkanı

www.fenerbahcekitap.com

www.icdenetim.net

admin@fenerbahcekitap.com

Beşiktaş Kulübü’nde 1984-2000 yılları arasında başkanlık yapmış olan Süleyman Seba, 13 Ağustos 2014 tarihinde vefat etti. Dürüst, mütevazi, hoşgörülü, alçakgönüllü, sağduyulu, karşısındakine saygı duyan, eleştiriye açık, ilkeli ve çalışkan bir kişi olarak bilinen Süleyman Seba, bu özellikleri nedeniyle rakipleri tarafından bile sevilmeyi başarmış ender ve örnek kişilerden birisiydi. Sportif rekabeti, dostluk, etik değerler ve saygı temeline oturtan Süleyman Seba’nın vefatı ile sporumuzda yeri doldurulamaz nitelikte bir boşluk oluştuğunu ifade etmek yanlış olmayacak.

Bununla birlikte kendisini yalnızca insani özellikleriyle değerlendirmenin eksik bir yaklaşım olacağını ifade etmek gerekiyor. Sporun ve özellikle de futbolun gelir kaynaklarının artmaya başladığı, televizyon yayın gelirleri ve sponsorluk gelirleri başta olmak üzere yeni gelir kaynaklarının oluştuğu ve giderek daha fazla endüstri haline gelmeye başladığı bir dönemde başkanlık yapan Süleyman Seba, değişimin dinamiklerini ilk yakalayan ve bunun gerekliliklerini yerine getiren kişilerin başında geliyordu. Bu sayede spor yönetimi açısından dönemine göre ileri nitelikte yeniliklere imza atmıştı.

Tesisleşmenin önemini ilk kavrayan kişilerdendi

Süleyman Seba’nın spor yönetimimize getirdiği en önemli yeniliklerden birisinin tesisleşme yaklaşımı olduğunu belirtmek gerekiyor. Kulübün zengin kişilere bağımlı olmadan ayakta kalmasının ekonomik olarak güçlü olmaktan ve bunun da öncelikle tesisleşmeden geçtiğini gören Süleyman Seba’nın başkanlığı döneminde Fulya Stadı ve Kamp Tesisleri, Akaretler’de BJK Plaza, Yeşilköy, Pendik ve Çilekli tesisleri ile BJK Koleji yapıldı. Beşiktaş’ın şu anda kamp tesislerinin bulunduğu Ümraniye’deki arazi kulübe kazandırıldı. Ayrıca yine kendisinin girişimleriyle İnönü Stadı 1998’de 49 yıllığına kulübe devredildi.

1980’lerin başında maddi yönden büyük sıkıntılar yaşayan Beşiktaş onun döneminde tesis zengini bir kulüp haline geldi. Bu tesisler kulübü ekonomik olarak daha güçlü hale getirirken, düzenli gelir kaynaklarına da kavuşturdu. Beşiktaş gazetelerin spor sayfalarından ekonomi sayfalarına taşındı ve özellikle plazalardan elde ettiği kira gelirleri haberleriyle anılmaya başladı. Diğer büyük kulüplerin henüz tesisleşmenin ve ekonominin önemini kavrayamadığı bu dönemlerde Beşiktaş yaptığı bu atılımın da katkısıyla daha istikrarlı sportif başarılar elde etti.

Altyapının ve istikrarın önemini kanıtladı

Süleyman Seba’nın Türk spor yönetimine getirdiği en önemli yeniliklerden birisi de altyapının ve istikrarın önemini uygulamalı olarak ortaya koymasıdır. Kendisinin başkanlığı döneminde Beşiktaş’ın altyapısından bir çok geç futbolcu A takıma çıktı, bir çok genç futbolcuyu Türk futboluna kazandırdı. Böylece hemen yer yıl ya şampiyon olan ya da şampiyonluğa oynayan bir takım ortaya çıkardı. Beşiktaş ilk defa onun döneminde üç kez üst üste şampiyon olmayı başardı. Bu şekilde gereksiz transferlere gereksiz paralar harcamadı ve kulübü ekonomik olarak daha fazla güçlü ve ayakları yere sağlam basar hale getirdi. Beşiktaşın altyapı yaklaşımı diğer kulüpler için örnek gösterilen bir seviyeye ulaştı.

Bunun yanı sıra Süleyman Seba, istikrarın da sportif başarıların temeli olduğunu gösterdi. Teknik direktörlerle uzun yıllar çalışmayı başardı, bir çok futbolcu transfer etmek yerine takımın iskeletini koruyarak yalnızca bir kaç transferle takviye etme politikasını uyguladı. Bu da takımdaki uyumu güçlendirdi ve sportif başarıların istikrarlı hale dönüşmesine katkı sağladı. Kendisinin 16 yıl gibi uzun bir süre başkanlık yapmasının ve kulüpte istikrarlı bir yönetim yapısının oluşmasının da bu sonuçlarda etkili olduğunu belirtmek gerekiyor.

Kıymeti yeteri kadar anlaşılamadı

Süleyman Seba yaptıklarıyla Beşiktaş’ı hem maddi anlamda hem de sportif anlamda önemli bir yere taşıdı. Halen kendisinin yaptığı tesislerin dışında yeni bir tesis yapılmadığı, hatta o dönemde yapılan bazı tesislerin satıldığı ve yıkılarak konut projelerine dönüştürüldüğü, stadyumun yenilenmesi konusunda ise yeni adım atılabildiği görülüyor.

Süleyman Seba’nın yaptıklarını daha ileriye taşımak ve daha güçlü bir kulüp haline gelmek imkanı varken, bunun kıymetinin bilinmeyerek tersinin tercih edildiğini, gazete sayfalarında Beşiktaş’ın daha fazla yer bulması için popüler transferler yapılması talepleriyle küstürüldüğünü, tesisleşme yaklaşımının terk edildiğini, altyapı ve istikrar kavramlarına yeteri kadar değer verilmeyerek milyonlarca dolarlık gereksiz transferlerle hem kulübün büyük bir borç yüküne girdiğini, hem de takım uyumunun bozularak sportif açıdan istikrarsızlığa sürüklendiğini ifade etmek yanlış olmayacak.

Süleyman Seba’nın açtığı yoldan Aziz Yıldırım devam etti

Spor ve futbol alanındaki endüstriyelleşmenin yeni başladığı dönemlerde kulübün ekonomik olarak güçlü olmasının önemini ilk fark eden ve bunun gerektirdiği tesisleşme, düzenli gelir kaynakları oluşturma gibi atılımlarla dönemine göre ileri uygulamalara yer veren Süleyman Seba’nın açtığı yoldan giden kişi ise Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım oldu.

Aziz Yıldırım, Türk spor tarihinin bugüne kadarki en büyük tesisleşme hamlesi ile stadyumu yeniledi, bir çok yeni tesis yaptı, eski tesislerin tümünü yeniledi ve Fenerbahçe’yi tesis fakiri bir kulüp konumundan tesis zengini bir kulüp haline getirdi. Bunun yanı sıra ürün satışları için Fenerium başta olmak üzere farklı alanlarda hizmet sunan şirketler kurdu, yeni gelir kaynakları oluşturdu, yayın, reklam ve sponsorluk gelirlerinde önemli artışlar sağlayacak çalışmalar gerçekleştirdi. Böylece Fenerbahçe’nin gelirleri ve bütçesi büyüdü. Bu hamle yeni projelerle devam ediyor.

Aynı şekilde Süleyman Seba’nın kulüp yönetiminde ve takımlarda istikrarın önemini gösteren uygulamalarını Fenerbahçe güçlü bir şekilde uygulayarak istikrarsızlıktan kurtuldu, yönetsel ve sportif istikrara kavuştu. Başkan ve yönetimin sık değişmemesi Fenerbahçe’yi uzun vadeli planlamalar ile yönetme imkanı sağladı. Sportif açıdan futbolda bir çok şampiyonluk kazanıldı, hemen her yıl son ana kadar şampiyonluk yarışının içinde olundu, Avrupa’da tarihin en başarılı sonuçları elde edildi, diğer branşlarda hem ulusal, hem de uluslararası alanda büyük başarılar elde edildi.

Tüm kulüplerin Süleyman Seba’nın başlattığı ve Aziz Yıldırım’ın daha güçlü bir şekilde devam ettirdiği çağdaş spor yönetimi yaklaşımlarına sarılmaları ve kulüplerini ileriye götürecek bu uygulamalarda ısrar etmeleri gerekiyor.

Gürdoğan Yurtsever

Tekstil Bankası A.Ş.

 İç Kontrol, Uyum ve Mevzuat Başkanı/

Türkiye İç Denetim Enstitüsü (TİDE)

Yönetim Kurulu Başkanı

www.fenerbahcekitap.com

www.icdenetim.net

admin@fenerbahcekitap.com

Spor kulüplerinin artan ticari faaliyetleri, büyüyen bütçeleri ve karmaşıklaşan işlemleri kulüplerin karşı karşıya bulunduğu risklerin boyutlarını büyütürken, aynı zamanda yeni risklerle tanışmalarına da neden oluyor. Bu kapsamda spor kulüplerinin, özellikle piyasa, operasyonel, uyum ve itibar gibi çeşitli risk türleriyle karşı karşıya bulunduğunu belirtmek gerekiyor.

Piyasa riski, kulüplerin portföylerinde yer alan varlıkların, piyasada belirlenen faiz oranı ve döviz kuru gibi nedenlerle değerlerinde azalma olması ihtimalini ifade ediyor. Finansal piyasalardaki dalgalanmalar faiz ve kurlarda önemli değişikliklere neden olabiliyor. Günümüzde birer şirket portföyüne sahip olan kulüpler piyasadaki gelişmelerden ve risklerden doğrudan etkileniyor. Kulüplerin bilançolarındaki gelir ve gider kalemlerinin farklı döviz cinslerinden olması, kur dalgalanmalarında önemli zararlara neden olabiliyor. Benzer şekilde piyasadaki faiz oranlarının yükselmesi kulüplerin borçlarının artmasına sebebiyet verebiliyor. Bunların yanı sıra nakit akışında yaşanabilecek dengesizlikler kulüplerin ödemelerini ve yükümlülüklerini zamanında yerine getirememesine veya daha yüksek maliyetle borçlanmasına neden olabiliyor.

Operasyonel risk, kulüplerin günlük faaliyetleri esnasında kontrol yapısının yetersizliği, yanlış uygulamalar, kişiler, sistem veya dışsal sebeplerle meydana gelebilecek zarara uğrama ihtimalini ifade ediyor. Çalışanlar tarafından yapılabilecek hatalar ve hileler, kulüp dışındaki kişilerle yapılan işlemlerde karşılaşılabilecek dolandırıcılıklar, yöneticiler tarafından alınabilecek yanlış kararlar, iş süreçlerinin yanlış oluşturulması, ödeme takip sistemindeki aksaklıklar, teknolojik yetersizlikler, doğal afetler gibi çok çeşitli operasyonel nitelikli riskler kulüplere önemli zararlar verme potansiyeline sahip.

Uyum riski, kulüplerin yürürlükteki yasal düzenlemeler, FIFA ve UEFA gibi yetkili kuruluşlar ile federasyonların düzenlemelerine aykırı davranışlar nedeniyle karşı karşıya kalabileceği yaptırım ihtimalini ifade ediyor. Bu tür uyumsuzluklar, kulüplerin çeşitli cezalarla karşılaşmasına, maddi ve manevi zararlara neden olabiliyor.

İtibar riski, kulüplerin çeşitli nedenlerle ulusal ve uluslararası alanda karşı karşıya kalabileceği güven, saygınlık ve itibar kaybı ihtimalini ifade ediyor. Yasalara, etik kurallara ve genel uygulamalara aykırı olarak yapılan eylemler, kulüplerin gerek taraftarlar, gerekse de kamuoyu nezdinde itibarının ve marka değerinin düşmesine sebebiyet verebiliyor.

Bunların yanı sıra kulüpler, bonservisini elinde bulundurduğu sporcuların sakatlık nedeniyle değerinin düşmesi gibi diğer bazı risklerle de karşı karşıya bulunuyor. Bu risk çeşitlerini daha da arttırmak mümkün. Ayrıca bu risklerin bir çoğunun birbiriyle ilişkisinin bulunduğunu, bazı risklerin diğer bazı risklerin daha da artmasına neden olduğunu ifade etmek gerekiyor.

Bu nedenle kulüpler tarafından bu risklerin farkına varılması, bilinmesi, ölçülmesi ve yönetilmesi büyük önem taşıyor. Bunun da yolu kulüp bünyesinde etkin bir şekilde risk yönetimi, kontrol ve denetim sistemi oluşturulmasından geçiyor.

Risk yönetimi; belirsizliklerin ve kulübün karşı karşıya kalabileceği kayıpların önlenmesi, gelir dalgalanmalarının azaltılması, hızlı karar alma imkanı sağlaması, yapılacak işlerdeki risklerin daha iyi değerlendirilerek sağlıklı karar alınması, karşılaşılabilecek süprizlere hazırlıklı olunması, kaynakların daha etkili ve verimli kullanılması gibi faydaları nedeniyle şirketler ve tüm kurumlar için olduğu kadar spor kulüpleri için de çok önemli bir yönetim aracıdır. Risk yönetimi, kurumları çeşitli olumsuzluklara karşı korumanın yanı sıra fırsatlardan yararlanma imkanını da sağlar.

Kulüp bünyesinde risk yönetimi ve erken uyarı mekanizmalarının oluşturulması, bu konularda uzman personelin istihdam edilmesi, karşılaşılabilecek risklerin bilinmesi ve ölçülmesine yönelik çalışmalar yürütülmesi, riskler konusunda senaryolara ve olasılıklara dayalı raporlama sisteminin oluşturulması, kulüp üst yönetimine bu raporların günlük olarak gönderilmesi, kulüp içindeki teknoloji, iletişim kanalları ve hukuksal yapının güçlendirilmesi, düzenlemelere uyum konusunda tüm çalışanların zamanında bilgilendirilmesi ve eğitilmesi, hata ve hile oluşmasını engelleyecek kontrol yapılarının oluşturulması, çalışanların görev, yetki ve sorumluluklarının açık bir şekilde belirlenmesi, işlemlerde limit, onay ve çapraz kontrol mekanizmalarının oluşturulması, yangın, deprem gibi olağanüstü durumlarda kulüp kayıtlarının zarar görmesini önleyecek yedekleme mekanizmalarının kurulması gibi hususlar bu açıdan büyük önem taşıyor.

Artan ticari faaliyetler, büyüyen bütçeler ve karmaşıklaşan işlemler, spor kulüplerinde risk yönetimini zorunlu hale getirdi. Son 10-15 yılda farklı alanlardaki ticari faaliyetleriyle, kurmuş olduğu şirketlerle, artan gelirleriyle ve büyüyen bütçesiyle adeta bir holdinge dönüşen Fenerbahçe’nin karşı karşıya bulunduğu riskler de giderek artıyor ve çeşitleniyor. Bu risklerin etkin bir şekilde ölçülmesi ve yönetilmesi gerekiyor.

Fenerbahçe’nin 2013 yılından beri yürüttüğü ve giderek genişleyen kurumsallaşma çalışmaları çerçevesinde bu konuda da adımlar attığı görülüyor. Tüm personelin görev, yetki ve sorumluluklarının yazılı hale getirilmesi, yetki ve onay seviyelerinin belirlenmesi, bunların kullanılan sistemlere entegre edilmesi, raporlama sistemi oluşturulması gibi hususları bu kapsamda belirtmek mümkün.

Kulübün kontrol yapısını güçlendiren bu adımlar, Fenerbahçe’nin karşısındaki riskleri daha etkili bir şekilde yönetmesine, bu şekilde zararlardan korunmasına ve fırsatlardan yararlanmasına imkan vererek, kurumsal yapısını daha güçlü hale getiriyor.

Bu nedenle bu adımların daha da ileriye taşınması, kulübün risk yönetimi, kontrol ve denetim yapısının daha da güçlendirilmesi, bu sistemlerin kulübün dernek yapısı ve şirketlerinin tümünü kapsar bir şekilde işletilmesi, risk yönetimi konusunda yapılacak raporlamaların alınacak kararlarda etkili bir şekilde kullanılması gerekiyor.

Gürdoğan Yurtsever

Türkiye İç Denetim Enstitüsü (TİDE)

Yönetim Kurulu Başkanı

admin@fenerbahcekitap.com

www.fenerbahcekitap.com

www.icdenetim.net

Spor kulüplerinin gelecekleri açısından kurumsal yapılarının güçlü olması büyük önem taşıyor. Bunu sağlamanın yolu da yüksek gelirler elde etmekten, büyük bütçeler oluşturmaktan, uzun vadeli planlamadan, yatırımlar ve tesisler yapmaktan, markalaşmadan, geleceğe yönelik projeler geliştirmekten geçiyor.

Yönetsel istikrar, sistemli, çağdaş, şeffaf ve denetlenebilir bir kulüp yönetimi yapısı, güçlü bir kontrol sistemi, camianın tüm unsurlarında güven ortamının oluşturulması, inanç birliğinin sağlanması gibi konulardaki gelişim de kurumsal yapıya doğrudan etki ediyor.

Bunların yanı sıra, kurumsal yapının, sportif başarıları doğrudan etkilediğini de belirtmek gerekiyor. Yönetsel ve mali alandaki başarı sportif yatırımları artırır, yapılan modern tesislerde sporcular en iyi imkanlarda çalışabilir, farklı sorunlarla uğraşmadan kendini işine konsantre edebilir, bu da sportif başarı için gerekli tüm şartları oluşturur, artan sportif başarılar ise, gelirleri daha da artırır ve kurumsal yapının daha da güçlenmesi için önemli fırsatlar ortaya çıkarır.

1980-90’lı yıllarda Fenerbahçe’nin kurumsal yapısı dirençsiz, kırılgan ve sportif başarılara endeksli bir görünüm sergiliyordu. Fenerbahçe şampiyon olamadığı her yıl çalkantılar yaşanıyor, bir maçta alınan sportif sonuçlara göre acele ve kısa vadeli değerlendirmelerle kararlar alınıyor, sıkça kongreler yapılıyor, yönetimler değişiyor, sık başkan ve yönetici değişiklikleri nedeniyle yönetsel istikrar yakalanamıyor, paralı başkan ve yöneticilere bağımlı yaşanıyor, kulüp kasası başkanın cebi olarak görülüyor, kulübün gizli bilgileri sızarak medyaya yansıyor, durumlara göre alınan kararlar değişebiliyor, çelişkili kararlar alınabiliyor, geleceğe hiç yatırım yapılmıyor, tüm kaynaklar savurgan bir şekilde transferlere harcanıyordu.

Fakat son 10-15 yılda tesisleşme, şirketleşme, markalaşma, gelir yaratma, gelir artırma, bütçe artışı, yönetsel istikrar, kulüp yönetiminde oluşturulan sistem, uzun vadeli planlama, kurumsallaşma, camianın birlik olması gibi konularda sağlanan başarılar nedeniyle Fenerbahçe’nin kurumsal yapısının önemli ölçüde güçlendiği, kurumsal ve standart davranış kalıplarının geliştirildiği, üçüncü şahısların kulüple iletişimindeki kuralların belirginleştiği, dışa kapalı bir yönetim tarzı uygulanması nedeniyle bilgi sızmalarının büyük oranda engellendiği, kısa vadeli değerlendirmeler yerine daha uzun vadeli değerlendirmelere göre kararlar alındığı, elde edilen kaynakların yalnızca transferlere ayrılmadığı, önemli bir kısmının altyapı yatırımlarına ayrıldığı görülüyor.

Bu çok boyutlu gelişmeler, geçmiş dönemlerle kıyaslandığında açık bir kurumsal başarıya işaret ediyor. Kırılgan ve sportif başarılara endeksli kurumsal yapısını, bu bağımlılıktan kurtararak sağlam temellere oturtan Fenerbahçe bu sayede geleceğe daha güvenli bakabilir hale geldi.

Son yıllarda yaşanan ağır travmalara rağmen kulübün ayakta kalmasının birinci nedeni taraftarın büyük desteği iken, ikinci nedeni de Fenerbahçe’nin kurumsal yapısının gücüdür. Fenerbahçe’nin kurumsal yapısı güçlü olmasaydı yaşanan travmaların Fenerbahçe’ye uzun yıllar kaybettireceği ortadadır. Oysa Fenerbahçe, yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen güçlenerek yoluna devam ediyor.

Bütün bu yapılanların etkisiyle son yıllarda sportif başarıların da önemli oranda arttığı ve istikrar kazanmaya başladığı görülüyor. Bu tespiti, futboldan, atletizme kadar faaliyet gösterilen tüm branşlar için yapmak mümkün.

2000’li yıllardan itibaren faaliyet gösterilen tüm branşlarda bir çok şampiyonluk elde edilmiş, hemen her yıl şampiyonluk yarışının içinde olunmuş, bir çok kupalar kazanılmış ve dereceler elde edilmiş, Avrupa kupalarında çeşitli başarılar elde edilmeye başlanılmış, son yıllarda çeşitli dallarda Avrupa Şampiyonlukları kazanılmış, Olimpiyatlar, Dünya ve Avrupa şampiyonalarına katılan Fenerbahçeli sporcular ülkemize çeşitli madalyalar kazandırmış ve dereceler elde etmişlerdir.

Bütün bu kazanılan sportif başarıların temel nedenin, Fenerbahçe’nin güçlenen kurumsal yapısı olduğunu ifade etmek gerekiyor. Kurumsal yapının güçlenmesi, sportif başarıların elde edilmesine uygun şartları ve ortamı hazırladı. Başlangıç dönemlerindeki çeşitli başarısızlıklara ve istikrarsızlıklara rağmen, güçlenen kurumsal yapı nedeniyle son yıllarda Fenerbahçe’nin hemen her branştaki ulusal ve uluslararası sportif başarıları arttı ve daha istikrarlı hale geldi. Bu süreç aynı şekilde sürdürülebildiği takdirde, gelecek dönemlerde sportif başarıların daha da artacağını öngörmek yanlış olmayacak. Artan sportif başarılar ise Fenerbahçe’nin kurumsal yapısı daha da güçlü hale getiriyor.

Spor kulüplerinin bütçeleri ve ekonomik büyüklükleri hızla büyüyor. Yarışın yeni bir düzleme taşındığı, kulüp yönetim kurallarının yeniden yazıldığı bu dönemde bu değişimi anlayamayan ve gerekli dönüşümü sağlayamayan kulüplerin başarılı olmaları giderek zorlaşıyor. Spor kulüplerinin yalnızca sportif odaklı bir anlayışla yönetilmesi yeterli olmaktan uzaklaştı. Artık kulüplerin kurumsal ve ekonomik açıdan günümüzün dinamiklerine uygun bir şekilde yönetilmeleri ve kurumsal yapılarını güçlendirmeleri gerekiyor.

Fenerbahçe’nin kurumsal yapısını daha da güçlendirecek adımlar atması ve projeler geliştirmesi, geleceğe daha güçlü yürümesine ve karşılaşacağı zorlukları daha kolay aşmasına imkan sağlayacağı gibi, özellikle uluslararası alanda daha büyük ve istikrarlı sportif başarılar elde etmesine neden olacaktır. Bu nedenle Fenerbahçe yönetimlerinin her dönemdeki ilk önceliği kurumsal yapıyı daha da güçlendirmek olmalıdır.

Gürdoğan Yurtsever

Türkiye İç Denetim Enstitüsü (TİDE)
Yönetim Kurulu Başkanı

www.fenerbahcekitap.com
www.icdenetim.net
admin@fenerbahcekitap.com

Fenerbahçe Dergisi’nin Nisan 2014 sayısında yayımlanmıştır.

http://www.fenerbahce.org.tr/detay.asp?ContentID=39771

Fenerbahçe takım olmayı nasıl başardı?

admin On Haziran - 11 - 2014

Futbol, basketbol, voleybol gibi takım sporlarında sürdürülebilir başarı elde etmenin yolu bireysel performanslardan daha çok takım performansına bağlıdır. Örneğin bir futbol takımında; futbolcuların birbirini tamamlar özelliklere sahip olması, formsuzluk, ceza, sakatlık gibi durumlarda takımın etkilenmemesini sağlayacak alternatifli kadronun oluşturulması, takımda istikrarın ve rekabetin sağlanması, formanın adaletli verilmesi, herkesin rol ve sorumluluklarını en iyi şekilde yerine getirmesi, futbolcuların birbirinin özelliklerini tanıması, takım çıkarlarının kişisel çıkarların üstünde tutulması, güçlü arkadaşlık bağlarının bulunması, saygıya dayalı sağlıklı bir iletişim ortamının oluşturulması, bilimsel metotlara dayalı çalışma sistemi olması, takımın belirli bir oyun düzeni ve kimliğinin bulunması önemlidir. Bunlar takımın bir bütün halinde hedeflenen başarıları elde etmesine imkan sağlar.

Fakat, “takım” yalnızca futbolculardan ve teknik ekipten oluşmaz. Bunların yanı sıra başkan, yönetim kurulu, divan kurulu, kulüp üyeleri, profesyonel çalışanlar ve taraftarlar gibi camiayı oluşturan tüm unsurların “takım” olabilmesi önem taşıyor.

Sportif başarılar sahada görev yapan futbolcuların mücadelesi sayesinde elde edilmesine rağmen, onların başarılı olmaları için camianın tümünün görev ve sorumluluklarını yerine getirmesi, kenetlenerek bir bütün halinde belirlenen hedefleri gerçekleştirmeye çalışması gerekiyor. Bunun için üyelerin istikrarlı yönetimler seçmesi, kurulların birbirleriyle iletişim ve koordinasyon içinde çalışması, başkan ve yöneticilerin en iyi çalışma imkanları sağlaması, modern tesisler kurması, uzun vadeli planlamalarla kulübü yönetmesi, taraftarların maçlara gelmesi, lisanslı ürünler alması, kötü günlerde dahi desteğini sürdürmesi, diğer profesyonel kulüp çalışanlarının görevlerini yasal düzenlemeler ve etik kurallara uygun bir şekilde yerine getirmesi önemli.

Bununla birlikte Fenerbahçe 1980-1990’lı yılların büyük bölümünde “camia olarak” “takım olmayı başaramayan” bir görüntü sergilemiştir. Sık yaşanan teknik direktör ve futbolcu değişiklikleri, takım ihtiyaçları dikkate alınmadan yapılan plansız transferler, tercih edilen futbol ekolünün hemen her yıl değiştirilmesi, formaların adaletli dağıtılmaması gibi hususlar takım kimliğinin oluşturulamamasına neden olarak sportif istikrarsızlığı doğrudan etkilemiştir.

Bunun yanı sıra sürekli yaşanan kongreler, sık başkan ve yönetici değişiklikleri, üyeler arasında yaşanan gruplaşmalar, iktidar çekişmeleri, kişisel çıkarlar, paralı başkanlara bağımlılık, tesis fakirliği, gelir yetersizliği, kısa vadeli planlamalar, günlük başarıya odaklı zihniyet yapısı, taraftarın sabırsızlığı gibi nedenler kurumsal anlamda da istikrarsızlıklara neden olmuş, bu nedenle Fenerbahçe camiası kaynayan kazanlar ve kısır çekişmeler içinde “takım” olmayı başaramadan uzun yıllar kaybetmiştir.

Fakat, 2000’li yıllardan itibaren yaşanan gelişmeler nedeniyle Fenerbahçe camiasının kendine daha fazla güvenmeye başladığı, daha fazla kenetlendiği ve giderek bir takım görüntüsü vermeye başladığı, son yıllarda ise bu gelişimin daha da hızlandığı görülüyor.

Kulüp üye sayısının yıllar içinde artması sayesinde grupların etkinliklerinin azalması istikrarlı yönetimlerin görev almasına neden olmuş, uzun yıllar görev alabilen yönetimler uzun vadeli planlama ve yatırımlara yönelerek bir çok yeni tesis yapabilmişler, kurumsal altyapıyı güçlendirmişler, lisanslı ürün satışları gibi çeşitli alanlardaki yatırımlar sayesinde gelirler ve bütçe büyüklükleri geçmişle kıyas götürmeyecek biçimde artmıştır. Yönetsel ve ekonomik alanda sağlanan bu başarılar sayesinde camia kendi gücü ve potansiyelinin farkına varmıştır.

Kurumsal başarının zaman içinde sportif başarıya da dönüşmeye başlaması, özellikle son yıllarda faaliyet gösterilen hemen her branşta ulusal ve uluslararası alanda üst düzey başarıların elde edilmesi, taraftarlara da olumlu yansımış, bu gelişimi gören taraftarlar kulübünü sahiplenmiş, desteklerini artırmış, böylece camia birbirine daha fazla kenetlenmiştir.

Yapılan modern tesislerde sporculara en iyi çalışma imkanlarının sağlanması, yıllar içinde teknik direktör ve futbolcuların görev sürelerinin giderek artması, bir zamanlar transfer edilmesi hayal görünen dünya yıldızlarının arka arkaya transfer edilmesi gibi uygulamaların sportif başarıların artması ve istikrar kazanmasında yadsınamaz katkıları bulunuyor.

Fenerbahçe gibi daha 10-15 yıl önceye kadar birleşmeyi başarabilecek en son kulüplerden birisi olarak görülen bir kulübün “birlik olabilmesi”, önceki dönemlerde istikrarsızlığın neden olduğu “güvensizlik” yerine bütün camiada oluşan “güven” duygusu, potansiyel dikkate alındığında çok ciddi bir avantaj getirmiş, kurumsal ve sportif başarıların önünü daha da açmıştır.

Bu bağlamda, Fenerbahçe’de son aylarda en dikkat çekici gelişmelerden birisini de “Biz Bir Aileyiz” sloganı çerçevesinde gerçekleştirilen çeşitli etkinlikler olarak ifade etmek yanlış olmayacak.

Bu kapsamda gerçekleştirilen ilk etkinlik, toplu aile fotoğrafı çektirilmesi oldu. Fenerbahçe’nin başkanından, yönetim kurulu üyelerine, yüksek divan kurulu üyelerinden, kulüp şirketlerinde çalışan profesyonellere, faaliyet gösterilen 9 branşın A takım sporcularından teknik adamlara, idarecilerden çeşitli birimlerde çalışan personele kadar yüzlerce kişi aynı fotoğraf karesinde yer aldı.

Bir spor kulübü açısından ilk olan bu fotoğrafla oldukça etkileyici ve dikkat çekici bir görüntü ortaya çıktı. Bir çok medya organında yer alan bu fotoğraf basit gibi görünmekle birlikte, Fenerbahçe camiasındaki kenetlenmeyi artırma amacı güden yeni bir sürecin de başladığını gösteriyordu.

Bu etkinliği, “aile” metaforunu destekleyen başka etkinlikler takip etti. Yine tüm personelin katıldığı “aile yemeği”, futbol ve basketbol A takımlarının teknik direktörlerinin başkan ile birlikte yemeklerini, başkan ve yöneticilerin aile vurgusu yaptığı çeşitli açıklamaları bu kapsamda belirtmek mümkün.

Fenerbahçe camiası, son yıllarda geçmiş dönemlere kıyasla daha fazla kenetlenmiş ve takım olmayı başarmış bir görüntü sergiliyor. Bu tür etkinlikler ise bu kenetlenmeyi daha da artırıyor. Fenerbahçe’nin büyük bir aile ve takım olmasını sağlayan bu tür faaliyetlere her dönemde önem verilmesi ve zaman içinde daha da geliştirilmesi büyük önem taşıyor. Fenerbahçe bu şekilde daha da güçlenecek ve belirlediği hedeflere çok daha kolay ulaşabilecektir.

Gürdoğan Yurtsever

Tekstil Bankası A.Ş.
İç Kontrol, Uyum ve Mevzuat Başkanı/
Türkiye İç Denetim Enstitüsü (TİDE)
Yönetim Kurulu Üyesi ve Başkan Yrd.
www.fenerbahcekitap.com
www.icdenetim.net
admin@fenerbahcekitap.com
Fenerbahçe Dergisi’nin Ocak 2014 sayısında yayımlanmıştır.

http://www.fenerbahce.org.tr/detay.asp?ContentID=37872

Kurumsallaşmada tarihi aşama

admin On Kasım - 26 - 2013


Kurumsal yönetim olarak da ifade edilen “kurumsallaşma”, kurumların şeffaf ve hesap verebilir olmasını, yasal düzenlemelere uymasını, toplumsal ve sosyal sorumlulukları gözeterek faaliyetlerini yürütmesini, bütün hak sahiplerine eşit mesafede davranmasını öngören bir yönetim yaklaşımıdır.

Kurumsallaşma, yalnızca şirketler için değil spor kulüpleri için de kurumsal varlık ve itibarlarını korumak ve sürdürülebilir başarı elde etmelerinin en temel aracıdır. Ekonomik büyüklükleri giderek artan spor kulüpleri için kurumsallaşma olmazsa olmaz bir zorunluluk haline geldi. Kurumsallaşma öncelikle bir zihniyet değişimini gerektirir. Geleneksel ve tek kişiye bağlı bir yönetim yaklaşımı yerine, prensip ve kuralları belirgin olan, standart kurumsal iş yapış şekillerinin oluşturulduğu, işinin uzmanı profesyonellerin görev yaptığı, görev, yetki ve sorumlulukların açık bir şekilde belirlendiği, raporlama, kontrol ve denetim mekanizmalarının etkin olduğu bir yönetim yapısı kurumsallaşmanın asli unsurlarındandır.

Fenerbahçe, kurumsallaşmayı en fazla önemseyen kulüplerin başında geliyor. Uzun yıllardır Fenerbahçe başkan ve yöneticileri her fırsatta bu konuyu gündeme getiriyor ve çeşitli yönleriyle uygulamaya yansıtmaya çalışıyor. Fenerbahçe’deki kurumsallaşma çalışmaları kapsamında 2013 yılı başında yeni bir yapılanmaya gidilmiş ve Sayın H. Hasan Yılmaz, Fenerbahçe Spor Kulübü ile bağlı iştirak ve şubelerinden sorumlu üst yönetici (CEO) olarak atanmıştı. Sayın Yılmaz’ın 10 Ekim 2013 tarihinde yapmış olduğu ve bir çok medya kuruluşu ile spor kulübünün davetli olduğu “Kurumsallık ve Sürdürülebilirlik” sunumu ve yaptığı konuşma Fenerbahçe için kurumsallaşma açısından tarihi bir aşama niteliğindeydi.

Sayın Yılmaz, “Kurumsallaşmanın bir amaç değil, uzun vadeli sürdürülebilir başarılar için bir araç olduğunu, şeffaf ve hesap verebilir olmanın kurumsallaşmanın önemli faktörleri olduğunu, kurumsallaşmanın kültürel yapıda ve alışkanlıklarda değişim gerektirdiğini, bunun iyi bir ekip, camianın desteği ve sabrı ile gerçekleşebileceğini, Fenerbahçe’deki kurumsallaşmanın bir ihtiyaçtan doğduğunu, son 15 yılda bütçenin 10 kat, üye sayısının 2,5 kat, çalışanların 10 kat artmasının, 8 yeni şirket kurarak adeta holdinge dönüşmesinin Fenerbahçe’de kurumsallaşmayı zorunlu kıldığını, kurumsallaşma çalışmalarına yöneticilerin çok güçlü bir destek verdiğini, bu destek sayesinde kısa sürede önemli bir mesafe kat edildiğini, eskiden başkanın imzası olmadan hiç bir iş yapılamazken şu anda ödeme yetki seviyelerine göre yetkilendirilen çalışanlar tarafından işlemlerin yürütüldüğünü” ifade ettiği konuşmasında kurumsallaşma açısından Fenerbahçe’de son dönemde yaşanan değişimi de gözler önüne serdi.

Bu kapsamda Fenerbahçe’deki son dönemdeki kurumsallaşma çalışmalarına bakıldığında; Kulüpteki tüm sorumlulukların ve görev tanımlarının yapıldığı, kademeler bazında onay ve yetki tablolarının oluşturulduğu, iş akışlarının yazıldığı, her pozisyon için gereken yetkinliklerin belirlendiği, bağlı kurum ve şirketlerde bazı organizasyonel değişikler ve yeni profesyonel atamalar yapıldığı, profesyonel kadrolara görevlerin tebliğ edildiği, büyüme planlarının yapıldığı, iç denetim biriminin kurulduğu, yapılan işlemlerin iç denetim birimi tarafından denetlenerek hazırlanan raporların yönetim kuruluna sunulmaya başlandığı, bilgi teknolojilerinden faydalanmak amacıyla bir portal oluşturulduğu, iş süreçlerinin tanımlandığı bu portalda her şeyin kayıt altına alındığı, bu şekilde kağıtsız ortamda hızlı talep ve onay sisteminin oluşturulduğu, böylece kişilerden bağımsız bir kurumsal hafızanın oluşturulmasının sağlandığı, kulüp bünyesinde görev alan her birim ve kişinin kulüp bünyesindeki bu intranet sistemine entegre edildiği, dernekler ve spor okullarını bu sisteme entegre etme çalışmalarının sürdüğü, kullanılmaya başlanan kurumsal kaynak yazılımı SAP ile kulübün tüm finansal, bütçeleme, insan kaynakları ve raporlama süreçlerinin tek bir sistem üzerinden yürütülmeye başlandığı, bu şekilde istenilen tüm bilgiye tek bir noktadan ulaşılabildiği, bütçe tahmin sisteminin oluşturulduğu, ödeme ve nakit akışının da anlık olarak buradan görülebildiği, kulübün sahip olduğu bilgilere yetki seviyelerine göre ulaşılabildiği, yönetim kurulu üyelerinin tüm bilgilere ulaşma hakkı varken, bir çalışanın yalnızca göreviyle ilgili ihtiyaç duyduğu bilgiye ulaşabildiği anlaşılıyor.

Kurumsallaşma açısından büyük önem taşıyan bu uygulamaların bir çoğu ülkemizde bir spor kulübü tarafından ilk defa uygulanıyor. Fenerbahçe’nin kurumsallaşma çalışmalarında uyguladığı bu yeni organizasyonel ve yönetsel modeli Fenerbahçe için olduğu kadar, diğer spor kulüpleri için de tarihi bir aşama olarak görmek yanlış olmayacak.

Yapılan sunumda öne çıkan bir başka konu da, Fenerbahçe’nin son dönemdeki kurumsallaşma çalışmalarında elde ettiği tecrübeler ve kullandığı yazılımları maddi karşılık beklemeden diğer spor kulüpleri ve federasyonlar ile paylaşabileceğinin belirtilmesidir. Sportif başarıları artırabilmenin ve sürdürülebilir kılmanın yolu öncelikle federasyonların ve spor kulüplerinin kurumsallaşmalarından geçiyor. Gerekli kurumsal yapıları oluşturmadan elde edilecek sportif başarıların geçici olması kaçınılmazdır. Fenerbahçe’nin kendi tecrübelerini diğer kulüp ve federasyonlar ile paylaşma arzusunu belirtmesi sporumuza önemli katma değer oluşturacak niteliktedir. Fenerbahçe’nin bu çağrısının karşılık bulması gerekiyor.

Kulüp üyelerinin ve yöneticilerin sunum sonundaki tepkilerine, soru ve yorumlarına bakıldığında kurumsallaşma çalışmalarının büyük oranda benimsendiği ve heyecanla karşılandığı görülüyor. Bununla birlikte bazı gazete haberlerinde kurumsallaşmaya kulüp bünyesindeki bazı kişilerce direnç gösterildiği, atanan profesyonel yöneticilere ödenen maaşların ve yeni organizasyonel yapı için yapılan harcamaların tepkiye neden olduğu da ifade ediliyor. Geleneksel yapıdan güç alan bazı kişilerin, yeni yapılara karşı çıkması yadırganacak bir şey değildir. Büyük değişimlerin yaşandığı bir çok sektör ve kurumda bu tür dirençler görülebiliyor. Önemli olan doğru olan bu yolda ısrar etmek ve zaman içinde yeni uygulamalarla geliştirmektir.

Kısa vadede maliyet olarak görülen kurumsallaşma uygulamaları orta ve uzun vadede sürdürülebilir kurumsal ve sportif başarının temelini oluşturur. Bu yolda halen yapılması gereken bir çok şey söz konusudur. Bu nedenle Fenerbahçe’nin büyük bir aşama kaydettiği görülen kurumsallaşma çalışmalarında ısrar etmesi ve daha ileri aşamalara taşıması hem Fenerbahçe, hem de Türk sporu için hayati önem taşıyor.

Gürdoğan Yurtsever

Tekstil Bankası A.Ş.
İç Kontrol, Uyum ve Mevzuat Başkanı/
Türkiye İç Denetim Enstitüsü (TİDE)
Yönetim Kurulu Üyesi ve Başkan Yrd.
www.fenerbahcekitap.com
admin@fenerbahcekitap.com
Fenerbahçe Dergisi’nin Kasım 2013 sayısında yayımlanmıştır.

http://www.fenerbahce.org/detay.asp?ContentID=457

Sporda markalaşmanın önemini diğer kulüplerden önce keşfeden Fenerbahçe, kendi markasıyla lisanslı ürün üretmek ve satmak amacıyla 2000 yılında Fenerium’u kurdu. Fenerium bünyesinde Türkiye’nin bir çok il ve ilçesinde satış mağazaları ve satış noktaları ile Fenerbahçe taraftarlarına hizmet veren ve Türkiye perakende sektöründe önemli bir yer alan mağazalar zinciri oluşturuldu.

Fenerium mağazaları sayısının günümüzde 85’e ulaştığı görülüyor. Bu mağazaların 40’ı İstanbul, 8’i Ankara, 3’ü İzmir, 3’ü Antalya, 2’si Adana, 2’si Konya, 2’si Samsun, 2’si Aydın 2’si Sakarya ve 2’si de Kocaeli de bulunuyor. Diğer illerde bulunan Fenerium mağazaları ise Bursa, Diyarbakır, Denizli, Düzce, Elazığ, Gaziantep, Hatay, Kayseri, Kahramanmaraş, Malatya, Manisa, Mersin, Muğla, ve Tekirdağ’da faaliyet gösteriyor. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde de 1 adet Fenerium mağazası bulunuyor. Söz konusu mağazalara ilave olarak 3 adet gezici TIR da Fenerbahçe’nin lisanslı ürünlerini tüm yurt genelindeki Fenerbahçeli taraftarlara ulaştırmak amacıyla tüm Türkiye’yi dolaşıyor. Fenerium‘un ulaştığı toplam satış alanı 9.300 m2’ye ulaşmış durumda. Fenerium’un mağazalar dışında yüzlerce satış noktası da bulunuyor. Ayrıca www.fenerium.com.tr internet sitesi üzerinden de Fenerium ürünlerinin satışı yapılıyor.

Fenerium’da kadın, erkek, çocuk ve bebekler için, giyim, elektronik, aksesuar, özel ürünler ve hediyelik eşyalar, ev ve ofis ürünleri satılıyor. Bu kapsamda forma, t-shirt, çorap, mont, yağmurluk, eşofman, şort, sweatshirt, şapka, eldiven, bere, eşofman, iç çamaşırı, yelek, atkı, terlik, ayakkabı, bornoz, oyuncak, eldiven, anahtarlık, rozet, telefon, çanta, bileklik, top, cam ürünler, cd-dvd, çakmak, duvar saati, kol saati, el yapımı ürünler, kozmetik, havlu, nevresim, takı, kalem, kravat, kitap, doğal ürünler, kontör, mücevher gibi yaklaşık 6.500 çeşit ürünün satışı yapılıyor ve gün geçtikçe bunlar artıyor.

Fenerium, günümüzde Türkiye’nin en büyük spor mağazalarından birisi haline geldi. Sadece Türkiye’de değil dünya futbolunda da taraftar ürünü pazarlamacılığında en başarılı örnekler arasında gösteriliyor. Fenerium’un başarı öyküsü sıkça gazetelerin ekonomi haberlerine konu oluyor, hemen her kesimden büyük övgüler alıyor.

Fenerium’un 2000’den beri yazdığı başarı öyküsünün arkasında önemli mücadelelerin yaşandığını belirtmek gerekiyor. Özellikle “sahte ürün” üretiminin yoğun olduğu ve taraftarların lisanslı ürün alma konusunda “düşük bir bilinç düzeyine” sahip olduğu ülkemiz koşulları dikkate alındığında başka hiçbir şey yapmadan yalnızca ürün üretip, taraftarın bu ürünlerden almasını beklemenin hayalden öte sonuçlar doğurmayacağı ortadadır. Bu gerçekleri gören Fenerbahçe yönetimlerinin belirtilen konularda önemli mücadeleler içine girdiği görülüyor.

Lisanslı ürün satışlarını artırabilmek için sahteciliği önleme veya Fenerbahçe markasını izinsiz kullanılmasını önleme mücadelesinin markalaşma sürecinin en önemli sacayağı olarak dikkate alındığı, bu konuda ciddi bir savaşım verildiğini ifade etmek mümkün. Özellikle kulüpten izin almadan lisanssız bir şekilde ürün üretenlere karşı yüzlerce dava açılması, bu süreçte sağlanan başarının önemli faktörleri arasındadır. Bu davalar hem sahte ürünleri üretenleri cezalandırmış, hem de Fenerbahçe’nin kararlılığını göstererek yeni sahte ürünlerin üretilmesinde caydırıcı bir işlev görmüştür. Bu mücadelenin sonucunda çok önemli başarılar elde edildiği, sahte ürünlerin büyük oranda engellendiği görülüyor.

Fenerbahçe bu süreçte, hem sahte ürünleri üretenlerin gelir kaynaklarının kesilmesini engellemeye dönük çabaları, hem de sürekli dava açılması ve bunların takip edilmesi nedeniyle ortaya çıkan maliyet ve zaman kayıplarından kaynaklanan önemli zorluklarla karşılaşmıştır. Fakat, bütün bu zorluklara ve çeşitli tehditlere rağmen Fenerbahçe’nin kararlı bir şekilde bu mücadelesini sürdürdüğü görülmektedir. Fenerbahçe markasını kullanmalarına rağmen kulübe hiç bir bedel ödemeyenler bu dönemin en çok zarar gören isimleri olmuştur.

Bu mücadelenin bir başka boyutu da lisanslı ürünler alınması konusunda düşük olan taraftarlık bilincinin artırılmasıdır. Ancak bu bilince sahip bir kişi lisanslı ürünü talep edecek, aynı şekilde karşısına çıkan herhangi bir lisanssız ürünü satın almayacaktır. Bu şekilde artacak bilinç düzeyi sahte veya lisanssız ürün üretimi ve satışını önlemede dava açmaktan çok daha etkili bir yöntem olacaktır. Ülkemizde markalaşarak taraftarına lisanslı ürün satmayı ve önemli gelirler elde etmeyi hedefleyen bir kulübün bu konudaki taraftar bilincini artırmaya çalışması büyük önem taşımaktadır. Bu nedenlerle Fenerbahçe bu konuda da önemli çaba göstermiş, her fırsatta taraftarını bilinçlendirmeye çalışmış ve lisanslı ürün alımının önemini bıkmadan tekrarlamıştır. Fenerbahçe başkan ve yöneticilerinin bu yöndeki bir çok beyanını gazete arşivlerinde bulabilmek mümkündür.

Ülkemizde spor mağazacılığının öncüsü ve zirve noktası olan Fenerium günümüzde; yıllık 50-60 milyon TL ciro yapan, Fenerbahçe’ye önemli maddi katkılarda bulunan, dünya çapında başarı öyküsüne sahip ve Fenerbahçe’nin gözbebeği olan bir kurum haline gelmiştir. Fenerium’ların satış performansının artmasında Fenerbahçe’nin sahteciliği önleme ve taraftar bilinçlenmesini artırma konusundaki çabasının da büyük bir rolü olduğunu ifade etmek gerekiyor.

Fenerium, bir çok mağaza ve satış noktasıyla Fenerbahçe taraftarı ile iç içe olan bir kurum olduğundan aynı zamanda Fenerbahçe’nin taraftara ulaşmasında en önemli araçlarından birisidir. Bu şekilde Fenerbahçe, taraftar beklentilerini ilk elden karşılayabilmektedir. Bunun yanı sıra Fenerium’un günümüzde ulaştığı nokta ve gelecekte ulaşabileceği potansiyel dikkate alındığında, halka arz edilerek Fenerbahçe’ye daha fazla gelir sağlama gibi fırsatları da bünyesinde barındırdığını ve gelecekte Fenerbahçe’ye çok daha önemli katkılarda bulunacağını ifade etmek mümkün görünüyor.

Gürdoğan Yurtsever

Kaynak: Gürdoğan Yurtsever, Fenerbahçe: Değişim ve Dönüşüm, Caretta Yayınları, 1.Baskı, İstanbul, Ekim 2011
www.fenerbahcekitap.com
admin@fenerbahcekitap.com
Fenerbahçe Dergisi’nin Ekim 2013 sayısında yayımlanmıştır.

http://www.fenerbahce.org.tr/detay.asp?ContentID=36466


Ekonomi, endüstri, ticaret, müşteri gibi kavramların son dönemlerde spor ve futbol kavramları ile birlikte sıkça kullanıldığını görüyoruz. Artan ve çeşitlenen gelirler nedeniyle futbolun endüstri veya iş kolu haline geldiği, ulaşılan dev bütçeler nedeniyle kulüplerin sportif organizasyonlardan ekonomik organizasyonlar haline dönüştüğü ve taraftarın müşteri haline geldiği ifade ediliyor.

Futbolun endüstriyel niteliğe bürünmesi sürecinde kulüp taraftarlığının da değişim geçirdiğini, davranış kalıplarının değiştiğini, sadece maça giden taraftar profilinden, kulübünü ekonomik anlamda destekleyen taraftar profiline doğru bir evrim yaşandığını ifade etmek gerekiyor. “Taraftar müşteri” veya “taraftar tüketici” olarak ifade edilebilecek bu tüketici profili ile diğer tüketiciler arasındaki en önemli fark, kulüp taraftarlığı ve bağlılığı temelinde harcama kararlarının verilmesidir. Taraftar tüketiciler, kulüp menfaatini, kendi menfaatlerinin önünde tutuyor. Taraftarlık, futbol ekonomisinin en etkili unsuru olarak tüketim davranışlarını önemli oranda belirliyor.

Taraftarlar takımının maçlarını izlemek için önemli bütçeler ayırıyor, kombine, loca, forma, eşfoman, aksesuar gibi kulübün üretip sattığı çok çeşitli ürünleri alıyorlar. Bu şekilde kulüplerine önemli maddi katkılarda bulunuyorlar. Verdikleri ekonomik destekle taraftarlar başarının en temel parçası ve kulüplerin en önemli sponsoru haline geldi. Bununla birlikte taraftarın müşteri olmadığı, bu gelişimin taraftarlık ruhuna darbe vurduğu ifade ediliyor. Fakat bu değişimden hiç bir kulübün kaçması mümkün görünmüyor. Mevcut endüstriyel futbol dinamikleri taraftara aynı zamanda tüketici gözüyle de bakılmasını zorunlu kılıyor. Günümüzün futbol ortamında kulüpler için başarılı olmanın yolu, tüketici taraftarları daha fazla mutlu etmekten, onların istediği şartları ve ürünleri sunmaktan geçiyor. Bu süreçte kulüplerin taraftarları müşteri olarak görmeye başladığı, onların taleplerini dikkate alarak statları çağdaş ve modern bir hale dönüştürmeye, lisanslı ürünler üretip pazarlamaya çalıştığı görülüyor.

Fenerbahçe, 2000’li yıllardan itibaren bu dönüşümü ülkemizdeki tüm kulüplerden önce görüp kavramış, velinimeti olan taraftarlarını daha fazla mutlu etmenin yollarını bulmuş, kendi kaynaklarıyla stadyumunu yenileyerek daha çağdaş ve modern hale getirmiş, böylece daha fazla seyircinin maça gelmesini sağlamış ve biletlerin büyük bölümünü kombine olarak satar hale gelmiş, spor pazarlamacılığının öncüsü olan Fenerium ile formadan hediyelik eşyalara kadar yüzlerce ürünü sunmaya başlamış, ürün satışı konusunda büyük başarılar elde etmiş, taraftar kart, Fenercell gibi bir çok proje hayata geçirmiştir. Karşılaşılan bir çok zorluğa rağmen ısrarla ve taviz vermez bir şekilde sürdürülen endüstrileşme dinamiklerini yakalayan bu uygulamalar Fenerbahçe’nin gelirlerini ve bütçesini büyütmüş, rakiplerine göre önemli mali ve sportif farklar elde etmesini sağlamıştır.

Fenerbahçe’ye bunları başarma imkanını veren ise Fenerbahçe taraftarının “sayısal olarak çokluğu” ve bundan da önemlisi “niteliği” olmuştur. Ülkemizde yapılan çeşitli araştırmalarda kulübüne en fazla bütçe ayıran taraftarların Fenerbahçe taraftarları olduğu, stadyumdan elde edilen gelirler ile ürün satışlarında Fenerbahçe taraftarlarının diğer kulüp taraftarlarının çok üzerinde harcama gerçekleştirdiği ortaya çıkıyor.

Fenerbahçe taraftarları taraftar olmanın gereklerini ve sorumluluklarını günümüz şartlarına göre en iyi şekilde yerine getiren, kulübün büyümesinin yolunun kendinden geçtiğini bilen, kendi ihtiyaçlarından kısarak kulübüne kaynak yaratmaya çalışan ve kulübüne sahip çıkan bir profil sergilemektedir. Fenerbahçeli taraftarlar takımına verdiği desteği artık ekonomik kavramlarla da açıklamaya başladılar. Fenerbahçe’ye bağlılığı göstermenin yolları giderek artıyor ve Fenerbahçeli olmanın davranış kalıpları da bu değişime hızla ayak uyduruyor.

Fenerbahçe taraftarı, ülkemizde taraftarlığı yalnızca “sözde kalan” bir irade beyanı olmaktan çıkartıp, “eylem ve ekonomik desteğe” dönüştürmüştür. Artık kulübünü desteklemek ve takıma sahip çıkmanın yolu kombine almak, lisanlı ürünler almak, taraftar kart almaktan ve buna benzer ekonomik destek yöntemlerinden geçmektedir. Fenerbahçe taraftarı da bunu en iyi şekilde gösteren taraftar grubu konumundadır. Özellikle kulübün karşı karşıya kaldığı zorluklarda verdikleri destek, tüm kamuoyunca takdir edilmektedir. Fenerbahçe kötü sayılabilecek performansla bitirilen sezonların ardından bile biletlerin büyük bölümünü kombine olarak satabilmiştir. Fenerium, Fenercell, taraftar kart gibi projelerin başarıları da ortadadır.

2000’li yıllardan sonra Fenerbahçe Spor Kulübü yönetimlerinin taraftarı şevke getirici yönetsel uygulamaları, herkesin takdir ettiği büyük tesisleşme hamlesi, markalaşma başarıları, Türk spor camiası için bir çok yeni uygulamanın hayata geçirilmesi ve bunların sonucunda artan sportif başarılar bu süreci önemli oranda şekillendirmiş, taraftarları kulübe destek olmak yönünde motive etmiştir. Fenerbahçe taraftarının sayısal çokluğu ve kulübüne sahip çıkan niteliğinin etkisiyle sürece destek olan taraftar sayısı giderek artmış, taraftar kulübün değişimi ve gelişimine sahip çıkmıştır.

Fenerbahçe, futbol ekonomisinin yeni normalini ülkemizde en önce anlayan ve taraftara dayalı ekonomik gelişim modeliyle en iyi şekilde hayata geçiren kulüp konumundadır. Bu süreçte geliştirdiği bir çok uygulama diğer kulüplerimize de örnek olmuş ve bu kulüpler Fenerbahçe’nin yaptıklarını yapmaya yönelmişlerdir. Fenerbahçe taraftarının sayısı ve niteliği Fenerbahçe Spor Kulübü için en büyük “şans”tır. Bunun için Fenerbahçe’nin kulüp stratejilerinde taraftarı esas alan uygulamalara her zaman önem ve değer vermesi gerekiyor. Bu şekilde Fenerbahçe’deki gelişim ve değişim sürecinin daha ileri merhalelere taşınması mümkün olacaktır.

Gürdoğan Yurtsever

Kaynak: Gürdoğan Yurtsever, Fenerbahçe: Değişim ve Dönüşüm, Caretta Yayınları, 1.Baskı, İstanbul, Ekim 2011
www.fenerbahcekitap.com
admin@fenerbahcekitap.com
Fenerbahçe Dergisi’nin Eylül 2013 sayısında yayımlanmıştır.

http://www.fenerbahce.org.tr/detay.asp?ContentID=36053

Yaşamımızın her anında çok yönlü iletişim içindeyiz. İletişim, insanlar için olduğu kadar kurumlar için de vazgeçilmez bir eylemdir. İletişimde sağlanan başarı veya başarısızlık kurumları doğrudan etkiliyor. İletişim olanakları geliştikçe ve çeşitlendikçe, kurumlar için iletişim fırsatları arttığı gibi, karşı karşıya kalınan riskler de artıyor. İletişim, kurumların amaç ve hedeflerine ulaşmasında önemli bir rol oynadığı gibi, sosyal medyada yayılan yanıltıcı bir bilgi kurumlara önemli zararlar verebiliyor. Yapılan araştırmalar sağlıklı iletişimin başarıya olan etkisinin %70 civarında olduğunu gösteriyor. Yine aynı araştırmalara göre başarısızlıkta ise yapılan yanlışlıkların %80’inin hatalı iletişimden kaynaklandığı görülüyor.

Bunun için günümüzde kurumlar iletişime büyük önem veriyor. Bu yolla, kurumu, ürün ve hizmetleri etkili bir şekilde tanıtmaya, doğru mesajlar vermeye, kurum hakkında kamuoyunda oluşan algı, itibar ve imajı yönetmeye, olumsuz imajı değiştirmeye çalışıyor. Kurumsal iletişim, kurum kimliğinin en önemli öğelerinden birisidir ve stratejik bir yönetim fonksiyonudur. İletişim süreci, bir kurumun amaç ve hedeflerini gerçekleştirmeye yönelik tüm iletişim çalışmalarından oluşuyor. Bu çalışmalar hem kurumun dışına, medya ve kamuoyuna yönelik olabilir, hem de kurumun içine ve çalışanlarına yönelik olabilir.

Fenerbahçe, 1980-1990’lı yılların tamamında iletişim yönetimi konusunu hiç önemsememiş, bu konuda bir stratejik yaklaşım geliştirememiş, bunun gerekliliğinin ve öneminin farkına varamamış, bunun sonucunda da çok önemli sorunlarla boğuşmak durumunda kalmıştır. En küçük sportif başarısızlıkta suçlunun dışarıda aranması, hemen birilerinin ve özellikle de hakemlerin ve federasyonların suçlanması, büyüklüğün her kurumu karşıya alarak elde edilebileceğine inanılması, Fenerbahçe’nin haklarının koruma söylemiyle gereksiz ve zamanlaması doğru olmayan konuşmalar yapılması, herkesin Fenerbahçe’nin kötülüğünü istediği şeklindeki şüpheci yaklaşımlarla Fenerbahçe düşmanlığına sıkça vurgu yapılması gibi çok çeşitli söz ve davranışları bu dönemlerdeki iletişim başarısızlıklarının nedenleri arasında belirtmek mümkündür.

İletişim kaynaklı sorunlar nedeniyle Fenerbahçe, çeşitli kurumlar, bu kurumların başındaki yöneticiler ve diğer kulüpler ile önemli “çatışmalar” yaşamış, kamuoyundaki “Fenerbahçe karşıtlığı” körüklenmiş, bunun sonucunda Fenerbahçe “önyargılara” ve “antipatik” görünüme mahkum olmuş, yalnızlığa itilmiş, itibar kaybetmiş, kurumsal kimliği zedelenmiş, bir çok konuda haklı iken haksız konuma düşmüştür. Her ne kadar özel televizyonculuğun, spor gazetelerinin yeni yaygınlaştığı bu dönemlerde “iletişim yönetimi” konusunun günümüzdeki kadar popüler olmadığı dikkate alınsa da, bu konuda en azından “hassas” olunmaması Fenerbahçe’nin hiç hak etmediği sorunlarla karşılaşmasına neden olmuş, bu sorunlar da oluşan kurumsal ve sportif başarısızlıklara önemli etkilerde bulunmuştur.

Bununla birlikte Fenerbahçe’de 2000’li yıllardan sonra iletişimden kaynaklanan sorunların verdiği zararların fark edildiği ve bunlara önlem alınmaya çalışıldığı görülüyor. Bu konuda atılan önemli adımlardan birisi Fenerbahçe’de “kurumsal iletişim departmanı” oluşturulmasıdır. Bu departman, Fenerbahçe ile ilgili bilgileri kamuoyu ile paylaşma, yönlendirme ve kurumsal itibarın korunması amacıyla faaliyetlerini sürdürüyor.

Kurumsal iletişim departmanının kurulması ile Fenerbahçe’nin kurumsal bilgisi daha sistematik ve düzenli bir şekilde kamuoyu ile paylaşılmaya başlandı. Bu da Fenerbahçe’nin geçmiş dönemlerde yaşadığı iletişim kaynaklı sorunları büyük oranda ortadan kaldırdı.

Fenerbahçe’de ekonomik büyüme, tesisleşme, markalaşma bakımından elde edilen büyük başarıların daha da anlamlı hale gelmesini, daha da büyümesini engelleyen önemli faktörlerden birisi olan bu sorun ile mücadele edilmesi, doğru iletişim stratejileri geliştirilmesi ve bunların uygulanması büyük önem taşıyor. Bunun yolu da stratejik bir yönetim fonksiyonu olarak kurumsal iletişime her zaman önem verilmesinden ve mevcut uygulamaların daha da geliştirilmesinden geçiyor.

Kurumsal iletişim çalışmaları, Fenerbahçe’nin bütün hedef kitlelerini, çalışanlarını, iş yaptığı kişi ve kurumları, medyayı ve diğer paydaşları kapsamalı, bunun için iletişim stratejileri planlanmalı ve ısrarlı bir şekilde uygulanmalıdır. Bu konuda gözlenen çabanın artırılması, Fenerbahçe’nin itibarı ve imajına olumlu katkılar sağlayarak kurumsal değerinin daha da yükselmesine neden olacaktır.

Gürdoğan Yurtsever

Kaynak: Gürdoğan Yurtsever, Fenerbahçe: Değişim ve Dönüşüm, Caretta Yayınları, 1.Baskı, İstanbul, Ekim 2011
www.fenerbahcekitap.com
admin@fenerbahcekitap.com
Fenerbahçe Dergisi’nin Ağustos 2013 sayısında yayımlanmıştır.

http://www.fenerbahce.org.tr/detay.asp?ContentID=35703

Fenerbahçe, yüz yılı aşan çok büyük bir tarihe sahiptir. Bu tarihin içinde sayısız başarılar, zaferler ve değerler vardır. Bunların oluşmasında, kuruluştan bugüne kadar görev yapan başkanların, yöneticilerin, sporcuların, futbolcuların, teknik direktörlerin, çalışanların, kulüp üyelerinin ve taraftarların önemli rolleri bulunmaktadır.

Ancak, “tarih”, sahip çıkıldığı ve geleceğe ışık tutabildiği takdirde çok daha fazla anlam taşır. Özellikle taraftarların ve camianın aidiyet duygusunun daha da pekişmesi, bunun sonucunda kulübün çeşitli maddi ve manevi kazanımları, kurumsal kimliğin güçlenmesi, kamuoyunun doğru bilgilerle donatılması ve kulüp hakkındaki algının yönetilmesi açılarından tarihin kamuoyuna ve taraftarlara doğru bir şekilde aktarılması ve canlı tutulması çok önemlidir. Tarihe sahip çıkmadan sağlıklı bir geleceğin kurulması mümkün değildir. Bu nedenle her köklü kurumun yapması gerektiği gibi Fenerbahçe’nin de tarihine sahip çıkması, önem ve değer vermesi gerekmektedir.

Fenerbahçe’de özellikle 2000’li yıllardan sonra gözlenen önemli gelişimlerden birisi de “tarihine sahip çıkma” konusundaki anlayış değişiklikleri ve uygulamalardır. Bu doğrultuda Fenerbahçe başkan ve yönetimlerinin giderek artan biçimde “tarih bilinci” içinde hareket ettiği, kulüp tarihinin gelecek nesillere en iyi şekilde anlatılması ve aktarılması için önemli bir mücadele sergilendiği görülüyor. Bu konudaki en önemli göstergelerden birisi, dünyanın en modern kulüp müzelerinden birisi olarak açılan “Fenerbahçe Spor Kulübü Müzesi”dir. Bu müzenin kazanılan kupaları sergilemek ve korumaktan çok daha önemli fonksiyonları söz konusudur.

Fenerbahçe’nin kazandığı kupalar önce kulübe ait binalardaki vitrinlerde, kupa sayısı arttıkça odalarda ve salonlardaki dolaplarda sergilenmiş, saklanmış, şu anki modern Fenerbahçe müzesinin resmi açılışı ise 19 Ekim 2005 tarihinde yapılmıştır. Müze, stadyumun içinde bir alanda bulunmakta olup, aşağıda belirtilen bölümlerden oluşmaktadır.

Ø Dünya’da futbolun doğuşu bölümü.
Ø Fenerbahçe Spor Kulübünün ilk kuruluş toplantısının, dönemin eşyaları ile mumyalarla canlandırıldığı bölüm.
Ø Fenerbahçe Spor Kulübü’nün, yeni ilk iki nizamnamesinin asılları ile, Osmanlıca’dan günümüz Türkçesine çevirilerinin sergilendiği özel bölüm.
Ø Mütareke ve işgal dönemi sırasında Dereağzı’ndaki lokalden cepheye silah, cephane kaçırılma anının mumyalarla canlandırıldığı bölüm.
Ø İşgal yıllarında, İşgal Kuvvetleri’ne karşı kazanılmış olan Harrington Kupası’nın, İşgal Orduları ile yapılan futbol müsabakalarının orijinal fotoğrafları eşliğinde sergilendiği özel bölüm.
Ø Union Clup sahasından Şükrü Saraçoğlu’na stadın evrelerini sunulduğu bölüm.
Ø Kuruluştan itibaren tüm branşlardaki başarıları simgeleyen her türlü şilt, madalya, berat fotoğraf, belge gibi materyallerin sergilendiği bölümler.
Ø Kuruluştan günümüze her dönemdeki bir kısmı orijinal forma, çorap gibi giysilerin sergilendiği bölümler.
Ø İlk tüzükler, eski üye kartları, eski lisanslar, eski maç biletleri, kulüp piyango biletleri gibi belgelerin sunulduğu bölümler.
Ø Atatürk’ün 3 Mayıs 1918 yılındaki kulübü ziyareti ve şeref defterini imzalama anının mumyalı olarak canlandırıldığı bölüm.
Ø Eski maçlardan filmlerin ve Fenerbahçe belgesellerinin oynatıldığı sinema odası.
Ø Kulüp tarihi ile ilgili bilgileri içeren kitapların yer aldığı arşiv ve kütüphane bölümü.

Fenerbahçe Spor Kulübü Müzesi, günümüzde dünyanın en büyük ve çağdaş spor kulübü müzelerinden birisi olarak ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyor.

Fenerbahçe Spor Kulübü’nü tarihiyle, başarılarıyla, gelenekleriyle tanıtarak, geçmiş ve gelecek arasında çok önemli bir “köprü” vazifesi gören ve görecek olan bu müzenin Fenerbahçeliliğin daha da yaygınlaştırılması ve saygınlığının artırılmasında önemli bir işlevi vardır. Bu müze, Fenerbahçe’nin büyümesi ve gelişmesinin ancak “tarihine sahip çıkmak” ile mümkün olabileceği, tarihe sahip çıkmadan sağlıklı bir geleceğin kurulamayacağı anlayışının Fenerbahçe yönetimi tarafından benimsendiğini göstermesi bakımından da önem taşıyor.

Fenerbahçe’nin tarihsel değerlerinin taraftarlara ve kamuoyuna aktarılması bakımından yine 2000’lerden sonra kurulan Fenerbahçe televizyonu, dergisi, radyosu ve resmi internet sitesi de önemli bir işlev görüyor. Bu mecralarda geçmişten gelen tarihsel değerler gelecek nesillere aktarılıyor. Böylece Fenerbahçelilik daha da güçleniyor.

Bunun yanı sıra, yine 2000’lerden sonra yapılan veya yenilenen bazı tesislere Fenerbahçe tarihinin simge olmuş veya başkanlık yapmış kişilerin isimlerinin verildiği görülüyor. Eski başkanlardan Şükrü Saraçoğlu’nun stadyuma, yine eski başkanlardan Faruk Ilgaz’ın Dereağzı’nda bulunan sosyal tesislere, eski sembol futbolculardan Lefter Küçükandonyadis’in Dereağzı’nda bulunan kamp tesislerine, yine eski sembol futbolculardan Can Bartu’nun Samandıra’da bulunan futbol tesislerine isimlerinin verilmesini bu kapsamda belirtmek mümkündür. Ayrıca, geçmişte görev yapan başkan, yönetici ve sporcuların bir araya getirildiği yemek organizasyonlarının düzenlenmesi, plaket verilmesi gibi küçük ama önemli etkinliklerde de bu yıllardan itibaren bir artış gözlendiğini belirtmek gerekiyor.

Başta müzenin açılması olmak üzere, bütün bu uygulamaları Fenerbahçe’nin tarihine gösterdiği saygının ve verdiği değerin göstergeleri olarak değerlendirmek gerekiyor. Bu şekilde Fenerbahçe’nin geçmişten gelen değerleri gelecek nesillere aktarılıyor, taraftarların ve camianın aidiyet duygusu güçleniyor. Bütün bunlar da Fenerbahçeliliğin ve Fenerbahçe’nin kurumsal kimliğinin güçlenmesine katkı sağlıyor. Bu nedenle Fenerbahçe yönetimlerinin bu konuyu sürekli olarak gündeminde bulundurması ve yeni uygulamalarla daha da sistematik bir hale dönüştürmesi önem taşıyor.

Gürdoğan Yurtsever

Kaynak: Gürdoğan Yurtsever, Fenerbahçe: Değişim ve Dönüşüm, Caretta Yayınları, İstanbul, Ekim 2011
www.fenerbahcekitap.com
admin@fenerbahcekitap.com
Fenerbahçe Dergisi’nin Temmuz 2013 sayısında yayımlanmıştır.

http://www.fenerbahce.org.tr/detay.asp?ContentID=35326

Futbol sahasında, futbolcuların yerleşim düzenine bağlı olarak 4-4-2, 4-3-2-1 gibi çeşitli sistemler vardır. Spor yazarı ve yorumcuları tarafından bu konuda derin analizler yapılmakta, futboldaki “sistem” kavramı daha çok bu çerçevede algılanmaktadır. Oysa spor kulüplerinde yönetsel açıdan işler bir sistem oluşturulması sahadaki sistemden çok daha önemlidir.

Kulübün prensiplere, uzun vadeli değerlendirmelere ve planlamalara göre yönetilmesi, aynı veya birbirine benzer konularda farklı zamanlarda farklı kararlar alınmaması, alınan kararların birbiri ile çelişmemesi, kişilere göre karar alınmaması, söylem ve eylemler arasında fark olmaması, çalışanların görev, yetki ve sorumluluklarının belirlenmiş ve biliniyor olması, görevlerin dengeli dağıtılması, ödüllendirme ve cezalandırma kriterlerinin belirli olması ve kişilere göre değişmeden uygulanması, ödemelerin zamanında ve düzenli yapılması, bunlar için gerekli önlemlerin zamanında alınması, üçüncü şahıslarla iletişimin kurallara göre yürütülmesi, kulüp kasası ile yöneticilerin ceplerinin ayrılması gibi hususlar kulüp yönetiminde oluşturulması gereken sistemin önemli yansımalarındandır.

Kulüp yönetiminde oluşturulan sistem, sportif başarılar için de büyük önem taşır. Sağlıklı ve işler bir kulüp yönetim sistemi oluşturamayan kulüplerin sürdürülebilir sportif başarı elde etmesi mümkün değildir. Kurumsal devamlılık, risklerden korunmak, kuruma duyulan güven ve kurumsal itibarın korunması için sistemli ve düzenli bir kulüp yönetimi gerekir.

Bununla birlikte Fenerbahçe, yönetim uygulamaları açısından özellikle 1980-1990’lı yıllarda “sistemsizliğin sistem haline geldiği” kulüplerin başında gelmiştir. Bu kapsamda;

Ø Kısa dönemli değerlendirmeler ve sportif başarıya endeksli olarak sıkça görülen karar değişiklikleri,
Ø Alınan bir yönetim kararından kısa bir zaman sonra tam tersi bir kararın alınabilmesi, kişilere göre değişen, standart olmayan uygulamalar,
Ø Kulüp kasasının başkanın veya yöneticilerin cebi ile aynı görülmesi, başkanlara ve yöneticilere olan borçlar, seçimlerde bunların hibe edilmesi vaatleri,
Ø Kulübün içine giren çıkanın belli olmaması, her türlü etkilenime açık olması, özellikle bazı gazetecilerin kulübü yönetir konumda bulunması,
Ø Kulüpte veya takımda konuşulan bir çok şeyin sızarak anında medyaya yansıması,
Ø Ödüllendirme ve cezalandırmanın standartlara değil, yöneticilerin anlık yaklaşımlarına göre belirlenmesi, cezaların sulandırılarak sonraki bir maçın kazanılması nedeniyle genellikle af edilmesi, futbolcularla yapılan prim pazarlıkları,
Ø Futbolculara yapılacak ödemelerin sıkça geciktirilmesi, verilen çeklerin karşılıksız çıkması, senetlerin protesto edilmesi, futbolcuların icra, federasyona şikayet gibi yöntemlerle alacaklarını tahsil etmeye çalışması,
Ø Ödeme günlerinin düzenli takip edilmemesi nedeniyle atlanan ödemelerin olması,
Ø Alışveriş yapılan yerlere olan borçlar ile ödenmeyen vergi borçları,
Ø Amigolara, eşe, dosta, taraftarlara verilen bedelsiz biletler,
Ø Takım içindeki gruplaşmalar, bazı futbolcuların yönetimdeki adamları vasıtasıyla kadrolarda yer bulabilmesi,
Ø Transferlerin yeterince araştırılmadan, sözler veya videolarla yapılması,
Ø Transfer görüşmelerinin genellikle başkan veya yöneticilerin yazıhanelerinde yapılması gibi olumsuzluklar bu dönemlerin sık karşılaşılan uygulamalarıydı.

Fenerbahçe bu şekilde 1980-1990’larda kulüp yönetimi açısından yanlışlıkların ve düzensizliklerin içinde yüzüp durmuş, kurumsal davranış kalıplarını oluşturamamış ve düzenli işleyen bir sisteme sahip olamamış, bu da maddi ve manevi olarak önemli zararlar vermiştir.

Bununla birlikte 2000’li yıllardan itibaren Fenerbahçe’nin kulüp yönetim anlayışında büyük bir değişim yaşandığını, eski yanlışların birer birer terk edildiğini, giderek daha çağdaş, sistemli ve düzenli yönetim uygulamalarına yer verildiğini ifade etmek gerekiyor. Bu kapsamda;

Ø Kişilere, olaylara ve sportif başarılara göre sıkça değişen uygulamaların yerini önceden belirlenmiş daha kurumsal ve standart uygulamaların aldığı,
Ø Yönetim uygulamalarının belirlenen prensipler çerçevesinde yürütüldüğü, bunlardan taviz verilmediği ve yönetsel olarak alınan kararlarda tutarlılığın arttığı,
Ø Çalışanların görev ve sorumluluklarının daha açık bir şekilde belirlendiği,
Ø Futbolculara veya diğer şahıslara olan ödemelerin düzen içinde yürütüldüğü,
Ø Dışa kapalı bir yönetim tarzı uygulandığı, bu sayede bilgi sızmalarının engellendiği,
Ø Üçüncü şahısların kulüple iletişiminin kurallarının belirginleştiği, herkesin dilediği yere girip çıkabilmesinin önüne geçildiği,
Ø Kulüp kasası ile başkan ve yöneticilerin ceplerinin büyük oranda ayrıldığı,
Ø Ödüllendirme ve cezalandırmada belirlenen kurallara göre kararlar alındığı, anlık yaklaşımların büyük oranda terk edildiği,
Ø Taraftar ve kamuoyu bilgilendirmelerinin gerek televizyon, gerekse de resmi internet sitesi üzerinden düzenli bir şekilde yapıldığı,
Ø Transfer uygulamalarında daha çağdaş yaklaşımların görüldüğü, futbolcuların uzun süre takip edildiği, transfer görüşmelerinin belirlenen prensiplere sadık kalınarak yürütüldüğü genel olarak ifade edilebilir.

Bu gelişimin ideal noktaya ulaşması için halen yapılması gereken bir çok şeyden bahsetmek mümkün olmakla birlikte, geçmiş dönemlerle kıyaslandığında Fenerbahçe, kulüp yönetiminde çağdaş normları yakalamak açısından önemli bir gelişim göstermiş, sistemli ve düzenli bir kulüp yapısına kavuşmuştur. Fenerbahçe ile iletişim kurmak, iş yapmak isteyen kişiler, karşılarında prensipleri ve kuralları olan “ciddi bir kurum” ile karşı karşıya olduklarını daha fazla fark etmektedirler.

Bu şekilde geçmiş yıllarda görülen çeşitli zararların önüne geçilmiş ve Fenerbahçe önemli risklerden korunur hale gelmiştir. Yönetsel anlamdaki bu gelişim Fenerbahçe’nin karşı karşıya bulunduğu diğer bir çok sorunun çözümüne de önemli katkı sağlamıştır. Bu gelişimi daha da ileri noktalara taşımak, Fenerbahçe yönetimlerinin en önemli hedefleri arasında olmalıdır.

Gürdoğan Yurtsever

Kaynak: Gürdoğan Yurtsever, Fenerbahçe: Değişim ve Dönüşüm, Caretta Yayınları, İstanbul, Ekim 2011
www.fenerbahcekitap.com
admin@fenerbahcekitap.com
Fenerbahçe Dergisi’nin Haziran 2013 sayısında yayımlanmıştır.

http://www.fenerbahce.org.tr/detay.asp?ContentID=35025


Ekonomik boyutları giderek büyüyen ve endüstriyel bir niteliğe bürünen sporda ve özellikle de futbolda son 10-15 yılda yeni gelir kalemleri ortaya çıktı. Geçmiş dönemlerde kulüplerin ana gelir kalemini sadece maç bileti satışları oluştururken, günümüzde televizyon yayın, sponsorluk, ürün satış, reklam gelirleri gibi çeşitli gelir kaynakları bulunuyor.

Bu yeni futbol düzeninin gereklerini ülkemizde en önce anlayan, başarılı uygulamalar geliştiren, eski gelir kaynaklarının yerine yeni gelir kaynakları yaratan, mevcut gelir kalemlerinde önemli artışlar sağlayan ve gelir kalemleri arasında büyük oranda denge sağlayan kulübün Fenerbahçe olduğunu ifade etmek mümkün.

Daha 10-15 yıl öncesine kadar Fenerbahçe’nin elde edebildiği gelirlerin tamamına yakını maç bileti satış gelirlerinden oluşuyordu. Özel televizyonculuğun yaygınlaşmasıyla naklen yayın gelirlerinin de bu kaleme dahil olduğu görülüyor. Fenerbahçe, her dönemde maçlarına en fazla seyirci çeken kulüp olduğu için diğer kulüplere göre yine de daha fazla gelir elde edebiliyordu. Fakat gider-gelir dengesi gözetildiğinde, göz alıcı transferler ve Fenerbahçe’nin meşhur savurganlığı dikkate alındığında arada ciddi bir negatif fark oluşuyor ve bu fark paralı başkan ve yöneticiler aracılığıyla kapatılmaya çalışılıyordu.

Fakat son 10 yılda Fenerbahçe’nin gelir çeşitliliğinin ve buna bağlı olarak gelirlerinin büyük oranda arttığı görülüyor. Bu kapsamda Fenerbahçe’nin günümüzdeki gelir kalemlerini genel olarak; Bilet satış ve kombine, lisanslı ürün satış ve isim hakkı, yayın, sponsorluk, bonservis, taraftar kart, Fenercell, stat ilan, reklam, üye giriş ve aidat, kira ve diğer gelirler ile sportif başarı ödülleri ve katılım payları şeklinde belirtmek yanlış olmayacak.

Bu gelir kalemleri arasında özellikle lisanslı ürün satış gelirleri, taraftar kart, Fenercell gibi bazı gelirlerin son 10 yıl içinde yaratılan kalemler olduğu, diğer bir çok gelir kalemlerinin eskiden de var olmasına rağmen yapılan çalışmalarla eskiyle kıyaslanmayacak ölçülerde gelir artışlarının sağlandığı görülüyor.

Özellikle stadyumun yenilenmesi ve şirketleşme hamlesinin bu gelir artışında çok önemli fonksiyonu olduğunu belirtmek gerekiyor. Stadyumun yenilenmesi nedeniyle yaklaşık 22-25 bin kişinin daha fazla maç seyredebilmesi bilet satış gelirlerinde önemli artış sağlamış, kombine bilet satışları mümkün hale gelmiş, rahat koltuklar, çağdaş ortam ve lüks localar nedeniyle stadın büyük bir kısmı kombine şeklinde satılabilmiş, bu nedenle Fenerbahçe hem önemli nakit kaynaklara kavuşmuş, hem de yıl içinde bilet satışlarının olası düşüşlerinden daha az etkilenir hale gelmiştir. Yine stadyumun yenilenmesiyle stat ilan ve reklam gelirlerinde önemli artışlar olmuş, forma reklamı gelirleri artmış, stadyum bünyesindeki alışveriş birimlerinden kira gelirleri sağlanması mümkün olmuştur.

Şirketleşme ise özellikle forma gibi lisanslı ürünlerin üretilmesi ve satışında önemli bir işlev görmüş, yaratılan Fenerium markası ile Fenerbahçe önemli miktarlarda lisanslı ürün satış gelirlerine sahip olmuştur. Son yılların ürünleri olarak hayata geçirilen taraftar kart ve GSM hizmetleri vermek için oluşturulan Fenercell projeleri ile de Fenerbahçe çok önemli gelirler kazanır hale geldi.

Geçmiş dönemlerde hemen hemen hiç uygulanmayan sponsorluk sistemine ülkemizde en fazla işlerlik kazandıran kulüp yine Fenerbahçe olmuş, özellikle basketbol, voleybol gibi amatör sporlarda önemli sponsorluk kaynakları elde edebilmiştir. Gelir yaratma potansiyeli sınırlı amatör branşlarda sponsorluğun çok büyük bir öneminin bulunduğu ortadadır. Bu dönemde Fenerbahçe markasının artan prestiji, kurumsal büyüme ve artan sportif başarılar sponsorların ilgisini çekmiş ve yatırım yapmaya teşvik etmiştir.

Yine bu dönemde Fenerbahçe Televizyonu ve Fenerbahçe Radyosu’nun hayata geçirilmesi, bunlara alınan reklam gelirleri, Fenerbahçe Dergisi’nin yayınlanması, buradan elde edilen satış ve reklam şeklindeki yayın gelirleri gibi çeşitli gelir kalemlerinin ortaya çıkarıldığı görülüyor. Ayrıca, yapılan yatırımların da etkisiyle gittikçe artan sportif başarıların daha fazla ödül ve şampiyonlar ligi katılım payı gibi gelirlerin artmasına imkan sağladığını ifade etmek mümkün.

Bütün bu yapılanlara rağmen Fenerbahçe’nin gelir çeşitliliğini sağlamak ve elde edilen gelirleri daha da arttırmaya yönelik günden güne yeni projelerin hayata geçirildiği görülüyor. Çeşitli bankalarla işbirliği çerçevesinde Fenerbahçeli taraftarlara özel olarak geliştirilen Fenerbahçe Kredi Kartları, başta taraftarlar olmak üzere talep eden herkese güvenlik alarm hizmetleri vermek üzere kurulmuş olan FenerAlarm, taraftarlara özel internet hizmeti için kurulmuş olan FenerNet, su pazarlaması için kurulmuş Fenerbahçe Su gibi projeler, gelir yaratmaya yönelik projelerin nerelere ulaştığının önemli göstergelerindendir.

Bir çoğu, spor ekonomimiz için ilk uygulamalar olan bu projeler sayesinde artan gelirler, Fenerbahçe’yi kurumsal olarak büyütüyor ve geleceğe daha güçlü bir şekilde taşıyor.

Bu konuda sağlanan bir başka önemli başarının da gelir kalemleri arasında sağlanan denge olduğunu ifade etmek gerekiyor. Fenerbahçe’nin bir veya iki gelir kalemine dayalı olarak büyümediği, önemli gelir kalemleri arasında bir dengenin söz konusu olduğu görülüyor. Oysa bir çok kulüp yayın gelirlerine bağımlı halde. Bu bağımlılık ciddi riskleri de beraberinde getiriyor. Herhangi bir ekonomik kriz veya benzeri nedenler yayın gelirlerine bağımlı yaşayan kulüplere büyük zararlar verip iflas noktasına taşıyabiliyor.

Bu nedenle, bir kulübün yayın, stadyum, ürün satış ile reklam/sponsorluk şeklindeki dört ana gelir kalemini dengeli hale getirmesi büyük önem taşıyor. Böylece bu kalemlerden herhangi birisinde yaşanabilecek gelir düşüklüğü, diğer kalemler ile telafi edilebilecektir. Fenerbahçe, yıllardır bu ana gelir kalemlerinde ideal dengeye en fazla yaklaşan kulüp konumundadır.

Gelir yaratma, artırma ve gelirlerde denge sağlama konularında son 10 yılda sağlanan başarının daha da ileri noktalara taşınması Fenerbahçe’nin geleceğinin de en büyük teminatı olacaktır. Bu nedenle Fenerbahçe yönetimlerinin bu konudaki çabalarını her dönemde canlı tutmaları, yeni projelerle yeni gelir kalemleri yaratmaları, mevcut gelir kalemlerinden sağlanan gelirleri artıracak yöntemler geliştirmeleri büyük önem taşıyor.

Gürdoğan Yurtsever

Kaynak: Gürdoğan Yurtsever, Fenerbahçe: Değişim ve Dönüşüm, Caretta Yayınları, 1.Baskı, İstanbul, Ekim 2011
www.fenerbahcekitap.com
admin@fenerbahcekitap.com
Fenerbahçe Dergisi’nin Mayıs 2013 sayısında yayımlanmıştır.

http://www.fenerbahce.org.tr/detay.asp?ContentID=34606

CEO ataması ne anlama geliyor?

admin On Kasım - 26 - 2013

Fenerbahçe, kurumsallaşma çalışmaları kapsamında yeni bir yapılanmaya gitti ve Sayın H. Hasan Yılmaz, Ocak ayında Fenerbahçe Spor Kulübü ile bağlı iştirak ve şubelerinden sorumlu üst yönetici (CEO) olarak atandı. Bu konu, biraz sportif gündemin gölgesinde kalmakla birlikte, Fenerbahçe’nin kurumsal geleceği açısından çok önemli bir değişime işaret ediyor. Bunu yalnızca bir atama olarak değerlendirmemek gerekiyor.

Kurumsal yönetim olarak da ifade edilen “kurumsallaşma”, günümüzde başta şirket yönetimleri olmak üzere tüm kurumların, kurumsal varlık ve itibarlarını sürdürmelerinin temel aracı haline geldi. Kurumsallaşma; eşitlik, şeffaflık, hesap verebilirlik ve sorumluluk şeklinde dört temel ilkeye dayanıyor. “Eşitlik” ilkesi, şirket yönetiminin bütün hak sahiplerine karşı eşit davranmasını, “şeffaflık” ilkesi, şirketin bilgilerinin doğru bir şekilde kamuoyu ile paylaşılmasını, “hesap verebilirlik ilkesi”, şirketin yaptığı işlemlere ilişkin hesap verebilir olmasını, “sorumluluk” ilkesi ise şirketlerin faaliyette bulunurken topluma karşı sorumluluklarını da yerine getirmesini ifade ediyor.

Kurumsallaşma, şirket ve kurumların belirli kurallar ve prensipler çerçevesinde faaliyetlerini sürdürmesi esasına dayanıyor. İş dünyasına ve şirketlere özgü bir yaklaşım gibi algılansa da, kurumsal yönetim ilkeleri evrensel niteliğe sahiptir. Bu nedenle diğer kurumlar ve spor kulüplerinin de bu ilkelere göre yönetilmesi gerekiyor. Ekonomik büyüklükleri giderek artan spor kulüplerinde kurumsal yönetim yaklaşımının benimsenmesi artık bir zorunluluk haline geldi.

Kurumsallaşma, bir spor kulübünün büyümesi, gelişmesi, kişilere bağımlı olmaktan kurtulması ve gelecek nesillerde de varlığını sürdürebilmesi için çok önemli bir yaklaşım gerçeği olarak karşımızda duruyor. Şeffaf ve hesap verebilir olmayan, sosyal sorumlulukları dikkate almayan, kanun ve düzenlemelere uymayan, etik ilkelere sahip olmayan, kurallar ve prensipler yerine kişilere bağımlı olan bir kurumda kurumsallaşmadan bahsetmek mümkün değildir.

Çeşitli yönlerden eleştirilse de, bu eleştirilerin bazıları doğru tespitleri içerse de, ülkemiz spor kulüpleri içerisinde “kurumsallaşma” denilince hem söylem, hem de uygulama anlamında son yıllarda ilk akla gelen kulübün Fenerbahçe olduğunu ifade etmek gerekiyor. Fenerbahçe’nin kurumsallaşmayı önemsediğini, başkan ve yöneticilerin her fırsatta gündeme getirdiğini ve uygulamalara yansıtmaya çalıştığını belirtmek mümkün.

Fenerbahçe’deki kurumsallaşma uygulamalarına bakıldığında; önceden belirlenmiş kurallar ve prensipler çerçevesinde sistemli ve düzenli yönetilen, yetki ve sorumlulukların açıkça belirlendiği, diğer kişi ve kurumlarla ilişkilerin belirlenen kurallara göre yürüdüğü, kendi kendine yeten düzenli gelir kaynaklarına sahip, uzun vadeli planlamalar ile yönetilen bir kulüp yapısının hedeflendiği görülüyor. Bu hedefler dikkate alındığında Fenerbahçe’nin 2000’li yıllardan sonra oldukça önemli mesafe aldığı ortada.

Fenerbahçe, “kurumsallaşma” tabanına oturttuğu yeni yönetsel yapılanmasını yeni organlar ve yeni görevlerle her geçen gün daha da sağlamlaştırıyor. Kulübe CEO atanmasını da Fenerbahçe’nin bu konudaki yeni atılımı olarak görmek gerekiyor.

Fenerbahçe gibi, ekonomik büyüklükleri günden güne büyüyen, farklı alanlarda ticari faaliyetlerde bulunan, sahip olduğu şirketlerle giderek holdingleşen bir kulüpte tüm yürütme işleminin “yönetim kurulu” tarafından yerine getirilmesi gittikçe artan riskleri de beraberinde getiriyor. Ekonomik büyüklüklerin ve faaliyetlerin daha küçük olduğu geçmiş dönemlerde yönetim kurulunun kulübün tüm işlerine hakim olması yadırganacak bir olgu değilken, mevcut piyasa değeriyle ülkemizin en büyük şirketlerinin piyasa değerlerine ulaşan Fenerbahçe’de yönetim kurulunun gerçek işlevi olan “politika belirleme, yönlendirme ve gözetim” fonksiyonunu gereği gibi görebilmesi için, kendisinde bulunan gereksiz yönetsel yüklerden kurtulması büyük bir gereklilik haline geldi.

Ayrıca yönetimler seçimlerde değişebiliyor. Her yeni yönetimin kulübün bütününe hakim olması günümüzün karmaşıklaşan kulüp yapısında çok da mümkün değil. Bunun için kulüpte ve bağlı şirketlerde, her yönetim döneminde değişmeyen profesyonel yöneticiler ile çalışılmasını bir zorunluluk olarak görmek gerekiyor.

Aslında Fenerbahçe’nin kurduğu Sportif A.Ş., Spor Ürünleri A.Ş., İletişim Hizmetleri A.Ş. gibi şirketlerin tümünde profesyonel yöneticiler görev yapıyor. Fakat tüm şirketler dahil kulübün yönetiminde de üst düzey profesyonel yöneticiler ile çalışılması oldukça önemlidir. Fenerbahçe geçmiş yıllarda yönetim kuruluna bağlı olarak görev yapacak profesyonel yönetici (CEO) görevlendirmiş, fakat bu uygulama çeşitli nedenlerle sürdürülememiştir.

Günlük işlerin yönetim kurulunun gözetiminde görev yapacak profesyonel üst yöneticiye bağlı olarak yürütülmesi, idari yapılanmanın buna göre örgütlenmesi, yeterli ve nitelikli yönetim ve danışman kadrolarının oluşturulması, hem yönetim kurulunun etkinliğini daha da arttıracak, hem piyasa gerekliliklerini bilen profesyonel kadrolar ile markalaşma, ürün tasarımı, satış ve pazarlama konularında çok daha başarılı sonuçlar elde edilebilecek, hem de kulübün ve bağlı şirketlerin kurumsal değeri artacaktır.

Ekonomi, teknoloji ve yönetimle ilgili kavramların büyük değişim geçirdiği günümüz dünyasında, Fenerbahçe’nin de bu değişime ayak uydurması gerekiyor. “Kurumsallaşma” Fenerbahçe’nin amaç ve hedeflerine ulaşması için günümüz dünyasında geliştirilen en önemli araçtır.

Profesyonel yönetici atanmasının yanı sıra kurumsallaşmanın gerektirdiği diğer kurumsal yapıların oluşturulması, kulübün karşı karşıya bulunduğu finansal, operasyonel, itibar gibi risklerin erken teşhis edilmesine ve yönetilmesine imkan tanıyacak mekanizmaların kurulması, operasyonlarının etkinlik ve verimliliğini, üretilen mali raporlarının güvenilir olmasını ve faaliyetlerinin yasal düzenlemelere uyumlu bir şekilde sürdürülmesini sağlayacak iç kontrol sisteminin daha da güçlendirilmesi, yeni kurulan iç denetim faaliyetine gerekli önemin ve değerin verilmesi Fenerbahçe’nin kurumsallaşmasına ve geleceğe daha güçlü bir şekilde yürümesine imkan sağlayacaktır.

Gürdoğan Yurtsever

Kaynak: Gürdoğan Yurtsever, Fenerbahçe: Değişim ve Dönüşüm, Caretta Yayınları, 1.Baskı, İstanbul, Ekim 2011
www.fenerbahcekitap.com
admin@fenerbahcekitap.com

Fenerbahçe Dergisi’nin Nisan 2013 sayısında yayımlanmıştır.

http://www.fenerbahce.org.tr/detay.asp?ContentID=34096


2000’li yıllardan sonra Fenerbahçe taraftarlarınca üretilen ve popülerleştirilen söylemlerin başında “hep destek tam destek” söyleminin geldiğini belirtmek gerekiyor. Hatta bunu yalnızca bir söylem veya slogan olarak görmemek “taraftarlık felsefesi” olarak ifade etmek yanlış olmayacak.

“Hep destek tam destek” yaklaşımı, Fenerbahçe’nin 1980-1990’larda yaşadığı başarısızlık ve istikrarsızlıkların Fenerbahçeli taraftarlar üzerinde yarattığı olumsuzluklara tepkinin bir sonucu olarak gündeme gelmiş, iyi günlere ulaşmanın yolunun yönetimleri, teknik direktörleri, futbolcuları kıyasıya eleştirmekten değil, bir taraftar olarak da bir şeyler yapmaktan geçtiğini gören kişilerin sayısının hızla artmasıyla, kimsenin görmezden gelemeyeceği bir realite olarak spor hayatımızdaki “tarihsel” yerini almıştır.

Taraftarlar, Fenerbahçe’nin kuruluşundan bugüne kadar en büyük gücü ve potansiyeli olmasına rağmen, 1980-1990’larda yaşadığı istikrarsızlık ve başarısızlık etkenlerinden birisini de taraftar davranışlarında aramak gerekiyor. Bu kapsamda Fenerbahçe camiasının genelinde görülen sabırsızlık, tahammülsüzlük gibi ortak özelliklerin yanı sıra taraftarların bulduğuyla hiç bir zaman yetinmeyerek sürekli daha fazlasını isteyen yapısı, Fenerbahçe’yi sahiplenmedeki aşırı tutkusu ve bu özelliklerin şekillendirdiği “abartılı” davranışların Fenerbahçe’ye önemli zararlar verdiğini ifade etmek mümkün.

Geçmiş dönemlerde Fenerbahçe taraftarı olmak yalnızca “istemek” ile eş anlamlı olarak düşünülmüş, kulübe bir şeyler vermek yalnızca maça gitmek ile sınırlı görülmüş, bilet alıp maça gelen bir kişi kendisini “kulübün sahibi” konumunda görerek her şeyin kendi düşüncesine göre şekillenmesi beklentisine kapılabilmiştir. Bu sahiplenmenin bir sonucu olarak taraftarlar kendilerini “cefakar” olarak tanımlarken, genellikle yönetimler “uyuyan”, futbolcular ise “sahtekar” damgasını yemiş, bu kanı zamanla yerleşmiş ve hemen her maçta tezahüratlara yansımıştır.

Bu durum yalnızca takımı etkilemekle sınırlı kalmamış, kulüp üzerinde de önemli baskılar oluşturmuş, başkan ve yönetimler oluşan büyük taraftar baskıları altında kısa vadeli ve hatalı değerlendirmeler ile kararlar almak durumunda kalmışlardır. Böylece taraftarlar Fenerbahçe’nin en büyük gücü ve potansiyeli olmasına rağmen, bu tür davranışlar yıllarca Fenerbahçe’nin uzun vadeli planlama ve çalışmalar yapabilmesinin önündeki en büyük engellerden olmuş, kurumsal ve sportif başarısızlıklara zemin hazırlamıştır.

2000’li yıllardan itibaren Fenerbahçe taraftarının eski kötü alışkanlıklarından önemli oranda kurtulduğunu, kendini sorguladığını, Fenerbahçe’deki rolünü yeniden tanımladığını ve bunun gerektirdiği davranış kalıplarına yöneldiğini ifade etmek gerekiyor. Sadece şampiyonluk ile süslü sezonları taçlandıran taraftar profilinden, hızla başarısızlıklarda da kulübünün yanında olan ve desteğini artırarak sürdüren taraftar profiline doğru bir geçiş yaşanmakta ve taraftarların bilinç düzeyi giderek yükselmektedir.

Bu bağlamda “hep destek tam destek” yaklaşımı, taraftarlığın pozitif boyutunu ve iyi taraftarlığı esas alan, her türlü şartta takıma maddi ve manevi desteği ön plana çıkartan, maça gitmeyi, kombine kart ve lisanslı ürünler almayı, yapıcı eleştirilerde bulunmayı öngören, esasen sevdiği takım ile ilgilenen, çağdaş ve ideal bir taraftar yaklaşımıdır.

Bir taraftardan beklenen temel davranış kalıbı; maça giderek, kombine alarak, lisansı ürün alarak kulübüne maddi ve manevi olarak destek olmak ve başarısızlıklarda bu desteği geri çekmemektir. Sportif başarısızlık dönemlerinde kombine almamak, maçlara gitmemek, lisanslı ürün almamak gibi maddi desteğin çekilmesi sonucunu doğuran yöntemler “hep destek tam destek” yaklaşımında başvurulmaması gereken tepki gösterme yöntemleri olarak değerlendiriliyor. Bunun yanı sıra, Fenerbahçe’de yönetici, teknik direktör, futbolcu, sporcu sıfatını taşıyan herkesin yaptığı hatalara rağmen, görevi süresince arkasında olunması, maçlarda futbolcu ve teknik direktörlere tepki gösterilmemesi, yapılan hatalarda yapıcı eleştirilerde bulunulması gibi pozitif taraftar davranışları bu yaklaşımın diğer boyutunu oluşturuyor.

Fenerbahçe taraftarının kulübe destek yöntemleri açısından bilinç düzeyinin gün geçtikçe arttığı, puan kayıpları veya yenilgilerden sonra takımın protestolar ile değil alkış ve desteklerle karşılandığı, kombine, lisanslı ürün, taraftar kart gibi destek yöntemlerinde ise uzun yıllardır diğer kulüp taraftarlarının çok üzerinde performans gösterdiği görülüyor.

Fenerbahçe taraftarı, Fenerbahçe’nin 2000’li yıllardan beri yaşadığı kurumsal ve sportif anlamdaki büyüme ve gelişme sürecinde en önemli rolü üstlenmiştir. Fenerbahçe yönetimlerinin ortaya koyduğu taraftara dayalı gelişim modelini sahiplenen taraftarlar, maddi ve manevi katkılarını giderek artırmışlardır. Fenerbahçe bu sayede uzun vadeli planlamaya, tesisleşmeye, gelirlerini artırmaya, bütçesini büyütmeye imkan bulmuş, bu durum sportif başarıların da artmasına ve istikrarlı hale gelmesine neden olmuştur.

Özellikle 2011 yılında yaşanan tarihi süreçte taraftarların kulübe maddi ve manevi olarak yaptığı büyük katkı hakkında taraflı tarafsız herkes tarafından övgü dolu yorumlar yapılıyor. Taraftarların bu yaklaşımı olmasa, böyle zorlu bir sürecin altından kolay kolay kalkılamayacağı ifade ediliyor. Bu değişimin temellerini ise “hep destek tam destek” yaklaşımında aramak gerekiyor.

Ülkemizde taraftarlık kültürü bakımından en önemli örneklerden birisi olarak karşımızda duran “hep destek tam destek” yaklaşımının yönlendirdiği Fenerbahçe taraftarları gerçek taraftarlığın örneklerini 2000’li yıllardan beri her geçen gün artan oranda vererek, kulübe çok önemli katkılarda bulunmaktadır. Son dönemlerde Fenerbahçe taraftarı arasında ayrışmaların olduğuna yönelik çeşitli basın haberleri olduğu görülüyor. Ayrışmanın olduğu yerde sürdürülebilir başarı elde edilmesi mümkün değildir. Fenerbahçe taraftarı “hep destek tam destek” felsefesine sahip çıktığı takdirde kulübe nasıl katkı sağladığını, kurumsal ve sportif başarılara nasıl öncülük ettiğini bugüne kadar başarıyla gösterdi. Taraftarların bu yaklaşıma sahip çıkmaya devam etmesi, Fenerbahçe’nin daha da büyük başarılar elde etmesinin yolunu açacaktır.

Gürdoğan Yurtsever

Kaynak: Gürdoğan Yurtsever, Fenerbahçe: Değişim ve Dönüşüm, Caretta Yayınları, 1.Baskı, İstanbul, Ekim 2011
www.fenerbahcekitap.com
admin@fenerbahcekitap.com

 

Fenerbahçe Dergisi’nin Mart 2013 sayısında yayımlanmıştır.

http://www.fenerbahce.org.tr/detay.asp?ContentID=33655


Fenerbahçe’nin geleneksel problemlerinden birisini, “gerekli şartları oluşturmadan” “başarı” peşinde koşmak şeklinde ifade etmek yanlış olmayacak. Fenerbahçe, gelirleri yeterli değilken Avrupa’da şampiyon olmayı dillendirebilmiş, bütçesi imkan vermezken dünyanın en ünlü futbolcularını transfer etmeyi hayal etmiş, bütçesi kendisinden onlarca kat büyük kulüplerle yarışabileceğini düşünmüş, tesisleri yok veya yetersizken futbolcu yetiştirip başarılı olmasını ve A takıma yükselmesini bekleyebilmiş bir camia olmuştur uzun yıllar boyunca.

Fenerbahçe, üst yapı-altyapı seçeneğinde tercihini tarihinin büyük bölümünde “üst yapı”dan yana kullanmış, başarının yalnızca “iyi futbolcu” transfer edilerek sağlanabileceğine inanılmıştır. Bu nedenle diğer büyük kulüplerin arasında tesis bakımından en “fakir” Fenerbahçe kalmış, istikrar sağlanamamış, başarı ve başarısızlık arasında sıkça gel-git’ler yaşanmış, Avrupa kupalarında başarı elde edilememiş, altyapıdan futbolcu yetişmemiş, kaynakların çoğunluğu transfere harcanmak zorunda kalınmış, bütçe büyütülememiş, gelirler artırılamamıştır.

“Altyapı” denilince akla “sportif altyapı” veya “futbolcu altyapısı” geliyor. Genç yeteneklerin keşfedilerek, eğitilmeleri ve daha sonra A takıma yükselip görev yapmalarını kapsayan bu süreç “altyapı” olarak ifade ediliyor. Fakat “altyapı” kavramının dikkatlerden kaçan ve çok daha önemli başka bir boyutu veya anlamı bulunuyor. Bunu, başarı için gerekli olan tüm unsurların yerine getirilmesini, bir anlamda “şartların hazırlanmasını” öngören “kurumsal altyapı” yaklaşımı şeklinde ifade etmek yanlış olmayacak.

Bu bağlamda, sporcuların çalışabileceği modern ve çağdaş tesislerin yapılması, bu tesislerin en modern ve bilimsel aletlerle donatılması, müsabakaların yapılabileceği stadyum ve salonların yapılması, seyircilerin rahat edebileceği çağdaş seyir ortamının sağlanması, yeni gelir kaynaklarının yaratılması ve ekonomik olarak büyümenin sağlanması, kulüp yönetiminde sistem oluşturulması gibi bir çok konuyu kurumsal altyapı yatırımları olarak değerlendirmek mümkündür. Özellikle tesisleşme bir spor kulübü için en önemli altyapı yatırımıdır. Bütün bunlar yapılabilirse hem kurumsal devamlılık, hem de sportif başarılar için “altyapı” oluşturulmuş,“kalıcı veya sürdürülebilir” başarının gelmesinin önü açılmış olacaktır.

Futbolcu altyapısında başarı sağlanabilmesinin yolu da öncelikle kurumsal altyapının hazırlanmasından geçmektedir. Ne kadar yetenekli gençler bulursanız bulun, onlara modern tesisler, modern çalışma imkanları, modern eğitim olanakları sunamazsanız futbolcu altyapısından istenen sonuçların elde edilmesi mümkün değildir.

Oysa, Fenerbahçe genel anlamda uzun yıllar bu gereklilikleri anlamaktan uzak kalmış, yalnızca transfer ile başarı elde etmeyi hedeflemiş ve bir “altyapı” yaklaşımına sahip olamamıştır. Bu yol zaman zaman sportif başarıları da getirmiş, fakat başarıların sürdürülebilir hale dönüşmesi mümkün olmadığı gibi, kurumsal başarıdan söz etmek de mümkün olamamıştır.

Bununla birlikte, tarihinin büyük bölümünde uzak kaldığı “altyapı”nın özellikle kurumsal boyutu ile ilgili 2000’li yıllardan itibaren Fenerbahçe’de taraflı tarafsız herkesin “takdirini” kazanan büyük bir değişim ve gelişim yaşandığı görülüyor.

Fenerbahçe, hem sporcuların en iyi imkanlarda çalışabilmesi, hem de izleyicilerin en iyi imkanlarda müsabakaları izleyebilmeleri için tesisleşme hamlesine girmiş, bir çok yeni tesis sahibi olmuş, eski tesislerini yenilemiş, yeni ve sürekli gelir kaynakları yaratmış, gelir kaynaklarını çeşitlendirmiş, marka değerini yükseltecek yatırımlara yönelmiştir.

Ayrıca, yapılan tesislerin içlerinin de sporcuların bilimsel çalışmalar yapmalarına imkan tanıyacak modern teknik donanımlar ile donatıldığı görülmektedir. Böylece her türlü sorunu ve sıkıntısı halledilmiş, en iyi imkanlarda çalışan, kendini işine veren sporcuların başarı kazanma olasılıkları artırılmış olmaktadır. Aynı şekilde yapılan stadyum ve salonlar, izleyicilerin en iyi şartlarda müsabakaları izleyebilmeleri için çağdaş şekilde donatılmış, kaliteli ve çağdaş bir seyir ortamı sağlanmıştır.

Ekonomik büyümenin etkisiyle elde edilen kaynakların tamamının yalnızca transferlere ayrılmadığı, önemli bir kısmının altyapı yatırımlarına ve altyapının hazırlanmasına ayrıldığı görülmektedir ki, bu yaklaşım ile Fenerbahçe tarihinin yaklaşık 90 yıllık döneminde yapamadığı atılımları çok kısa bir sürede yapabilmiştir.

Bütün bunlar sayesinde yaklaşık 10 yıllık bir dönemde Fenerbahçe’de hem kurumsal devamlılık, hem de kalıcı sportif başarılar için “altyapı” büyük oranda oluşturulmuş, sağlam temeller atılmış ve “sürdürülebilir” başarının gelmesinin önü açılmıştır.

2000’li yıllardan itibaren faaliyet gösterilen tüm branşlarda elde edilen sportif başarıların, geçmiş dönemlere göre kıyas götürmez bir biçimde artması ve başarılarda genel anlamda istikrar sağlanması, açık bir şekilde sağlanan bu altyapının bir sonucudur.

Bununla birlikte, halen futbolcu veya sporcu altyapısında elde edilen başarıların yeterli olmadığı ortadadır. Fakat, oluşturulan güçlü kurumsal altyapı ve sporculara sağlanan modern çalışma olanakları sayesinde gelecek dönemlerde Fenerbahçe’nin futbolcu altyapısında da başarılar elde etmesi olasılığının arttığını ifade etmek yanlış olmayacaktır.

Fenerbahçe’nin kurumsal altyapı yatırımlarını daha ileri seviyelere taşıması, kurumsal varlığının güvencesi olacağı gibi, daha büyük ve istikrarlı sportif başarılar elde etmesinin de belirleyicisi olacaktır. Bu nedenle Fenerbahçe yönetimlerinin kurumsal altyapı yatırımlarını her zaman gündeminde bulundurması ve yeni yatırımlar ile daha da güçlendirmesi büyük önem taşıyor.

Gürdoğan Yurtsever

Kaynak: Gürdoğan Yurtsever, Fenerbahçe: Değişim ve Dönüşüm, Caretta Yayınları, 1.Baskı, İstanbul, Ekim 2011
www.fenerbahcekitap.com
admin@fenerbahcekitap.com

Fenerbahçe Dergisi’nin Şubat 2013 sayısında yayımlanmıştır.

http://www.fenerbahce.org.tr/detay.asp?ContentID=33197

Belirlenen bir hedefin gerçekleştirilebilmesi için kısa, orta ve uzun vadeli planlamaların yapılması, planlar kapsamında yapılması gerekenlerin detaylandırıldığı programların oluşturulması, plan ve programlara uygun faaliyetlerin yürütülmesi ve sürecin düzenli olarak gözden geçirilerek revize edilmesi büyük önem taşır.

Kısa dönemli planlamalar da önemli olmakla birlikte, kalıcı başarıları elde edebilmenin en önemli ve kritik unsurlarından birisi de “uzun vadeli planlama”lardır. Uzun vadeli planlama yapılmadan belirlenen hedef veya hedeflere ve nihai amaca ulaşılması ancak tesadüflere bağlıdır. Uzun vadeli planlama yapmayan bir kurumun yönünü bulabilmesi mümkün değildir.

Fakat, bir spor kulübü ve kurum olarak Fenerbahçe’nin 2000’li yıllara kadar olan tarihinin büyük döneminde “günlük hedefler” peşinde koşmasının temel sonuçlarından birisinin “planlama” ihtiyacının ortaya çıkmaması olduğunu ifade etmek gerekiyor. Zaten hedef “bugün” ise “yarın” ne yapılacağının önemi yoktur, “zamanı gelince bakılacaktır.” Hedefin “bugün” olarak belirlendiği bir kulüpte yarınlarda yapılacakların planlanmasının önemi kendiliğinden ortadan kalkmaktadır. Planlama ihtiyacının olmadığı bir kurumda, “plansızlığın” hüküm sürmesi doğaldır.

Geçmiş dönemlerde Fenerbahçe’nin en uzun vadeli planlamalarının “şampiyonluk” hedefinde yapılan “sezonluk, kısa vadeli planlamalar” olduğunu ifade etmek gerekiyor. Bu nedenle Fenerbahçe tüm yaratabildiği kaynakları transfere harcayarak, yarınlarının güvencesi olabilecek tesisler kuramamış, ekonomisini ve kurumsal yapısını güçlendirememiş, altyapıyı ihmal etmiştir. Zaten orta ve uzun vadeli planlamanın olmadığı bir kurumda “sürdürülebilir başarının” sağlanması ve kurumsal başarı elde edilmesinin mümkün olamayacağı açıktır. Bu durum doğal bir sonuç olarak sportif başarıları da olumsuz etkilemiş, elde edilen başarılarda istikrar bir türlü sağlanamamıştır.

Maçlar tek tek değerlendirildiğinde “amaç” değildir, “araçtır” ve önemli olan planlanan uzun vadeli amaca ve konulan hedeflere hizmet etmesidir. Fakat Fenerbahçe için “maçlar” ve hele hele derbi maçlar “araç” olarak değil “amaç” olarak görülmüştür tarihinin büyük bölümünde. Yanı sıra da şampiyonluk odağındaki “kısa vadeli” ulusal hedefler. Fenerbahçe’nin günlük sonuçlar peşinde koşması ve zaman zaman şampiyonluklar kazanması, hatta Türkiye’nin en çok şampiyonluk kazanan takımı olması bu “yanılgının” sorgulanmasına neden olacak ortamın oluşmasını engelleyerek, tam tersine daha da “benimsenmesine” neden olmuştur.

Bu şekilde Fenerbahçe; uzun vadeli planlamalar ile uzun yıllarca tanışamamış, planlamanın yalnızca hangi teknik direktör veya futbolcuların transfer edileceğine yönelik yapılması yeterli görülmüş, bu da Fenerbahçe’nin istikrarlı bir yapıya kavuşamamasının baş aktörlerinden birisi olmuştur.

Fakat, 2000’li yıllardan itibaren Fenerbahçe’nin “uzun vadeli planlama” kavramı ile tanıştığı, bu söyleme olan ilginin her geçen gün daha da arttığı ve bu konuda geçmiş dönemlerle kıyaslandığında gözle görülür “gelişmeler” olduğu  görülmektedir. Özellikle Fenerbahçe Başkanı ve çeşitli yöneticileri tarafından “uzun vadeli planlama” kavramı sıkça dile getirilmekte, her fırsatta üzerinde önemle durulmaktadır.

Fenerbahçe’nin “uzun vadeli planlama” konusunda sağladığı gelişmelerin başlangıç noktasının yine 2000’li yıllardan sonra “dünya kulübü olmak” şeklinde bir “hedef” belirlemesi olduğunu ifade etmek gerekiyor. Fenerbahçe başkanı ve yönetimince sürekli dile getirilen, üzerinde ısrarla durulan “dünya kulübü olmak” hedefini aslında Fenerbahçe’nin günümüzde sağladığı büyüme ve gelişme sürecinin en önemli “yapıtaşlarından birisi” olarak görmek yanlış olmayacak. Fenerbahçe bu şekilde daha önceki tarihinde olmayan “yeni bir hedef” ile tanışmıştır. Aslında son derece “iddialı” olan ve dünyanın en büyük kulüpleri arasına bir daha inmemek üzere girmeyi ifade eden bu “hedef” uluslararası başarıların kalıcılığını ve sürekliliğini amaçlayan bir içeriğe sahiptir.

“Dünya kulübü olmak” hedefinin belirlenmesi, uzun yıllarca “şampiyonluk” dışında bir hedefi olmadığı görülen Fenerbahçe’nin yönünü ulusal alandan uluslararası alana yönelterek çok önemli bir işlev görmüştür. Dünya kulübü olabilmenin tesisleşmeden, büyümeden, zenginleşmeden, markalaşmadan, çağdaşlaşmadan geçtiği gerçekleri dikkate alındığında Fenerbahçe’nin yönü de böylece belirginleşmiştir. Fenerbahçe “dünya kulübü olmak” hedefini belirlediği için tesisleşmeye, büyümeye, markalaşmaya ve çağdaşlaşmaya önem vermiştir.

Bu son derece “iddialı” hedef Fenerbahçe’yi günlük düşünce yapısından “uzun vadeli” düşünce yapısına yönelten en önemli hususlardan birisidir. Bu gelişimin en önemli faydasını ise “planlama” ihtiyacının ortaya çıkması şeklinde ifade etmek mümkündür. “Dünya kulübü olmak” hedefi Fenerbahçe’nin önünü ve ufkunu açmış, kendine getirmiş, ulusal liginde elde ettiği sezonluk veya maçlık başarılar ile yetinen ve avunan kimliğinden hızla uzaklaşmasına neden olmuş, tarihinde ilk defa uzun vadeli planlamalar yapabilmesine olanak sağlamıştır.

Fenerbahçe, bu şekilde 2000’li yıllardan itibaren yapmış olduğu uzun vadeli planlamalar sayesinde gerek kurumsal, gerekse de sportif açıdan önemli başarılar elde etmiştir ve bunlar giderek artmaktadır. Tesisleşme, markalaşma, ekonomik büyüme gibi kurumsal başarıların yanı sıra faaliyet gösterilen tüm branşlarda elde edilen sportif başarılar geçmiş dönemlerin çok üzerine çıkmış, Avrupa ve dünya çapında başarılar elde edilmiştir.

Bütün bunların başarılabilmesinin temel nedenlerinden birisi de yapılan uzun vadeli planlamalardır. Uzun vadeli planlamalar olmadan bu tür kapsamlı ve istikrarlı başarıların elde edilmesi mümkün değildir. Fenerbahçe’nin bu konuda ısrarlı olması ve planlama sürecini daha da uzatması durumunda, kurumsal ve sportif olarak çok daha başarılı ve istikrarlı sonuçların elde edileceğinden şüphe duymamak gerekiyor.

Gürdoğan Yurtsever

Kaynak: Gürdoğan Yurtsever, Fenerbahçe: Değişim ve Dönüşüm, Caretta Yayınları, 1.Baskı, İstanbul, Ekim 2011
www.fenerbahcekitap.com
admin@fenerbahcekitap.com

Fenerbahçe Dergisi’nin Ocak 2013 sayısında yayımlanmıştır.

Fenerbahçe Zihniyet Değişimi Yaşıyor

admin On Kasım - 26 - 2013


Anlayış, düşünüş biçimi veya bakış açısı olarak ifade edilebilecek zihniyet yapısı, eylemlerin temel nedenlerini oluşturur ve eylemleri biçimlendirir. Bu nedenle eylem ve sonuçları değerlendirirken bu sonucu yaratan zihniyetin anlaşılması ve ortaya konulması gerekir. Bu bağlamda Fenerbahçe’nin 2000’li yıllara kadar yaşadığı bir çok sorunun temelini o dönemlerdeki zihniyet yapısında aramak gerekiyor. Gerçekten de Fenerbahçe’nin geçmiş dönemlerde yaşadığı sorunların temel belirleyicisi ve etkeni “zihniyet yapısı” olmuş, bu durum ayrıca bir çok soruna temel oluşturmuş, diğer sorunları besleyip büyütmüştür.

Öncelikle, Fenerbahçe’de bu dönemlerdeki en önemli mental yaklaşımın “günlük başarılar kazanmayı hedeflemek veya günlük başarılara odaklanmak” olduğunu ve bu durumun Fenerbahçe’yi “günlük yaşamaya” yönelterek bir çok olumsuzluklara neden olduğunu belirtmek gerekiyor. Fenerbahçe bütün planlarını ve uygulamalarını uzun yıllar boyunca bu “düşünce yapısı” çerçevesinde şekillendirmiş, kalıcı başarıların günlük başarılardan geçmediğini anlamaktan uzak kalmış, sürekli kalıcı başarı özlemi çekmesine rağmen bunun gereklerini hiç bir zaman yapamamış, gerekli zamanı tanıyamamış, birkaç kötü maç sonucuna göre yapılan “kısa vadeli değerlendirmelere” göre kararlar almış ve bu nedenle tarihinin büyük döneminde kalıcı ve sürdürülebilir başarıdan uzak kalmıştır.

Oysa kalıcı başarıların sağlanabilmesinin hemen olamayacağının benimsenmesi, bunun için “uzun vadeli planlama”, “zaman”, “sabır”, “tecrübe”, “yatırım”, “büyüme” gibi “başarı faktörleri”nin oluşturulması gerektiğinin anlaşılması, buna uygun faaliyetlerin yerine getirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu temel şartların sağlanmadığı başarıların “kalıcı” olmasının mümkün olamayacağı açıktır. Başarılı olabilmenin ve bu başarıları sürdürülebilir hale getirmenin tek yolu, gerekli tüm şartları oluşturmaktan geçmektedir. Doğal olarak bunun için uzun vadeli planlamalar yapmak, buna uygun faaliyetler yürütmek ve zaman tanımak gerekir. Bazen çokça transfer, o yıl şampiyon olmaya neden olabilmektedir. Ama bunun aslında “tesadüfi” bir başarı olduğu, sonraki yıllarda benzeri başarıların devamının getirilmemesi ile hem dünya da, hem de ülkemizde sıklıkla test edilen ve kanıtlanan bir gerçektir. Sabırsızlıklar, planlanan süreci kesebilmekte, yenilgiler sonrası teknik direktör ve futbolcular gönderilebilmekte, yeni gelen teknik direktörler ve futbolcular nedeniyle kırılamayan bir “fasit daire” oluşmakta ve beklenen “sürdürülebilir başarı”nın yakalanması bir türlü mümkün olamamaktadır.

Ülkemizde bu konuda yorum yapılabilecek kulüplerin başında uzun yıllar boyunca Fenerbahçe’nin geldiğini söylemek yanlış olmayacak. Fenerbahçe tarihinin büyük bölümünde  belirlenen en uzun vadeli hedefin “şampiyonluk” hedefi ile dillendirilen “sezonluk hedefler” olduğunu ifade etmek gerekli. Bu nedenle Fenerbahçe gözünü hep transferlere dikmiş, başarıların yalnızca transferler yoluyla sağlanabileceğine inanmış, günlük yaşamış, bu nedenle gelecek dönemlerine ilişkin yatırımlar yapabilmekten hep uzak kalmıştır.

Uzun yıllarda içselleştirilen, benimsenen ve “kırılması imkansız” görünen bir noktaya ulaşan bu “zihniyet yapısı”, uzun yıllar boyunca Fenerbahçe’nin modernleşebilmesinin önündeki en büyük engellerin başında gelmiş, kulübü prangalamış, bir çok başka soruna kaynaklık etmiş, büyük potansiyelin kullanılabilmesine uygun ortamın oluşmasını engellemiş ve Fenerbahçe camiasını içten içe kemirmiştir. Zihniyet yapısı veya değer yargıları, kişilerin ve camiaların içselleştirdiği ve zaman zaman söz ve eylemlere aktarılsa dahi genellikle duygu ve düşünceler ile ilgili olduğu için büyük bir bilinmezlikler yumağıdır. Bu nedenle içeriğini anlamak ve mücadele etmek büyük zorluklar içermektedir.

Fakat Fenerbahçe’de 2000’li yıllardan itibaren gerek yönetim söylem ve uygulamaları, gerekse de taraftar beklenti ve davranışları açısından önemli bir zihniyet değişiminin yaşandığını tespit etmek gerekiyor. Özellikle günlük başarı yerine kalıcı başarı beklentilerine sahip yönetici ve taraftarların çoğalmasını ortaya koyan bu süreci destekleyen söylem ve davranışlarla her gün artan oranda karşılaşmak mümkün oluyor.

Artık Fenerbahçe’de; bir iki kötü maç sonucunda hemen istifa söylemlerinin çığ gibi yükselmediği, hatta 4-5 maçlık çok kötü performanslara dahi tepkilerin eski dönemlerle kıyaslandığında önemli oranda normalleştiği, yenilgiler ve elenmelerin daha doğal karşılanmaya başladığı, yalnızca skorun değil iyi oyunun da alkışlanabilir nedenler arasına girdiği, skor dezavantajıyla süren bir maçta homurtuların yerini daha güçlü destek ve tezahüratların aldığı, yenilgide bile takımın alkışlanabildiği, deplasman mağlubiyetlerinden sonra havaalanında yüzlerce taraftarın toplanıp takıma destek olabildiği, taraftarın transferleri görmeden kombine biletlerini rekorlar kırarak satın alabildiği, taraftarın sorumluluk duygusunun arttığı, tesisleşme gibi saha dışı konularda sağlanan başarıların sportif başarı değerlendirmeleri kadar önem kazandığı, başkan ve yöneticilerin ağızlarından uzun vadeli planlama ifadelerinin çok daha fazla duyulduğu, en küçük başarısızlıklarda yönetimlerin istifa etmediği, teknik direktör ve futbolcuların kovulmadığı, ulusal başarı hedefleri yerine uluslararası başarı hedeflerinin de güçlü bir şekilde belirlendiği ve ifade edildiği görülüyor. Oysa, daha önceki dönemlerde yukarıda belirtilen örneklerle karşılaşabilmek neredeyse mümkün olamıyordu.

Bütün bu gelişmeler, Fenerbahçe camiasının günlük başarıya odaklanan zihniyet yapısında önemli bir “değişime” ve “gelişime” işaret etmektedir. Uzun vadeli başarı ritüelleri barındıran bu düşünce yapısı ile Fenerbahçe’nin kendini önemli başarısızlıklara zemin hazırlayan prangalardan gittikçe kurtulduğunu ifade etmek gerekiyor. Değişen ve gittikçe çağdaşlaşan zihniyet yapısı, etkilediği bir çok çağdaş uygulamayla Fenerbahçe’nin büyümesi, gelişmesi ve yazgısının değişmesine son derece önemli katkılarda bulunuyor ve bulunmaya devam edeceği görülüyor.

Gürdoğan Yurtsever

Kaynak: Gürdoğan Yurtsever, Fenerbahçe: Değişim ve Dönüşüm, Caretta Yayınları, 1.Baskı, İstanbul, Ekim 2011
www.fenerbahcekitap.com
admin@fenerbahcekitap.com

Fenerbahçe Dergisi’nin Aralık 2012 sayısında yayımlanmıştır.

http://www.fenerbahce.org.tr/detay.asp?ContentID=32065


“Gruplar”, ülkemiz spor tarihinde Fenerbahçe ile özdeşleşen temel kavramlardan birisidir. Grupları ve etkilerini incelemeden Fenerbahçe tarihini doğru anlayabilmek mümkün değildir. Öncelikle “grupların”, Fenerbahçe Spor Kulübü “üyeleri arasında” çeşitli şekillerde ortaya çıkan “birliktelikler” olduğunu ifade etmek gerekiyor. Bunlar, bir “grup adı” altında bazen dernekleşerek, bazen vakıf kurarak, bazen hiç bir resmi nitelik kazanmadan lokallerde bir araya gelerek ortaya çıkabilmiş ve uzun süre varlıklarını “etkin” bir şekilde sürdürebilmişlerdir.

Fenerbahçe’de gruplaşmanın 1952 yılındaki kongrede başladığı ifade ediliyor. Daha sonraki uzun yıllar boyunca özellikle başkan ve yönetim kurulu üyelerinin seçimlerinde grupların büyük etkinlikleri söz konusu oldu. 1980-1990’larda Fenerbahçe kongrelerine ilişkin “A, B grup lideriyle görüştü ve desteğini aldı, aday C, D grup lideriyle görüştü ve gruptan yönetime iki üye dahil etmesi karşılığında anlaştı” şeklindeki haberler gazetelerde en fazla yer alan haberler arasındaydı. O dönemlerde gruplar ile ilgili çeşitli eleştirilere karşı; “nasıl siyasette partiler varsa, gruplar da Fenerbahçe’nin ve Fenerbahçe Cumhuriyeti’nin partileridir, grupların diğer kulüplerde olmayan şekilde çok olması ve etkinlikleri Fenerbahçe’de demokrasinin diğer kulüplere göre daha iyi işlediğini gösterir. Bu nedenle gruplar yararlıdır ve Fenerbahçe’nin zenginliğidir, gruplar olmadan Fenerbahçe olamaz”  şeklinde çeşitli savlar ileri sürülüyordu. Fakat gruplar söz konusu olunca seçim sonuçlarına göre bazı gruplar “iktidar”, bazı gruplar “muhalefet” unsurları olarak karşımıza çıkıyor, iktidar olma mücadelesi Fenerbahçe ortak paydasından daha çok kişisel hırsların ve menfaat arayışlarının ön plana çıkmasına neden oluyor, bunun sonucunda da çekişmeler, hizipleşmeler, bölünmeler ortaya çıkıyordu.

Fenerbahçe’de geçmiş dönemlerde grupların bu etkinliğinin temel nedeni Fenerbahçe’ye “yeni üye girişi”nin neredeyse “imkansız” derecesinde zor oluşudur. Yeni üye girişinin çok kısıtlı olması grupların mevcut üyeler üzerindeki etkinlik ve nüfuzlarını uzun yıllar güçlü bir şekilde sürdürülebilmelerine neden olmuştur.

Yine aynı şekilde kulübe üyelik aidatlarının çok düşük düzeylerde olması da grupların etkinliğini artıran diğer bir unsurdu. Bu dönemlerde bir gruba aidiyetin temel göstergesi zaten çok düşük olan yıllık üyelik aidatının grup lideri tarafından ödenmesiydi. Üyenin sıkıntılı zamanlarında yanında olmak, maddi ve manevi olarak desteklemek gibi insani yöntemlerle birlikte aidatların ödenmesi bir üyenin, grup liderinin “işaret ettiği” adaya oy vermesine yeterli olabiliyordu.

Fakat grupların geçmiş yıllarda Fenerbahçe’ye büyük zararlar verdiğini ifade etmek gerekiyor. Bu zararların hem seçim dönemlerinde hem de normal yönetim dönemlerinde olabildiğini ifade etmek gerekiyor. Seçilebilmek için “zorunlu” hale gelen gruplara verilen tavizler nedeniyle “başkan”, tüm ekibini kendisini kuramıyor, istemediği kişilerle çalışmak zorunda kalabiliyordu. Süreç içinde başkan ve yönetimler grupların elinde oyuncak oluyor, bu durum yönetimin itibarını azaltıyor, “takım” haline dönüşüp faaliyetlerde bulunulmasını önlüyor ve kısa sürede kendi içinde bölünmelere ve parçalanmalara neden olabiliyordu. Ayrıca bu “iktidar savaşı” ortaya paralı ama becerisi zayıf başkan ve yöneticilerin seçilmelerine de zemin hazırlamıştır.

Gruplar, Fenerbahçe’nin “birlik” olmasının önündeki en büyük “engel” olarak uzun yıllar faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Gruplar farkında olarak veya olmadan Fenerbahçelilik kimliği altında herkesin buluşmasına engel olan, tam tersine bölünmüşlüğü arttıran bir işlev görmüştür. “Gruplaşma”nın olduğu bir yerde aynı amaca yönelik “birlik” oluşturulmasının mümkün olmadığı açıktır. Bölünmüşlük içindeki Fenerbahçe ortak bir paydada buluşamamış ve “kendi dünyasında” “kısır çekişmeler” içinde yaşamak durumunda kalmıştır.

“Gruplar” Fenerbahçe tarihinin önemli bir gerçeğidir. Fakat yönetimsel istikrarın sağlanamaması, yeterli ve yetkin yönetimlerin seçilememeleri, uzun vadeli projelerin başlatılamaması ve birlik olamama gibi sonuçlarıyla Fenerbahçe’nin geçmiş dönemlerdeki istikrarsızlıklarına önemli etki etmiş ve büyük zararlar vermiştir.

Bununla birlikte, Fenerbahçe’de “kanayan yara” haline gelmiş olan grupların etkinliklerinin 2000’li yıllardan sonra gittikçe azaldığı, özellikle başkan ve yönetici seçimlerindeki etkinliklerinin ve yönetimleri etkileme güçlerinin “yok” seviyesine indiği görülüyor. Bu süreci Fenerbahçe’nin yakın dönemindeki en önemli gelişimlerden birisi olarak değerlendirmek yanlış olmayacak.

Grupların etkinliklerinin azalmasının temel nedeni, kulübün üye giriş koşullarının kolaylaştırılması ve buna bağlı olarak üye sayısının büyük oranda artmasıdır. Dolayısıyla 1-2 binli üye sayılarının bulunduğu ve üyeleri etkilemenin kolay olduğu dönemlerde var olan grupların etkinliği, gittikçe artan ve günümüzde 15 bine ulaşan üye sayısıyla giderek zayıflamış ve “azınlık” konumuna düşmüştür. Yine grupların etkinliğini arttıran bir diğer konu olan kulübe üyelik aidatlarının düşük olması ile ilgili de son dönemlerde önemli sayılabilecek artışlar sağlanmış ve grupların toplu üyelik aidatı ödemelerinin imkanı büyük oranda ortadan kaldırılmıştır. Her ne kadar zaman zaman çeşitli sıkıntılar yaşansa da, grupların etkisizleşme sürecinin büyük oranda doğru yönetildiğini, camiada daha derin ayrılıklar oluşturmadan,  zamana yayılarak ve yumuşak bir geçişle sağlandığını ifade etmek yanlış olmayacak.

Böylece, Fenerbahçe’de gruplaşmalar, çekişmeler ve çatışmalar büyük oranda ortadan kalkmış, camia gücünü birleştirerek “birlik” olabilmeye başlamıştır. Artık gruplardan, bölünmelerden değil tek ve büyük bir “Fenerbahçe grubu”ndan bahsetmek mümkün görünüyor. Ayrıca, gruplara taviz vermeden seçilen başkan ve yönetimlerde istikrar sağlanabilmiş, yönetimler uzun vadeli planlama ve faaliyetleri hayata geçirebilmiş, Fenerbahçe’nin geleceği için gerekli olan çalışmaları gerçekleştirme imkanı bulabilmişlerdir. Sağlanan yönetim istikrarı ise Fenerbahçe’nin son yıllardaki hızlı büyümesi ve gelişmesinin en önemli nedenlerinden birisi olmuştur. Birlik olmayı sürdürebildiği ve bunu daha ileri merhalelere taşıyabildiği sürece Fenerbahçe camiası koyduğu hedeflere daha kolay ulaşacaktır.

Gürdoğan Yurtsever

Kaynak: Gürdoğan Yurtsever, Fenerbahçe: Değişim ve Dönüşüm, Caretta Yayınları, 1.Baskı, İstanbul, Ekim 2011
www.fenerbahcekitap.com
admin@fenerbahcekitap.com

Fenerbahçe Dergisi’nin Kasım 2012 sayısında yayımlanmıştır.

http://www.fenerbahce.org.tr/detay.asp?ContentID=31456