Spor kulüplerimiz uzun süredir yüksek borçlarıyla gündemde. Maalesef kulüplerin borçlarının bir sarmal halinde her geçen gün arttığı ve daha da kötüsü artık bu durumun kanıksandığı görülüyor. Bir çok kulüp bu nedenle Avrupa kupalarına katılamama, transfer yasağı gibi çeşitli yaptırımlarla ve kısıtlamalarla karşı karşıya kaldı. Mali disiplini sağlamaya yönelik bazı çabalara rağmen bir çok kulübün halen risk altında olduğu belirtiliyor.

Ülkemiz maalesef Avrupa’nın en büyük 10 ligi içinde borçları toplam varlıklarından fazla olan tek ülke konumunda. Kulüplerimizin bütün varlıklarını satsalar dahi toplam borçlarının ancak %55’ini ödeyebilecek konumda olduğu belirtiliyor. Üstelik UEFA’nın finansal fair play düzenlemeleri nedeniyle Avrupa kulüplerinin borçları ve zararları büyük oranda düşerken ülkemiz kulüplerinde bunun tersi yaşanıyor, borçlar ve zararlar artıyor.

Durumun gerçekten de vahim bir noktaya ulaştığı ortada. Kulüplerin borçlarının sürdürülebilir seviyenin çok üzerine çıktığını ve geleceklerini tehdit eder bir hale geldiğini ifade etmek yanlış olmayacak. Spor kulüplerinin içinde bulunduğu bu borç sarmalının önüne geçilemezse yakın gelecekte bir çok kulüp faaliyetlerini sürdürememe ve kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir. Kulüplerimizin bir çoğu bütçelerinin neredeyse tamamını maaş ödemesi ve transfere harcıyor. Özellikle yayın gelirlerindeki büyük artışlara ve artan gelirlere rağmen borçların ve zararların bu kadar hızla artmasının üzerinde önemle durulması gerekiyor.

Borç sarmalının nedenleri

Kulüplerimizi bu noktaya sürükleyen bir çok nedenden bahsetmek mümkün. Kulüp yönetimindeki istikrarsızlıklar, yönetimlerin kısa dönemli görev yapması ve sık değişmesi, kulüp yönetim sistemindeki zayıflık ve yetersizlikler, gelir-gider dengesinin yeterince gözetilmemesi, kazanılan gelirlerin geri dönüşü olmayacak alanlara harcanması, kurumsal ve sportif altyapıya değer verilmemesi ve yatırım yapılmaması, altyapı yerine genellikle transfer yaparak günü kurtarma yaklaşımının tercih edilmesi, ölçüsüz ve çok yüksek maliyetli transferler yapılması, sporculara değer kazandıran bir sistemin oluşturulamaması nedeniyle yüksek bedelle transfer edilen sporcuların çok daha düşük bedellerle elden çıkarılmak zorunda kalınması, teknik ekiplerde ve sporcularda istikrarın sağlanamayarak her yıl bir çok gereksiz transfer yapılması gibi hususlar bu sonuca doğrudan veya dolaylı etkide bulunuyor.

Bunun yanı sıra ülkemizin sportif yönetim ve denetim sistemindeki eksiklik ve aksaklıkların da bu sonucun oluşmasına zemin oluşturduğunu ifade etmek yanlış olmayacak. Spor alanındaki yasal altyapının yetersiz ve dağınık olması, bu nedenle kulüplerdeki bu yanlışlıkları önleyecek yönetsel ve denetsel mekanizmaların yeterince oluşturulmaması, mevcut mekanizmaların da adil, doğru ve zamanında uygulanmaması, kulüplere ve kişilere göre değişen kararların alınabilmesi gibi hususları bu açıdan ifade etmek mümkün görünüyor.

Borçlar nasıl azaltılabilir?

Bu büyük sorunun çözülmesi için öncelikle çağın gerekliliklerine uygun, spor ve futboldaki endüstrileşme dinamiklerini yakalayabilecek bir yasal zeminin artık daha fazla zaman kaybetmeden hayata geçirilmesi gerekiyor. Bunu yaparken uluslararası alandaki başarılı uygulamaların ve standartların yanı sıra ülkemizde sporla ilgili tüm tarafların görüşlerinin alınması büyük önem taşıyor. Bunun yanı sıra ilgili kamu kurumları ve federasyonlar tarafından kuralların adaletli ve hakkaniyetli uygulanması da çok önemli. Yasal altyapının geliştirilmesi ve uygulanması sürecinde bunların da göz önünde bulundurulması, rekabeti teşvik edici, gelir-gider dengesini gözeten, daha adaletli, etkili ve hızlı uygulamalar geliştirilmesi gerekiyor.

Bunun yanı sıra kazanılan büyük gelirlerin daha verimli yönetilmesine yönelik kulüplerimizde yeterli ve etkili mekanizmalar oluşturulması veya mevcut mekanizmaların geliştirilmesi de büyük önem taşıyor. Kaynakların verimli kullanılması, giderlerin etkili yönetimi, borçların azaltılması ve zararların önlenmesi için kulüplerimizin kurumsallaşmaları, daha şeffaf hale gelmeleri, çağdaş yönetim esaslarına göre yönetilmeleri, riskleri yönetmelerine imkan sağlayacak kontrol ve denetim mekanizmalarına sahip olmaları gerekiyor.

Kulüplerin mevcut gelirlerini artıracak veya yeni gelirler ortaya çıkaracak projeler geliştirmeleri de çok önemli. Günümüzün gelişen teknolojik imkanları bu açıdan kulüplere büyük fırsatlar sunuyor. Kulüplerin borçlarını düşürebilecek ve gelirlerini büyük oranda artırabilecek en önemli konulardan birisi de transfer gelirleri elde edilmesidir. Bunun da iki yolu vardır. Ya düşük maliyetli ve genç yaşta transferler yaparak zaman içinde bu sporcu veya futbolculara değer kazandırıp daha yüksek bedellere satmak, ya da sportif altyapılarda genç sporcuları erken keşfedip, onları eğitip A takımlara yükseltmek ve bir süre sonra da yüksek bedeller ile başka takımlara satarak transfer gelirleri elde etmektir.

Bunun için kulüplerde sportif altyapıların oluşturulması, var olanların yeniden organize edilerek geliştirilmesi ve daha da önemlisi işler hale getirilmesi büyük önem taşıyor. Fakat, sportif altyapı uzun süreli bir bakış açısı gerektirdiği için ülkemizde uzun yıllardır maalesef bu alanda bir gelişme sağlanamıyor. Gelinen bu noktada artık kulüplerimizin bu konuya önem ve değer vermesi, yatırım yapması ve gelişim sağlaması en kritik konulardan birisi olarak karşımızda duruyor. Geçmişe göre kulüplerimiz daha iyi stat ve tesislere sahip. Bu konuda işler bir yapı kurulması beklenen ve özlenen başarıyı da beraberinde getirecektir.

Bütün bunlar yapılabildiği takdirde kulüplerimiz kaynaklarını daha verimli yönetebilecek, gelirlerini artırabilecek, yeni gelirlere sahip olabilecek, borçlarını azaltabilecek, zarar etmekten kurtulabilecek, böylece bugünkü kötü tablo tersine çevrilerek kulüplerimizin ve ligimizin değeri yükselebilecek, kulüplerimiz güçlenen kurumsal yapılarıyla geleceğe daha sağlam ve sağlıklı bir şekilde yürüyebilecektir.

Gürdoğan Yurtsever

www.fenerbahcekitap.com

www.icdenetim.net

admin@fenerbahcekitap.com

 

Fenerbahçe Dergisi 2017 Nisan sayısında yayımlanmıştır.

http://www.derinfutbol.com/wp-content/uploads/2011/09/football-money.png

2000’li yıllardan sonra Fenerbahçe’de görülen önemli gelişmelerden birisi de “dünya kulübü olma” hedefinin belirlenmesidir. Bu yıllardan itibaren başkan ve yöneticiler tarafından bu hedefin üzerinde önemle ve ısrarla durulduğu, her fırsatta dile getirildiği görülüyor.

Taraftarlara yönelik popülist bir söylem gibi görünse de “dünya kulübü olmak” hedefinin belirlenmesini, Fenerbahçe’nin günümüzde sağladığı büyüme ve gelişmenin en önemli “yapıtaşlarından birisi” olarak görmek yanlış olmayacak.

Dünya kulübü olmayı başarmış kulüplere bakıldığında temel olarak 3 ortak noktalarının olduğu görülüyor. Birincisi “tarihleri”. Bu kulüplerin genel olarak 100 yılı aşan tarihleri bulunuyor. İkincisi “taraftar sayısı”. Bu kulüpler gerek kendi ülkelerinde ve gerekse de tüm dünyada büyük bir taraftar kitlesine sahip. Üçüncüsü ise “ekonomik güçleri”. Bu kulüplerin büyük gelirleri ve bütçeleri bulunuyor. Sahip oldukları marka değeri nedeniyle büyük tutarlarda lisanslı ürün, kombine, yayın ve sponsorluk gelirleri elde edebiliyor, bu şekilde gelirlerini her yıl daha da artırıyor ve ekonomik açıdan diğer kulüplerle aralarını açıyorlar.

Kulüplerin sezon içinde elde ettiği gelirler üzerinden yapılan “para ligi” gibi ekonomik araştırmalar bu gerçeği açıkça ortaya koyuyor. Bu ligin gediklileri olan ve genellikle ilk 10’u içinde yer alan Real Madrid, Barcelona, Bayern Münih, Manchester United, Arsenal, Chelsea, Milan, Juventus gibi kulüplerin gelirleri ile diğer kulüplerin gelirleri arasındaki uçurum giderek büyüyor.

Zaman zaman sportif başarısızlıklar yaşasalar da “dünya kulübü” olarak nitelendirilen bu kulüplerin büyüklüklerinin etkilenmediği, taraftar desteğinin her dönemde sürdüğü, maçları en fazla izlenen takımlar oldukları, gelirlerinde önemli bir düşüş yaşanmadığı, bu nedenle kısa zaman içinde tekrar sportif başarıları elde etme refleksi gösterebildikleri görülüyor.

100 yılı aşan “tarihi geçmişi” ve dünyanın her tarafına yayılmış “milyonlarca taraftarı” Fenerbahçe’nin zaten her dönemdeki en önemli “mukayeseli üstünlükleri” olmuş, bunlar elde edilen bir çok başarıya yadsınamaz katkılarda bulunmuştur. Özellikle taraftarların kulübe bağlılık düzeyinin yüksekliği ve maddi açıdan büyük desteği, kulübü her dönemde ayakta tutan temel faktörler olmuştur.

Bununla birlikte, dünya kulüplerinin bütçeleri ile kıyaslandığında Fenerbahçe’nin bütçesi yakın zamana kadar oldukça küçük kalıyordu. Bu da Fenerbahçe’nin “dünya kulübü” olmasının yolunun, gelirlerini ve dolayısıyla bütçesini artırmaktan geçtiğini ortaya koyuyordu. Fenerbahçe “dünya kulübü” olmak istiyorsa, ekonomik gücünü artırmak ve bütçesini bu kulüpler seviyesine yükseltmek durumundaydı.

Fenerbahçe’nin 2000’li yıllardan itibaren bu gerçeği görerek, gelirlerini ve bütçesini artıracak faaliyetlere önem ve öncelik verdiği görülüyor. Stadyumun yenilenmesi, bir çok yeni tesisin yapılması, lisanslı ürün satışı amacıyla Fenerium markasının oluşturulması, çeşitli alanlarda faaliyet gösteren şirket kuruluşları, sponsorluk gelirlerini artıran çalışmalar, Fenercell, Fenerbahçe kart gibi gelir getirici pek çok proje Fenerbahçe’nin gelirlerini ve bütçesini geçmiş dönemlere göre kat kat artırdı.

Yapılan bu çalışmalar sayesinde Fenerbahçe, 2007-2008 sezonunda Avrupa’da en fazla gelir elde eden kulüplerin yer aldığı “para ligi”ne 19.sıradan girmeyi başardı. Bu lige giren ilk Türk kulübü olmasının yanı sıra, bu başarıyı asıl anlamlı kılan Fenerbahçe’nin İngiltere, Almanya, İspanya, İtalya, Fransa’dan oluşan Avrupa’nın 5 büyük liginin dışında “para ligi”ne giren ilk kulüp olmasıdır. 2012-2013 sezonunda ise 18. sırada kendisine yer buldu. Fenerbahçe bu ligde henüz istikrarlı bir şekilde tutunamasa da, yapılanların doğruluğunu ortaya koyan bu sonuçlar, gelecek adına umutlu olmaya neden oluyor.

“Dünya kulübü olmak” hedefinin belirlenmesi, uzun yıllarca en uzun vadeli hedefi “şampiyonluk” olan Fenerbahçe’nin yönünü “ulusal” alandan “uluslararası” alana yönelterek çok önemli bir işlev gördü. Önünü ve ufkunu açtı, kendine getirdi. Dünya kulübü olmanın tesisleşmeden, büyümeden, zenginleşmeden, markalaşmadan, çağdaşlaşmadan geçtiği gerçekleri dikkate alındığında Fenerbahçe’nin yönü de böylece belirginleşti.

Bu süreç, Fenerbahçe’yi sezonluk veya maçlık başarılar ile yetinen kimliğinden uzaklaştırdı, tarihinde ilk defa uzun vadeli planlamalar ve yatırımlar yapmasına imkan tanıdı. “Dünya kulübü olmak” hedefini gerçekleştirmek amacıyla yapılanlar sayesinde Fenerbahçe kurumsal açıdan daha güçlü hale geldi. Bunun katkısıyla ulusal ve uluslararası alandaki sportif başarılar da giderek artmaya başladı.

Fenerbahçe büyüyen kurumsal yapısıyla, dengeli ve artan gelirleriyle, geleceğine yönelik en fazla proje üreten kulüp yapısıyla, “dünya kulübü” olma yolunda son 10-15 yılda önemli bir başlangıç yaptı. Bu yolun çok zor ve uzun soluklu bir mücadele gerektirdiği, yapılması gereken bir çok şeyin olduğu açıktır. Fakat yapılan bir çok şeyin olduğu da ortadadır. Yapılanlar sayesinde Fenerbahçe’nin “dünya kulübü” olma hedefi “hayal” olmaktan çıkmış, gerçek bir düzleme oturmuştur.

Fenerbahçe’nin bu hedefini başarmasının yolu, gelirlerini ve bütçesini daha da fazla büyütmesinden, bu konuda yeni projeler geliştirmesinden, kurumsal yapısını güçlendirmesinden ve uluslararası alanda daha istikrarlı sportif başarılar elde etmesinden geçiyor.

Gürdoğan Yurtsever

Tekstil Bankası A.Ş.
İç Kontrol, Uyum ve Mevzuat Başkanı/
Türkiye İç Denetim Enstitüsü (TİDE)
Yönetim Kurulu Üyesi ve Başkan Yrd.
www.fenerbahcekitap.com
www.icdenetim.net
admin@fenerbahcekitap.com

Fenerbahçe Dergisi’nin Mart 2014 sayısında yayımlanmıştır.

http://www.fenerbahce.org.tr/detay.asp?ContentID=38732


Spor kulüplerinin giderek büyüyen ve karmaşık hale gelen işlemleri mevcut risklerin boyutlarını büyütürken, aynı zamanda yeni risklere de neden oluyor. Bu kapsamda kulüplerin özellikle piyasa, uyum, itibar ve operasyonel nitelikli çeşitli risk türleri ile karşı karşıya bulunduğunu belirtmek gerekiyor. Bu riskler, kontrol edilemediği ve yönetilemediği takdirde kulüplere önemli zararlar verme potansiyeline sahip. Bunu önlemenin yolu da kulüp bünyesinde etkin bir şekilde iç kontrol, risk yönetimi ve iç denetim sistemlerinin kurulmasından geçiyor.

“İç kontrol sistemi”; kulübün tümünü kapsayan, yönetim kurulundan en alt düzeydeki çalışana kadar kulübün tüm çalışanlarının sorumluluklarının bulunduğu, transferlerden ödemelere kadar tüm süreçlerdeki riskleri azaltmayı hedefleyen sistematik yapıyı ifade ediyor. Çalışanların ve birimlerin görev tanımlarının açık bir şekilde yapılması, her çalışanın ancak yetkisi bulunan bilgiye erişebilmesi, ödeme yapma ve muhasebeleştirme gibi görevlerin farklı personelin sorumluluğun verilmesi, işlemlerde limit, onay ve çapraz kontrol mekanizmalarının oluşturulması gibi kontrol uygulamalarını bu sistemin yapı taşları olarak belirtmek mümkün. Bir kurumun operasyonlarının etkinlik ve verimliliği, üretilen mali raporların güvenilir olması ve faaliyetlerinin yasal düzenlemelere uyumlu bir şekilde yürütülmesi bakımından iç kontrol sistemi hayati önem taşır. İç kontrol sistemindeki yetersizlikler; hatalı kararlar alınmasına, gelir kayıplarına, zararlara ve suistimallere neden olabilir.

Benzer şekilde; günümüzde kulüplerin faaliyetlerini güvenli bir şekilde sürdürebilmesi, hedeflediği amaçları gerçekleştirebilmesi bakımından karşı karşıya kaldığı tüm riskleri bilmesi, ölçmesi, azaltması ve mevcut riskleri doğru bir şekilde yönetmesi çok önemli hale geldi. Bunu başarmanın yolu da kulüp bünyesinde olasılıklara ve senaryolara dayalı etkin bir “risk yönetimi sistemi”nin kurulmasından geçiyor. Risk yönetimi; belirsizliklerin azaltılması, geleceğe dönük daha sağlıklı kararlar alınması, kaynakların etkili ve verimli kullanılması, fırsatlardan yararlanılması ve kayıpların önlenmesi gibi faydaları bulunan çok önemli bir yönetim aracıdır.

Kulüplerin iç kontrol ve risk yönetimi sistemleri açısından en büyük sorumluluklardan birisi de “iç denetim” fonksiyonuna düşüyor. “İç denetim” bir kurumun faaliyetlerini geliştirmek ve onlara değer katmak amacını güden bağımsız ve objektif bir güvence ve danışmanlık faaliyetidir.

“İç denetim”; kurumun risk yönetimi, kontrol ve kurumsal yönetim süreçlerinin etkinliğini sistematik ve disiplinli bir yaklaşımla değerlendirerek bu süreçlerdeki eksikliklerin tespit edilmesi ve giderilmesi, risklerin ve kayıpların azaltılması, hataların ve suistimallerin önlenmesi, kaynakların verimli kullanılması, yasal düzenlemelere uyumlu faaliyet gösterilmesi, itibar ve güvenin korunması, şeffaf ve hesap verebilir yönetim uygulamalarının geliştirilmesi gibi hususlarda kurumlara katma değer sağlayıp, hedef ve amaçlara ulaşılmasında önemli bir rol üstleniyor.

İç denetimin önemi tüm dünyada giderek artıyor. İç denetçiler günümüzde yönetimlerin en önemli yardımcıları haline geldi. Ülkemizde de son 10 yılda iç denetim ile ilgili her alanda art arda düzenlemeler yapıldı ve yapılmaya devam ediyor. Başta bankacılık olmak üzere, sermaye piyasaları, sigortacılık, kamu ve suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesi alanlarında iç denetim ile ilgili önemli düzenlemeler yapıldı. Böylece günümüzde mali sektörde ve birçok kamu kurumunda iç denetim zorunlu bir faaliyet olarak yürütülüyor. Reel sektörde ise holdingler, büyük şirketler ve halka açık şirketler başta olmak üzere bir çok firmada iç denetim faaliyeti yürütülüyor. Yeni Türk Ticaret Kanunu da iç denetimin önemini artıran bir başka düzenleme oldu.

Spor kulüpleri açısından da “iç denetim” önem verilmesi gereken bir konu olarak karşımıza çıkıyor. Bilindiği üzere, ülkemizde spor kulüpleri “dernek” statüsünde faaliyet gösteriyor. Dernekler mevzuatında ise derneklerde iç denetimin esas olduğu belirtiliyor. Bunun yanı sıra tüm kulüplerde, en az 3 asil ve 3 yedek üyeden oluşan ve Genel Kurullar tarafından seçilen Denetim Kurulları bulunuyor. Bu kurullar kulübün tüzükte belirtilen amaçlar doğrultusunda faaliyet gösterip göstermediğini, hesap ve kayıtların mevzuata ve tüzüğe uygun tutulup tutulmadığını belirli aralıklarla denetleyerek Yönetim Kurulu ve Genel Kurul’a sunuyor.

Fakat bu kurulların, gerçek bir denetim işlevi göremediğini, şekli ve kısmi denetimler yapabildiğini belirtmek gerekiyor. Zaten yapıları itibarıyla, tam zamanlı çalışmayan ve fahri nitelikte üst kurullar olduğundan, bu kurullardan gerçek anlamda denetim yapmalarını beklemek de mümkün değildir. Bu nedenle kulüplerde denetimden beklenen faydayı elde etmek mümkün olamıyor. Bütçeleri giderek büyüyen kulüplerde uzman ve tam zamanlı görev yapan profesyonel iç denetçilerin görevlendirilmesi ve iç denetim birimlerinin kurulması büyük bir ihtiyaç haline geldi.

Son 10-15 yılda ekonomik büyüklükleri giderek büyüyen ve kurmuş olduğu şirketlerle adeta bir holdinge dönüşen Fenerbahçe’nin, bu gelişimi görerek kurumsallaşma çalışmalarını hızlandırdığı, bu kapsamda kulüp bünyesindeki kontrol ve denetim sistemini güçlendirecek adımlar attığı görülüyor. Son dönemde yapılan çalışmalarla tüm personelin görev ve sorumluluklarının yazılı hale getirilmesi, yetki ve onay seviyelerinin belirlenmesi, süreçlere ilişkin iş akışlarının oluşturulması, her şeyin kayıt altına alındığı sistemler kurulması, talep ve onay akışının kontrol adımlarını da içerecek şekilde sisteme taşınması, yeni yazılımların kullanılmaya başlanılması, raporlama sistemi oluşturulması, iç denetim biriminin kurulması gibi önemli adımları bu kapsamda belirtmek mümkün.

Kulübün kontrol ve denetim yapısını güçlendiren bu adımlar, Fenerbahçe’nin karşısındaki riskleri daha etkili bir şekilde yönetmesine imkan vererek, geleceğe daha güçlü yürümesine imkan sağlayacaktır. Bu nedenle bu adımların daha da ileriye taşınması, iç denetime önem verilmesi, desteklenmesi, gerek insan kaynağı, gerekse de teknoloji açısından yeterli kaynağın ayrılması, iç denetim raporlarında yer verilen eksiklik ve aksaklıkların gecikmeden giderilmesi gerekiyor.

Gürdoğan Yurtsever

Tekstil Bankası A.Ş.
İç Kontrol, Uyum ve Mevzuat Başkanı/
Türkiye İç Denetim Enstitüsü (TİDE)
Yönetim Kurulu Üyesi ve Başkan Yrd.
www.fenerbahcekitap.com
www.icdenetim.net
admin@fenerbahcekitap.com

 

Fenerbahçe Dergisi’nin Aralık 2013 sayısında yayımlanmıştır.

http://www.fenerbahce.org/detay.asp?ContentID=37467

Fenerbahçe kitabı yayımlandı

admin On Kasım - 13 - 2011

Fenerbahçe’yi 1980’lerden günümüze kadar kurumsal boyutuyla analiz eden “Fenerbahçe: Değişim ve Dönüşüm” kitabı yayımlandı.

Gürdoğan Yurtsever tarafından kaleme alınan kitapta; Cengiz Çandar, Dr.Mahfi Eğilmez, Altan Tanrıkulu, Uğur Meleke ve Selçuk Yula’nın Önsöz’leri bulunuyor.

“Fenerbahçe: Değişim ve Dönüşüm” adlı bu kitabın bugüne dek Fenerbahçe ile ilgili yazılmış en önemli, en kapsamlı ve en öğretici kitap olduğunu söylemeliyim. Şunu da: Bu kitap, bugüne dek Fenerbahçe’ye ilişkin yazılan kitapların en ciddisi. “Fenerbahçe: Değişim ve Dönüşüm” kendi alanında eşsiz bir kitap. Sadece her Fenerbahçeli için değil, ekonomi ve yönetişim alanındaki çalışmalara meraklı herkes için çok değerli bir çalışma.
Cengiz Çandar

Yurtsever’in bu son derece ilginç ve aydınlatıcı kitabının Fenerbahçeliler kadar, rakip kulüplere gönül vermiş olanların da ilgisini çekeceğini sanıyorum.
Dr.Mahfi Eğilmez

Analitik bakış açısını, taraftarlıkla birleştiren saygı duyulacak bir çalışma.. Her Fenerbahçeli’nin kütüphanesinde bulunması gereken değerli bir eser.
Altan Tanrıkulu

Bu eser, 50 yıl sonra geriye dönüp “Türk futbolu bugünlere nasıl geldi?” sorusuna cevap arandığında dahi bir başvuru kaynağı olma özelliğini sürdürecektir. Yurtsever’in bu kapsamlı çalışmasının sadece Fenerbahçeliler’in değil tüm sporseverlerin kütüphanesinde yer bulması umuduyla.
Uğur Meleke

Ciddi bir araştırma, analiz ve emeğin ürünü olarak ortaya çıktığı anlaşılan bu kapsamlı çalışma, Fenerbahçe’nin 1980 sonrasındaki dönemine ilişkin çok değerli ve aydınlatıcı bilgiler veriyor. Fenerbahçeliler kadar tüm sporseverlerin kütüphanesinde bulunması gereken eşşiz bir kitap.
Selçuk Yula

Detaylı Bilgi için: http://www.fenerbahcekitap.com

Kitabı idefix.com’dan satın almak için tıklayın
http://www.idefix.com/kitap/fenerbahce-gurdogan-yurtsever/tanim.asp?sid=POCVIN48S2UVKKCW3HYN

Kitabı kitapyurdu.com’dan satın almak için tıklayın
http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=590614&sa=94521033

Derin Futbol

admin On Eylül - 4 - 2011

Dünya üzerinde üç milyarın üzerinde kişinin futbol ile ilgilendiği ifade ediliyor. Başka hiçbir spor dalında bu boyutta bir küresel ve kitlesel bir ilginin bulunmadığını söylemek gerekli. Hatta futbolu gerçek anlamda tek küresel oyun olarak ifade etmek ve küreselleşmenin son evresi olarak belirtmek yanlış olmaz. Futbol bütün bu insanların ortak tutkusu.

Bununla birlikte özünde bir oyun olsa da gelişim süreci içinde gösterilen ilginin büyüklüğü nedeniyle belki de hiç bir şeye olmadığı kadar, futbola kendi anlamı dışında farklı anlamlar yüklendiği görülüyor. Genellikle siyasal, kimi zaman dini, zaman zaman ideolojik faktörler gibi çok çeşitli nedenlerle futbol dünyanın birçok ülkesinde çeşitli amaçlara ulaşmada bir araç olarak kullanılmaya çalışıldı ve çalışılmakta. Futbolun yalnızca bir oyundan ya da sportif müsabakadan ibaret olmadığı artık herkesin üzerinde mutabık kaldığı bir olgudur.

Son yıllarda ise futbolun büyüyen ekonomik boyutu ve endüstriye dönüşmesi ana gündem maddelerinden birisi haline geldi. Futbol artık gittikçe endüstrileşen yapısıyla geriye dönüşü mümkün olmayan yeni bir yöne doğru ilerliyor. Futbolun yönetim kurallarının yeniden yazıldığı, ekonomik boyutunun hızla büyüdüğü, yarışın yeni bir düzleme taşındığı bu yeni dönemde bu değişimi anlayamayan ve gerekli dönüşümü sağlayamayan kulüplerin başarılı olmalarının, kurumsal gelişmelerini ve sürekliliklerini sağlayabilmelerinin çok zor olduğunu ifade etmek gerekli. Tüm bunlar dikkate alındığında spor/futbol kulüplerinin yalnızca sportif anlamda iyi yönetilen kurumlar halinde örgütlenmesi ve yönetilmesi yeterli olmaktan uzaklaştı. Artık kurumsal ve endüstriyel dinamiklere uygun yönetim yapılarının oluşturulması gerekiyor.

Futbolun yalnızca saha içinde başladığı ve bittiğinin düşünülmesi doğru olmayan bir yaklaşımdır. Evet sportif sonuçlar saha içinde atılan gollerle ve alınan galibiyetler ile elde edilebiliyor. Mutlaka her maçın kendine ait bir dünyası vardır. Bunların sonuçlar, istatistiksel veriler, futbolcu ve teknik direktör performansları gibi açılardan irdelenmesi mutlaka gereklidir ve çok faydalıdır. Fakat her şey değildir. Skorlar ve sahadaki performanslar, “görünür” olmakla birlikte aslında “gerçeğin” çok küçük bir boyutunu oluşturur. Ondan da önemli olan skorların ve performansların daha geniş bir düzlemde değerlendirilebilmesidir. Bu çerçevede; idari, mali, ekonomik, sosyolojik ve kültürel pek çok etkenin sportif sonuçlara doğrudan etki ettiğini ve giderek bu etkinin çok daha büyük boyutlara ulaştığını görüyoruz. Artık yalnızca sahadaki mücadeleye ve atılan gollere bakarak futbolu değerlendirmek mümkün değil. Bu nedenle futbolda çağdaşlaşma ve gelişme bakımından dikkatleri yalnızca saha içinde bırakmayarak saha dışına yöneltebilmek, futbolun görünmeyen yüzü olan saha dışını anlayabilmek büyük önem taşıyor.

Bu çerçevede bu sitede futbolun idari, mali, ekonomik, endüstriyel, sosyolojik ve kültürel, yani görünmeyen yüzünü anlayabilmeyi amaçlayan yazılara yer verilmeye çalışılacaktır.

Gürdoğan Yurtsever

Firm is considered the most important expertise you absolutely need. You absolutely need that helps make up a training program to help you report adequately. Compose out your deadline date ranges, then get a every week graph (or make anyone in stand out). Pack in your own responsibilities for any seven days earliest of all the – lectures, higher education modern society seminars, every other get togethers you have. Read the rest of this entry »

Firm is regarded as the most vastly important and vital creativity you should have. You want to enhance up a itinerary as a way to research project perfectly. Compose from the deadline days, then get a weekly graph (or make a single one in shine). Refill throughout agreements for your 7 days at first of the – lectures, college community seminars, other sorts of gatherings you may have. Read the rest of this entry »

Training 1st essay understanding by engaging in

admin On Ağustos - 14 - 2017

Enterprise is considered the most extremely important expertise you will have. You prefer to produce up a design so you’re prepared to overview competently. Acquire out your time frame dates, then grab a monthly graph or chart (or make someone in shine). Pack within the obligations for that one week to begin with of all of the – lectures, college or university heritage get togethers, every other meetings you’ve found. Read the rest of this entry »

Firm is readily just about the most useful and most important natural talent you are looking for. You must have to create up a process so you’re prepared to review successfully. Have the capacity to compose from the due date appointments, then get hold of a once a week chart (or make individuals in excel). Fill in your particular obligations to the full week most important coming from all – lectures, university or college tradition group meetings, various other seminars you’ve. Read the rest of this entry »

Ülkemizin uluslararası alanda bireysel ve takım sporlarında elde ettiği başarılar son yıllarda görece olarak artış gösterse de henüz istenilen seviyenin çok uzağında olduğumuz ortada. Özellikle olimpiyatlar, dünya ve Avrupa şampiyonaları gibi en önemli yarışma alanlarında maalesef bir türlü başarılı olamıyoruz, istikrarlı başarılar elde edemiyoruz.

Spor alanındaki başarıların artması ve istikrarlı hale gelmesi için özellikle devletin bu konudaki strateji ve uygulamalarının önemli olduğu, bunun için de öncelikle spora özgü bir yasanın gerekli olduğu uzun süredir tartışılıyor. Medyaya yansıyan haberlerden spor ve spor kulüpleri yasası için yıllardır süren çeşitli hazırlıkların olduğu, çalışma gruplarının oluşturulduğu, çalışmaların yürütüldüğü ifade ediliyor. Fakat bugüne kadar bu çalışmaların bir türlü sonuçlandırılamadığı görülüyor.

Dernekler yasası yeterli gelmiyor

Bilindiği üzere ülkemizde spor kulüpleri dernekler yasasına göre dernek şeklinde  ve kendi oluşturdukları tüzüklere göre faaliyetlerini sürdürüyor. Bununla birlikte bazı kulüplerimizin kurduğu şirketler de bulunuyor.  Bu şirketlerin bazıları da halka açılmış durumda. Bu şirketler ise ticaret yasası ve sermaye piyasası yasaları ve mevzuatına tabi olarak faaliyet yürütüyor.

Günümüzde spor kulüplerinin ticari faaliyetlerinin çok büyüdüğü, büyük gelirler elde edildiği, bu gelirlerin her geçen gün daha da arttığı ve çeşitlendiği, bu nedenlerle dernek-şirket ilişkilerinin daha karmaşık hale geldiği görülüyor. Fakat ülkemizde spor kulüplerindeki bu gelişimi destekleyecek bir yasal altyapının bulunmadığını, mevcut dağınık yasal düzenlemelerin ihtiyaçları karşılayamadığını ifade etmek yanlış olmayacak. Spor kulüplerinin hem dernek, hem de şirket statüleri nedeniyle farklı kurumsal kimliklerinin aynı çatı altında bulunması kurumsal ve yönetsel açıdan sorunlara neden oluyor.

Yeni bir spor ve spor kulüpleri yasası gerekiyor

Ülkemiz sporunu dünya ülkeleri ile rekabet edebilir hale getirebilmek, bireysel ve takım sporlarında Avrupa’da daha büyük ve istikrarlı başarılar elde edebilmek, sporu ülkemizde bir yaşam biçimi haline getirebilmek, spor kulüplerinin çağdaş standartlarda, daha etkili ve verimli yönetilmelerini sağlayacak zemini oluşturabilmek için öncelikle yasal altyapımızın yeterli hale getirilmesi büyük önem taşıyor.

Bunun için de sporu eğitim sistemimizin en temel aktörlerinden birisi haline getirecek, spor yapmayı ve spor yatırımlarını teşvik edecek mekanizmaları kapsayan bir spor yasası ve bunun yanı sıra spor kulüplerinin mevcut ihtiyaçlarını karşılayacak, çağdaş yönetim mekanizmalarından oluşan, küresel düzeyde diğer spor kulüpleri ile rekabet etmelerine imkan sağlayacak spor kulüpleri yasasının oluşturulması ve bu alanda yeni bir yasal altyapının oluşturulması artık bir zorunluluk haline geldi.

Spor kulüplerinin kurumsallaşmasını sağlamalı

Spor kulüpleri yasası hazırlıklarında üzerinde durulması gereken en önemli hususlardan birisinin kurumsallaşma olduğunu ifade etmek gerekiyor. Yeni yasa ile getirilecek düzenlemelerin kulüplerin kurumsallaşmasını sağlayacak nitelikte olması, kulüplerin karşı karşıya bulunduğu riskleri etkili şekilde yönetmelerine imkan sağlayacak çağdaş yönetim, kontrol ve denetim mekanizmalarının esaslarının bu yasa ile belirlenmesi, bu şekilde kulüpleri geleceğe daha güçlü bir şekilde taşıyacak altyapının oluşturulması önem taşıyor.

Bu kapsamda, kulüp bünyesinde başta etik kurallar olmak üzere gerekli politika ve prosedürlerin oluşturulması, kulüplerin yasal düzenlemelere tam uymalarını sağlayacak mekanizmaların ve etkili bir organizasyon yapısınının kurulması, kulüp ve kulübe bağlı tüm şirket ve kuruluşların bünyesinde görev, yetki ve sorumlulukların açık bir şekilde dağıtılması, sağlıklı bir performans değerlendirme sistemi oluşturulması, kulübün mali ve mali olmayan bilgilerinin şeffaf bir şekilde kamuoyu ile paylaşılması kritik başarı faktörleri olarak öne çıkıyor.

Bunun yanı sıra kulüplerde etkili iç kontrol ve risk yönetimi sistemlerinin oluşturulması, mevcut sistemlerin güçlendirilmesi, uluslararası standartlara uygun etkin bir iç denetim mekanizmasının kurulması ve işlerliğinin sağlanması, yönetim kurulu bünyesinde denetim komitesi, risk yönetimi komitesi, kurumsal yönetim komitesi gibi uzmanlık komitelerinin oluşturulması, bu mekanizmaların şirketler dahil kulübün tamamını kapsaması gerekiyor.

Bunlarla bağlantılı olarak yalnızca spor kulüplerinin kurduğu şirketlerde değil kulüp bünyesinde de yetkin profesyonel yöneticilerin görevlendirilmesi, bunun için kulüp yönetim ve icra kurullarında görev alacak kişilerin niteliklerine yönelik düzenlemeler yapılması, yönetim kurullarında spor yönetimi alanında eğitim almış kişilerin de bulunmasının sağlanması, ilgili kamu kurumları, federasyonlar ve kulüpler üzerindeki ilişkilerin çerçevesinin çizilmesi, kulüpler üzerindeki gözetim ve denetim mekanizmalarının açık bir şekilde ve objektif esaslar dikkate alınarak oluşturulması gibi hususlar da önem taşıyor.

Geniş bir katılımla hazırlanmalı

Beklenen sonuçların elde edilebilmesi ve uzun yıllar başarıyla uygulanabilecek bir model oluşturulabilmesi için çağdaş yönetim mekanizmalarının ve uluslararası uygulamaların dikkate alınması gerekiyor. Bunların yanı sıra yasal düzenlemenin geniş katılımla hazırlanması büyük önem taşıyor. Bu bağlamda federasyonlar, spor kulüpleri ve ilgili sivil toplum örgütleri gibi bu alanda faaliyet gösteren tüm tarafların görüşlerinin alınması gerekiyor.

Özellikle spor kulüplerinin bu konudaki görüş ve değerlendirmelerinin alınması önem taşıyor. Spor kulüplerinden ve diğer ilgili taraflardan yeterli düzeyde görüş alınmadan hazırlanan ve 2011 yılında yürürlüğe giren 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesi Kanunu nedeniyle yaşanılan sorunları hepimiz biliyoruz. Benzeri sorunların tekrarlanmaması açısından bu yeni yasanın hazırlanması sürecinde geniş katılımın sağlanması, başta spor kulüpleri olmak üzere konuya taraf olan her kesimin görüş ve düşüncelerinin azami ölçüde dikkate alınması önem taşıyor.

Bu yapılabildiği takdirde ülkemiz sporunu ve spor kulüplerini geliştirecek ve güçlendirecek bir altyapı ve uzun yıllar uygulanabilecek sağlıklı bir model oluşturulabilecek, bu sayede gelecekte dünyada sporda da söz sahibi bir ülke haline gelmemiz mümkün olabilecektir.

Gürdoğan Yurtsever

www.fenerbahcekitap.com

www.icdenetim.net

admin@fenerbahcekitap.com

 

Fenerbahçe Dergisi 2017 Mart sayısında yayımlanmıştır.

Herhangi bir sorun ile karşılaştığımızda “eğitim şart” klişesi ile sıklıkla karşılaşırız. Gerçekten de her alanda gelişmenin ve mevcut sorunları çözmenin temel yolunun eğitimden geçtiği ortadadır. Spor da bu alanlardan birisidir. Spor eğitimi, ülkede sağlıklı bir spor kültürü oluşturulmasının da temel yoludur. Fakat eğitim, aynı zamanda sonuçları ve faydaları uzun zamanda alınabilen, uzun vadeli ve tutarlı strateji ve uygulamalar gerektiren bir alandır.

Genel eğitimde olduğu gibi spor eğitiminde de temel sorumlu devlettir. Devletin bu konuda etkili bir politika ve strateji geliştirmesi, sporcular için ülke genelinde tesisler yapması, bu tesisleri modern araç ve gereçler ile donatması, işler bir eğitim sistemi kurması, nitelikli eğitmenler görevlendirmesi, genel eğitim ve spor eğitimi arasında akışkanlığı sağlaması, tüm ülkede etkili bir tarama sistemi oluşturması gibi hususlar çok önemlidir.

Kulüpler eğitime geniş perspektiften yaklaşmalı

Bununla birlikte spor eğitimi alanında kulüplerin de çok önemli rol ve sorumlulukları bulunmaktadır. Fakat, kulüplerde spor eğitimi denilince yalnızca altyapılarda genç sporculara verilen sportif altyapı eğitimlerinin anlaşıldığını ifade etmek yanlış olmayacak. Ülkemiz spor kulüplerinde bu alanda önemli sorunlar bulunduğu da bilinen bir gerçek.

Futbol veya diğer branşlarda genç sporcuların spor eğitimi aldığı altyapıların büyük önemi olduğu ortadadır. Bu altyapılar hem genç sporcuların iyi bir eğitim almalarına imkan sağlayarak topluma katkı sağlamakta, hem de buradan yetişen sporcuların A takımlara yükselmesi sayesinde kulübe önemli maddi ve manevi faydalar sağlamaktadır. Bu nedenle tüm kulüplerin bu konuya stratejik olarak yaklaşmaları ve yatırımlar yapmaları şart.

Bunların yanı sıra kulüplerin eğitime yalnızca sportif altyapı açısından değil daha geniş perspektiften bakmaları tüm kulüp çalışanları, A takımlar dahil tüm sporcular, antrenörler, taraftarlar ve hatta taraftarı olmayan diğer vatandaşları da içine alan bir yaklaşımla yapılandırmaları büyük önem taşıyor.

Sporculara ve kulüp çalışanlarına düzenli eğitimler verilmeli

Eğitimli ve nitelikli çalışanlardan oluşan bir kurumun hedeflerini gerçekleştirmesi daha kolaydır. Bu nedenle iş dünyasındaki birçok şirket ve kurum personelinin niteliklerini geliştirmek için geniş kapsamlı eğitim programları uyguluyor, yatırım yapıyor, bütçeler ayırıyor ve önemli maliyetlere katlanıyor.

Bu kapsamda personelinin alanları ile ilgili sertifika edinmelerine yönelik çalışmaları destekliyor, eğitim ve sertifika ücretlerini karşılıyor, yabancı dil konusunda eğitim programları uyguluyor, personelin yüksek lisans ve doktora gibi çalışmalarını destekliyor. Bunun yanı sıra gerek kişisel gelişim, gerekse de takım oluşturma ile ilgili eğitimler veriyor. İletişim becerileri, zaman ve stres yönetimi, takım olmak, liderlik gibi pek çok eğitim konusunu bu kapsamda belirtmek mümkün. Bu şekilde çalışanlarını geliştirmeye ve diğer çalışanlarla uyum içinde ve takım ruhu ile birlikte çalışmalarını sağlayarak şirketin amaçlarını gerçekleştirmeye çalışıyor. Yapılan araştırmalar da bu programların ve eğitimlerin faydasını açıkça ortaya koyuyor.

Benzer şekilde bir spor kulübünde sporcuların ve çalışanların eğitim programları ile desteklenmesi hem kişisel gelişim, hem de takım içindeki sorumluluklarını en doğru şekilde yerine getirebilmesi açısından önemlidir. Özellikle takım sporlarında takımı oluşturan tüm tarafların işbirliği ve koordinasyon içinde çalışması gerekir. Bunu yapamayan takımların istikrarlı başarılar elde etmeleri mümkün değildir. Bunu sağlamanın en temel yollarından birisi de eğitimdir. Verilecek eğitimler tüm bu tarafların kendilerini geliştirmeleri, takım içindeki sorumluluklarını anlamaları ve yerine getirmeleri için önem taşıyor.

Fakat kulüplerimizin genel olarak bu konulara yeterince önem verdiğini ifade etmek maalesef mümkün değil. Yalnızca bazı önemli maçlar öncesinde futbolcuların motivasyonu amaçlı mentor desteği alındığı görülüyor. Şirketlerin bir çoğunun bütün çalışanlarını bir takım ahengi içinde çalıştırmaya çabalamalarına rağmen, takımlardan oluşan spor kulüplerinin bu konuya gereken önemi vermemelerini anlamak mümkün değil.

Bu nedenle kulüplerin hem sporculara, hem de çalışanlarına yönelik tutarlı bir eğitim programı oluşturması ve uygulaması önem taşıyor. Bunun yanı sıra sporculara yönelik zaman zaman uygulanan mentor ve psikolojik danışmanlık desteklerinin de daha düzenli ve programlı bir şekilde uygulanması gerekiyor.

Bu sayede sporcu ve çalışanların bilinç düzeyi yükselecek, kulübün hedefleri daha etkili bir şekilde anlaşılıp hayata geçirilebilecek, sporcular sahalarda topluma örnek davranışlar sergileyebilecek, medyaya verdikleri demeçlerde tekdüze beyanlar yerine topluma daha faydalı mesajlar verebilecek, sportif kültürün ve fair play uygulamalarının artmasına katkı sağlayacak, hakemler ve rakipler ile daha doğru iletişim kurabilecek, benzer şekilde yabancı dili gelişen sporcular uluslararası karşılaşmalarda hakemler ve rakipler ile etkili iletişim kurabilecek, bunlar da kulübün hedeflerini daha kolay gerçekleştirmesine katkı sağlayacağı gibi sportif kültürün gelişmesine de imkan verecektir.

Taraftarlar da dikkate alınmalı

Bunların yanı sıra büyük taraftar kitlelerine sahip olan kulüplerin, kamu yararını gözeterek taraftarlarını, hatta taraftarı olmayan vatandaşları da içine alan bir yaklaşımla onları bilgilendirmeye, eğitim vermeye çalışmaları da önem taşıyor. Büyük kitlelere hakim kulüplerin bu çabaları belki diğer bir çok kurumdan çok daha başarılı sonuçlar elde edilmesine ve spor kültürünün gelişmesine katkı sağlayabilir.

Bu kapsamda kulüplerin yayın organları olan televizyon, dergi, internet siteleri ve sosyal medya hesaplarından spor kültürüne uygun yayınlar yapılması, imkanı olan kulüplerin ilk, orta, lise ve üniversite düzeyinde eğitim kurumları kurması, spor alanında sempozyumlar, paneller, kurslar ve etkinlikler düzenlenmesi, çeşitli sertifika programları oluşturulması, diğer kurumların etkinliklerine katkı sağlanması önem taşıyor.

Bütün bunlar kulüplerin ülkemiz eğitim hayatına daha fazla katkıda bulunmasına,  taraftarların sosyal ve kültürel düzeyde gelişimlerine, spor kültürünün çağdaşlaşmasına, spor alanındaki akademik çalışmaların artmasına katkı sağlayarak önemli sonuçlar ortaya çıkarabilir. Bu sayede kulüplerin kurumsal kimliği güçlenebilir ve taraftar davranışları olumlu bir noktaya taşınabilir. Bu nedenlerle kulüplerin eğitim alanını asli görev alanlarından birisi olarak görmeleri, bu alanda tutarlı ve geniş perspektifli politika ve uygulamalar geliştirmeleri ve yatırımlar yapmaları önem taşıyor.

Gürdoğan Yurtsever

www.fenerbahcekitap.com

www.icdenetim.net

admin@fenerbahcekitap.com

Spor kültürü, ülkelerin gelişmişlik düzeyleri ile doğrudan ilişkilidir. Sporun hayatın içindeki anlamını doğru değerlendiren, sporu bir amaç olarak değil toplumun bedensel ve ruhsal gelişimi için bir araç olarak gören, sportif rekabeti ayrışma için değil birlik olmak için kullanan toplumlar bu kültürü tüm topluma yayarak her alanda gelişme sağlayabiliyorlar.

Fakat ülkemizdeki sportif kültürün maalesef çağdaş bir ülkede olması gereken bir seviyede olmadığını ve her geçen gün daha da yozlaşmaya yüz tuttuğunu ifade etmek yanlış olmayacak. Bu tespiti ortaya koyan pek çok örnekle hemen her gün karşılaşıyoruz. Sahalardaki sportif rekabet toplumda ayrışmaya neden oluyor, saldırganlıklar artıyor, hakemler dövülüyor, takımlar ve taraftarlar arasında kavgalar yaşanıyor, taraftarlar takımlarının rakip sahadaki maçlarını izleyemiyor.

Futbol fazlalığı ve kısır tartışmalar

Bu olumsuzluğu ortaya çıkaran pek çok sebep söz konusudur. Bunların önemlilerinden birisi de özellikle televizyon ekranlarından spor yorumcuları tarafından pompalanan futbol fazlalığı ve bununla bağlantılı kısır tartışmalardır.

Futbol otoritesi olarak nam salan yorumcular kaşlarını çatarak bilirkişi edasıyla yorumlar yapıyor, sahalarda olan en küçük ayrıntıyı saatlerce irdeleme ve tartışma başarısı gösterebiliyor, tartışmalı konularda milimetrik analizler yapıyor, penaltı ve ofsayt pozisyonlarını ameliyat masasına yatırıyor, önemsiz taç atışlarını dahi saatlerce tartışılabiliyor, basmakalıp ve kıt cümlelerle bilimsel analizler yaparak sahalardaki diziliş sistemlerini irdeliyor, aynı konuları ambalajlayarak tekrar tekrar seyirciye sunuyorlar.

Bunların yanı sıra teknik direktörler ve futbolcuları acımasızca eleştiriyor, onlara ne yapmaları gerektiğini söylüyor, kişilik ve karakter analizleri yapıyor, insanların kişilikleri ile alay ediyor, atıp tutmaları yetmiyormuş gibi kulüpleri yönetmeye soyunuyor, yönetimlere yön vermeye çalışıyor, onları istifaya davet ediyor, hemen gönderilmesi gereken futbolcu isimleri veriyorlar, programlarda kendi aralarında kavgalar yapıyorlar.

Bu şekilde hatırı sayılır reytigler elde ediyorlar. Fakat bu söylemler ve davranışlar toplumsal yaşamımıza ve sportif kültürümüze büyük zararlar veriyor. Bu programları izleyen taraftarların futbola ilgisi sömürülüyor, taraftarlar arasında ayrışma ve çatışmalar artıyor. Bunun yanı sıra kulüpleri istikrarsızlığa sürükleyerek sporumuza da zarar veriyor. Uzun yıllar başarılı bir spor yaşamı olabilecek genç sporcular toplumdan dışlanıyor.

Futbol gibi hayatın eğlence tarafından olması gereken ve anlaşılması çok basit olan bir alanı dejenere eden, uzun yıllardır süren ve her geçen gün daha da olumsuz bir seviyeye ulaşan bu programlar ve yayınlar maalesef reyting ve tiraj dürtüsü temelinde bir türlü önlenemiyor. Yapılan eleştiriler tüketici talebi gerekçesiyle geçiştiriliyor ve tüketiciye fatura ediliyor.

Fanatizm ve Komplo Teorileri

Bunların yanı sıra ülkemiz spor medyasında, özellikle bir kulübü takip eden medya mensuplarının körüklediği fanatik yaklaşımlar yoğun bir şekilde görülüyor. Fanatik taraftarlardan beklenemeyecek aşırılıktaki görüşler gazete ve televizyonlarda yer bulabiliyor. Bunun yanı sıra bu kişiler tarafından üretilen komplo teorileri insanın hayallerini zorlayabiliyor.

En basit bir hakem hatasının arkasında derin nedenler aranıyor, hata yapılan takıma karşı komplo kurulduğu desteksizce ve bir kanıt ortaya konulmasına ihtiyaç duyulmadan rahatça dile getirilebiliyor, hemen her olay komplo teorisi ile açıklanmaya çalışılıyor.

Futbol fedarasyonu ve merkez hakem kurulunun rakip takımlar tarafından yönetildiği, hakemlerin ayarlandığı, lig şampiyonunun önceden belirlendiği, penaltıların hep bir takım lehine verildiği benzeri iddialar ile her gün defalarca karşılaşılıyor. Hemen her sezon bunlar abartılı bir şekilde yaşanıyor ve benzer şekilde tekrar ediyor. Sezon sonunda genellikle bu iddiaların tersi sonuçlar çıkmasına rağmen kimse söylenenleri sorgulamıyor.

Bu fanatizm ve komplo teorileri okuyan ve izleyenlerde doğal olarak etkilerde bulunuyor. Sürekli haklarının yendiğine inandırılan taraftarlar camialarındaki gerçek başarısızlık etkenlerini görmüyor. Bu da camialarda kalıcı başarısızlıklara ve istikrarsızlıklara zemin hazırlıyor.

Skor ve Performans Odaklı Değerlendirmeler

Spor kültürümüzdeki yozlaşmaya neden olan etkenlerden birisi de değerlendirmelerin genellikle skor ve performans odaklı yapılmasıdır. Spor medyası özellikle skorlara ve tabeladaki sonuçlara endeksli değerlendirmeler yapıyor, çok kötü bir oyuna rağmen son dakikada atılan ve galip getiren bir gol her şeyi güllük gülistanlık yapabiliyor, övgüler sınırsızlaşabiliyor, tersine çok iyi bir oyuna rağmen son dakikada yenilen bir gol ise sınırsız eleştirilere neden olabiliyor.

Bunun yanı sıra, bütün konsantrasyon futbolcu ve teknik direktörlerin performanslarına yöneltiliyor, bir futbolcunun bir maçlık iyi veya kötü saha performansı dengesiz ve sağlıksız biçimde aşırı anlamlarla değerlendiriliyor, bir maçlık iyi oyunu ile olabildiğince yüceltilen bir futbolcu, sonraki maçtaki kötü oyunu ile yerin dibine sokulabiliyor, yapılan değerlendirmeler hata bulmaya, kötülemeye ve suçlamaya odaklanıyor.

Elde edilen skorlar ve kazanılan maçlar maddi ve manevi önemli kazanımlara yol açar. Yapılan eleştiriler, kişilerin hatalarını görmeleri ve tekrarlamamaları imkanı verir. Bunun için skor ve performans değerlendirmelerinin çok faydalı olduğu açıktır. Fakat bu konuda bir denge gözetilmesi, gerek skorlar, gerekse de bireysel performanslar ile ilgili yapılan değerlendirmelerin sağlıklı bir düzlemde yürütülmesi, abartılmaması, aşarı anlamlar yüklenmemesi de önemlidir. Bu konudaki dikkatsizlikler bir çok problemin de temelini oluşturmaktadır. Aşırı eleştiriler teknik direktör ve futbolcuları taraftarlar nezdinde güç durumda bırakmakta, özgüvenlerini etkileyerek istikrarsızlıklara neden olmaktadır.

Bu nedenlerle sporun ve özellikle de futbolun hayatın içindeki yerini doğru değerlendirmek, olaylara uzun vadeli, dengeli ve sakin bir bakış açısıyla yaklaşmak, kısır tartışmalardan, fanatizmden ve komplo teorilerinden uzaklaşmak sportif kültürümüzdeki yozlaşmanın sona erdirilebilmesi için büyük önem taşıyor. Bunun için de başta spor yorumcuları ve yazarları olmak üzere tüm taraftarlara sorumluluklar düşüyor. Sportif kültürümüzü geliştirmek diğer alanlardaki gelişmemizin de anahtarı olacaktır.

Gürdoğan Yurtsever

www.fenerbahcekitap.com

www.icdenetim.net

admin@fenerbahcekitap.com

 

Fenerbahçe Dergisi’nin 2016 Mayıs sayısında yayımlanmıştır.

Spor yönetiminde şeffaflık gerekiyor

admin On Mayıs - 8 - 2017

Dünya futbolunu yöneten FIFA’nın odağında olduğu yolsuzluk, rüşvet ve kara para aklama iddiaları ile ilgili açılan soruşturma sonrasındaki gelişmeler dünya gündemini işgal etmeye devam ediyor. FIFA ve UEFA ile ilgili uzun yıllardır yolsuzluk iddiaları söz konusuydu. Fakat bir türlü bu iddiaları kanıtlamak mümkün olamıyordu.

Fakat bu yılın başlarında ABD’de açılan yolsuzluk davası kapsamında FIFA’nın üst düzey yöneticileri rüşvet alma ve kara para aklama iddialarıyla 27 Mayıs’ta Zürih’te göz altına alındılar. Bu gelişme pandoranın kutusunun açılması anlamına geliyordu.

Blatter 29 Mayıs’ta düzenlenen kongrede 5. Kez FIFA başkanlığına seçilmesine rağmen uluslararası kamuoyundan gelen baskılara daha fazla direnemedi ve seçildikten 4 gün sonra istifa edeceğini açıkladı. Daha sonra FIFA Etik Kurulu tarafından yolsuzluk ve rüşvet iddiaları kapsamında FIFA Başkanı Blatter ve birlikte UEFA Başkanı Platini’ye 90 gün futboldan men cezası verildi. Aynı nedenle çeşitli FIFA yöneticileri da ceza aldı.

FIFA’nın yeni başkanının belirleneceği olağanüstü seçimli kongre 26 Şubat 2016’da yapılacak. Seçim tarihi yaklaşırken tartışmalar hızlanıyor. Konuyla ilgili yapılan soruşturma ise sürüyor. Soruşturmanın sonucunda neler çıkacak bekleyip göreceğiz.

Fakat FIFA tarafından 26 Şubat 2016’da yapılmasına karar verilen olağanüstü kongre ile ilgili yapılan açıklamada FIFA’da şeffaflığın artırılmasına yönelik tedbirler alındığı ifadesi dikkat çekiciydi. FIFA ve UEFA’nın bugüne kadar hiç de şeffaf olmayan uygulamaları dikkate alındığında bu açıklama gerçekten de önemli bir değişime işaret ediyordu.

Şeffaflık kuruma duyulan güveni artırıyor

Her alanda globalleşmenin hız kazandığı bu dönemde şeffaflık, özel sektör ve kamu kuruluşlarının yanı sıra sivil toplum örgütleri, spor yönetimi ve spor kulüplerinin de üzerinde önemle durmaları gereken konuların başında geliyor. Bu kapsamda şirketin, kurumun, organizasyonun veya kulübün kurumsal ve mali durumuyla ilgili her türlü bilginin gizlenmeden ve açık bir şekilde kamuoyu ile paylaşılması önem taşıyor.

Kurumsal şeffaflığın yolu öncelikle zihniyet değişiminden geçiyor. Kurumların yönetim kurulları ve yöneticilerinin şeffaflığın gerekliliğini doğru bir şekilde analiz etmesi, inanması ve içselleştirmesi önemli. Bunun yanı sıra kurumsal şeffaflığın sağlanabilmesi için kurum bünyesinde dürüstlüğü ve yasalara uyumu teşvik eden etik ilkelerin belirlenmesi, etkili bir organizasyon yapısı, görev ve yetki dağılımı, otokontrol ve raporlama mekanizmaları ile açık iletişim kanalları oluşturulması, etkili bir iç denetim faaliyeti yürütülmesi ve kurum bünyesinde şeffaflık kültürünün oluşturulması gerekiyor.

Şeffaflık, kurumun faaliyetleri ile ilgili yatırımcıların ve kamuoyunun doğru ve zamanında bilginmesine imkan sağlar, kuruma duyulan güveni yükseltir, itibar ve değer kazandırır, çeşitli risklerden ve dolandırıcılıklardan korur, piyasadaki rekabet ortamını iyileştirerek tüketicileri korur.

Zaman zaman şeffaflığın ticari sırların rakiplerin eline geçmesine neden olarak rekabette dezavantaja neden olduğu yorumlarıyla karşılaşılabiliyor. Fakat şeffaflık, kurumların tüm gizli bilgilerinin ve ticari sırlarının kamuoyu ile paylaşılması anlamına gelmiyor. Kurumlar bu konuda optimal bir denge sağlayarak şeffaf hale gelebilirler.

Günümüzün globalleşen ve giderek artan rekabet ortamında kurumların bu rekabet ortamının bir parçası olmasının yolu şeffaflıktan geçiyor. Şeffaflık uygulamalarını ileriye taşımayı başarabilen kurumlar daha başarılı oluyorlar. Artık kurumlar için kol kırılır yen içinde kalır dönemi bitti. Kurumların bu gelişimi doğru analiz etmeleri, şeffaflığı ve kurumsallaşmayı sağlayacak mekanizmalar oluşturmaları ve şeffaflığı kurum kültürünün en önemli unsurlarından birisi haline getirmeleri büyük önem taşıyor.

Spor yönetiminde şeffaflık için yeni mekanizmalar getirilmeli

Spor ve futbol ekonomisinin günümüzde ulaştığı büyüklük beraberinde paylaşım sorunlarını ve çatışmaları da beraberinde getirdi. Oluşan büyük pastadan en büyük payı almak için büyük bir yarış söz konusu. FIFA ve UEFA gibi dünya ve Avrupa futbolunu yöneten iki önemli kurumun uzun yıllardır şeffaf olmayan uygulamalarının rüşvet, dolandırıcılık, kara para aklama gibi çok ciddi suçlara zemin oluşturan bir ortam yarattığı ve bu ortamın ısrarla sürdürülmeye çalışıldığı  görülüyor. Fakat, bu kadar büyük parasal değerin oluştuğu bir piyasada şeffaflık olmadan doğru, dengeli ve etkili bir paylaşım sistemi oluşturulması mümkün değildir.

Bu nedenle başta FIFA ve UEFA gibi kurumlar olmak üzere ülke federasyonları ve kulüplerin şeffaflığa önem vermeleri, günümüzün rekabet ortamında şeffaf olmanın dezavantaj değil avantaj olduğunu görmeleri ve şeffaflığı kurum kültürünün en önemli parçası haline getirmeleri, bunun yanı sıra spor yönetiminde şeffaflığı artırıcı yeni kurallar getirilmesi ve mekanizmalar geliştirilmesi önem taşıyor.

Gürdoğan Yurtsever

ICBC Turkey Bank A.Ş.

İç Kontrol ve Uyum Başkanı/

Türkiye İç Denetim Enstitüsü (TİDE)

Yönetim Kurulu Başkanı

www.fenerbahcekitap.com

www.icdenetim.net

admin@fenerbahcekitap.com

@guryurtsever

Medya yani gazeteler, dergiler, televizyonlar, radyolar, internet gibi kitle iletişim araçları günümüzde yasama, yürütme ve yargı erklerinin yanında dördüncü kuvvet olarak nitelendirilen, halkın haber alma özgürlüğü ve kamuoyunun bilgilendirilmesi açısından son derece önemli bir erktir. Özellikle 1990’lardan sonra teknik imkanların gelişimi, küreselleşme, bilgisayar ve internet ile sosyal medyanın gelişimi medyanın gücünü daha da arttırdı.

Medya kuruluşlarının, gelir ve kar elde etmelerinin yolu yüksek reyting, tiraj ve izlenmeden geçiyor. Medyanın yüksek reyting ve tiraj elde etmesinin baş aktörlerinden birisinin de spor ve özellikle de futbol olduğunu, bu nedenle medyanın artan oranda futbola ilgi duyduğunu ifade etmek yanlış olmayacak. Ülkemizdeki spor medyasının da futbola dayalı bir gelişim gösterdiği, futbolun reyting ve tiraja etkisinin görülmesiyle futbol haberleri için ayrı sayfalar ayrıldığı, bu sayfaların zaman içinde arttığı, futbol haberlerinin sık sık manşetlere taşındığı, futbol eklerinin hazırlandığı, poster ve bayrak gibi promosyonlar verildiği, futbola odaklı spor gazeteleri ve dergilerin yayınlandığı, bunların bazılarının önemli tirajlar elde ettiği görülüyor.

Medya’nın futbola ilgi göstermesi, “spor yazarlığı” mesleğinin de önemini ve popülaritesini artırdı. Ayrıca, “spor yorumculuğu” da zaman içinde önemli bir işkolu haline geldi, spor yazar ve yorumcusu sıfatını kullanan kişiler çoğaldı. Bunun yanı sıra aslen spor yazarı olmayan, ekonomi ve siyaset gibi konularda köşe yazarlığı yapan bir çok gazetecinin de zaman içinde artan oranda futbola ilgi duydukları, futbol ile ilgili yazılar yazdıkları ve diğer konuları yazarak elde edemedikleri popülariteyi bu sayede artırdıkları görülüyor.

Fakat, medya yöneticileri, spor yazar ve yorumcularının futboldan daha fazla yararlanabilmek, daha fazla tiraj ve reyting elde edebilmek amacıyla yaptıkları haberlerin,  konuşmaların ve eylemlerin, hem sportif hem de toplumsal açılardan pek çok olumsuz sonuçlara neden olduğunu da ifade etmek gerekiyor.

Yalan, yanlış ve kasıtlı haberler

Medya’da karşılaşılan önemli sorunlardan birisinin yalan, yanlış ve kasıtlı haberler olduğunu ifade etmek yanlış olmayacak. Yeterli araştırma yapılmadan yayınlanan, kaynağı belirsiz ve doğru olmayan haberleri, masa başında hazırlanmakla birlikte stadyumda izlenmiş gibi kaleme alınan yazıları, gerçekte olmamasına rağmen yapılmış gibi yayınlanan ropörtajları ve fotomontaj resimleri bu kapsamda sıkça karşılaşılan örnekler olarak belirtmek mümkün. Bunların yanı sıra kulüpler, başkanlar veya yöneticileri kötülemek, yıpratmak veya kişisel çıkar amaçlarıyla kasıtlı olarak yapılan yalan haberlerle de sıkça karşılaşılabiliyor.

Bu haberler nedeniyle kişiler ve kulüpler zaman zaman önemli sıkıntılarla karşılaşıyor, yalan haberler taraftar ve spor kamuoyunu doğru olmayan beklentilere sokuyor, kulüp yalan haberlerin doğru olmadığına ilişkin spor kamuoyunu ikna etmek için çaba harcamak durumunda kalıyor, kulüpler, başkanlar ve yöneticiler kasıtlı haberler nedeniyle itibar ve gelir kayıplarına uğruyor.

Yıkıcı eleştiriler ve kişilik haklarına saldırılar

“Eleştiri”, gerek kurumsal, gerekse de kişisel gelişimin temel anahtarıdır. Eleştiri, yapılan yanlışlıkların fark edilmesine imkan tanıyarak, yanlışlıkların tekrarlanmasının önler, kişiler ve kurumları doğru faaliyetlere yönlendirerek önemli faydalar sağlar. Medyanın en önemli fonksiyonları arasında “eleştirmek” ve “olaylara eleştirel bakmak” olduğu da gerçektir.

Fakat, eleştirilerden beklenen faydanın elde edilebilmesi için eleştirilerin “yapıcı”, yani yol gösterici, kılavuzluk edici ve öğretici nitelikte olması önem taşıyor. Oysa ülkemiz spor medyasında “yapıcı” eleştirilerden çok daha fazla “yıkıcı” ve “ağır” eleştirilere yer verildiğini ifade etmek yanlış olmayacak. Yol gösterici ve yapıcı olmayan, yalnızca kötülemeye odaklı ve abartılı eleştiriler, futbolcu ve teknik direktörleri başarısızlığa sürükleyen önemli etkenler arasındadır.

Ülkemiz spor medyasında sıklıkla karşılaşılan aksaklıklardan birisi de eleştirilerin yapılan iş ile sınırlı kalmayarak, “kişilik haklarına saldırı” boyutuna geçmesidir. Kişilik haklarına yapılan saldırıların bazen inanılmaz boyutlara taşındığı, seviyesizce yorumlarda bulunulduğu, hakaret ve iftira ölçüsünde sözler söylenildiği, kapasite sorgulamalarının yapıldığı görülmektedir. “Futbolcu değil, zaten adam da değil, hoca değil, kaleci değil, renk körü, ben bile o golü atarım, stajyer, yaşlı, bilmemne suratlı, sahtekar” gibi bir çok söylemi bu kapsamda ifade etmek mümkündür. Eleştiri ile iftira ve hakaret çoğu zaman birbirine karıştırılmakta, hakaret ifadeleri “eleştiri” sözcüğüne sığınılarak meşrulaştırılmaktadır.

Çok doğal insani hatalar nedeniyle, futbolcular ve teknik direktörler acımasızca eleştirilmekte, küçük düşürülmekte, saygınlıkları zedelenmekte, “transfere harcanan paralarla doğru orantılı başarı” gibi yüzeysel mantıksal çıkarımlarla insanların “hak”ları belirlenmektedir. “O kadar para alan futbolcuların başarısız olmaya hakları yoktur, o golü atamayan futbolcunun o formayı giymeye hakkı yoktur, bu kadroyu kim olsa şampiyon yapar” gibi yaklaşımlarla yoğun şekilde karşılaşılmaktadır.

En küçük başarısızlıklarda yönetici, teknik direktör ve futbolcu kelle avcılığı yapılmakta, hemen hemen her yeni gelen kısa sürede “gönderilmeli” eleştirileriyle karşılaşmaktadır. Spor ve özellikle de futbol medyası sürekli eleştirmeye, kötülemeye, istifa önermeye, yeni birilerini getirmeye, getirilince onu kötülemeye ve göndermeye çalışan bir görüntü sergilemektedir.

Bütün bunlar sportif alandaki istikrarsızlıklara önemli etkilerde bulunduğu gibi, camialar arasında ayrışmayı artırmakta ve sportif kültürümüzün gelişmesine engel olarak toplumsal açıdan önemli sorunların oluşmasına neden olmaktadır. Bu nedenle yalan, yanlış ve kasıtlı haberler yerine kulüplere ve sporun tüm paydaşlarına yol ve yön gösterici, araştırmaya ve bilgiye dayalı doğru haberler yapılması, yıkıcı eleştirilerin yerine yapıcı eleştirilere ağırlık verilmesi, haber ve yorumlarda kişilik haklarına özen gösterilmesi önem taşıyor. Bu alandaki gelişim spor kültürümüzün gelişmesine imkan sağlayacağı gibi, ülkemiz sporunun ve futbolunun daha ileriye taşınmasına da katkı sağlayacaktır.

Gürdoğan Yurtsever

Tekstil Bankası A.Ş.

İç Kontrol, Uyum ve Mevzuat Başkanı/

Türkiye İç Denetim Enstitüsü (TİDE)

Yönetim Kurulu Başkanı

www.fenerbahcekitap.com

www.icdenetim.net

admin@fenerbahcekitap.com

 

Fenerbahçe Dergisi’nin 2015 Ekim sayısında yayımlanmıştır.

Futbol artık yalnızca sahada oynanmıyor

admin On Mayıs - 8 - 2017

Dünyanın en popüler spor dalı olan futbol, kitleleri peşinden sürüklemeye devam ediyor. Binlerce kişi statlarda, milyonlarca kişi de ekranları başında bu heyecana ortak oluyor. Dünya kupası, Avrupa, Amerika ve diğer kıtalardaki futbol şampiyonaları ile ülke liglerindeki maçlar büyük bir ilgiyle izleniyor.

Dünyada 1980’lerden beri giderek artan küreselleşme sürecinden futbol da kendine düşen payı aldı. Özellikle özel televizyonculuğun gelişmesi sonucunda artan yayın gelirleri, zaman içinde artan reklam, sponsorluk gelirleri, bu dönemlerde başlayan ve önemi gittikçe artan ürün satışları, yapılan yeni statlar sayesinde artan bilet gelirleri ile futbol büyük bir endüstri haline dönüştü.

Bu nedenle futbol, yalnızca kulüpler, yöneticiler, futbolcular, seyirciler gibi temel aktörleri ilgilendiren bir aktivite olmaktan çıktı. Başta medya olmak üzere, eğlence, eğitim, ulaşım, turizm, spor malzemeleri, bahis gibi sektör ve alt sektörleri doğrudan veya dolaylı olarak ilgilendiren bir niteliğe büründü. Dünya üzerinde futbol ekonomisi yan sektörleriyle birlikte yıllık yaklaşık 150 milyar dolar gelir yaratıyor. Yalnızca futbol kulüplerinin gelirlerinin 30 milyar dolar civarında olduğu ifade ediliyor.

Spor kulüpleri ekonomik organizasyonlara dönüşüyor

Böylece spor ve futbol kulüpleri artık sportif organizasyonlardan, ekonomik organizasyonlar haline dönüşmeye başladı. Kulüplerde ticari işletmelerin yönetim esasları günden güne daha fazla uygulanır hale geldi. Bir çok kulüp ticari gelirler elde etmek amacıyla çeşitli alanlarda faaliyet gösteren şirketler kurmaya yöneldi.

Bu durum kulüplerin karşı karşıya kaldığı riskleri artırdı ve kulüpleri daha zor yönetilebilir hale dönüştürdü. Elde edilen gelirleri yönetecek yeterli kurumsal yönetim mekanizmalarının olmaması nedeniyle kulüplerin borçları ve zararları büyüdü. Bu da kulüplerin sürdürülebilirliklerini giderek daha fazla tehdit eder hale geldi. Futbolun ekonomisinin hızla büyüdüğü, yönetim kurallarının yeniden yazıldığı, rekabetin yeni bir düzleme taşındığı ve ekomomik gücün belirleyici olduğu bu gelişime ayak uyduramayan ve gerekli dönüşümü sağlayamayan kulüpler rekabette geride kalıyorlar.

Ekonominin bu kadar önemli hale gelmesinin, futbolun naif yanını ve eski  güzelliğini ortadan kaldırdığını ifade edenler de var ve hiçte haksız değiller. Fakat günümüz futbolunun rekabet şartlarının bir parçası olunmak isteniyorsa, futbolun yeni normali olan bu gerçeğin iyi analiz edilmesi ve uyum sağlanması da bir zorunluluk olarak karşımızda duruyor.

Kulüplerin ekonomik ve kurumsal olarak güçlü olması gerekiyor

Bu bağlamda günümüz şartlarında futbol artık yalnızca sahada oynanmıyor. Sportif başarıları istikrarlı ve sürdürülebilir hale getirmenin yolu ekonomik ve kurumsal olarak güçlü olmaktan geçiyor. Bunun için sportif olarak iyi yönetilen bir kulüp olmanın yanı sıra kurumsal olarak da etkili bir yönetim yapısının oluşturulması  gerekiyor.

Kurumsal yapının güçlü olması sportif başarıların istikrarlı hale gelmesine de katkı sağlıyor. Mali imkanları yeterli olmayan bir kulüp borçlanarak yaptığı transferlerle geçici sportif başarılar elde edebiliyor. Fakat bunu istikrarlı bir şekilde sürdürebilmesi mümkün olamıyor. Bu konuda dünyadan ve ülkemizden bir çok örnek vermek mümkün.

Spor kulüplerinin artan risklerden korunmaları, kurumsal yapılarını güçlendirmeleri, varlıklarını gelecek nesillere güçlü bir şekilde taşıyarak sürdürülebilir olmaları ve daha istikrarlı sportif başarılar kazanmaları için kurumsalaşmaları gerekiyor. Bunun için de kulüplerin uzun vadeli stratejiler ve planlamalar ile yönetilmesi, kurumsal ve sportif altyapılarının etkili, şeffaf ve hesap verebilir bir şekilde oluşturulması önem taşıyor.

Uluslararası ve ulusal federasyonlar da kurumsallaşmalı

Futbolda artan gelirler nedeniyle FIFA, UEFA ve diğer kıta organizasyonları ile ülke futbol federasyonlarının gelirleri ve bütçelerinin de büyük boyutlara ulaştığı, fakat bu kurumların kurumsal yapılarının büyüyen gelirlerle paralel düzeyde geliştirilemediği görülüyor. FIFA’nın başkanı ve yöneticileri hakkında son dönemde çıkan ve dünya futbol şampiyonalarının rüşvet ile belirlendiği yönündeki iddialar nedeniyle açılan soruşturma ve sonrasında FIFA başkanının istifa edeceğini açıklaması halen dünya gündemini işgal ediyor.

Bunun yanı sıra spor kulüplerinin artan risklerinin etkili bir şekilde yönetilebilmesi için futbolun düzenleyici örgütleri ve ülkeler tarafından yeterli düzenlemeler yapılmadığını ifade etmek yanlış olmayacak. UEFA finansal fair play kuralları ile Avrupa’daki kulüplerin finansal yapılarını düzeltmeyi amaçlayan çalışmalar yürütülmekle birlikte, bu kuralların daha çok mali nitelikte olduğu, kulüplerin kurumsallaşmaları, kontrol ve denetim sistemlerini güçlendirmeye yönelik yeterli içeriğe sahip olmadığı görülüyor.

Bu nedenle başta FIFA ve UEFA olmak üzere, ulusal federasyonlar ve kulüplerde mevcut riskleri yönetecek kurumsal yönetim, kontrol ve denetim mekanizmalarının oluşturulması gerekiyor. Bunun için de yalnızca sahadaki skorlar ve sportif performanslara odaklanılmaması, spor ve futbol ekonomisinin ulaştığı noktanın ve geleceğinin doğru bir şekilde analiz edilmesi, spor ekonomisinin ihtiyaçlarına cevap veren çağdaş düzenlemelerin yapılması ve denetim mekanizmalarının oluşturulması gerekiyor.

Bunun yanı sıra kulüplerin uzun vadeli planlamalar ile yönetilmesi, yeni tesisler yapılması, kurumsal ve sportif altyapının oluşturulması, taraftarı daha fazla memnun edecek ürün ve hizmetler geliştirilmesi, sporculara daha iyi çalışma şartları sağlanması, yeni gelir kaynakları üretilmesi ve mevcut gelirleri artıracak projeler geliştirilmesi önem taşıyor.

Gürdoğan Yurtsever

Tekstil Bankası A.Ş.

 İç Kontrol, Uyum ve Mevzuat Başkanı/

Türkiye İç Denetim Enstitüsü (TİDE)

Yönetim Kurulu Başkanı

www.fenerbahcekitap.com

www.icdenetim.net

admin@fenerbahcekitap.com

Başarı için sabır ve zaman gerekiyor

admin On Mayıs - 8 - 2017

Ülkemiz insanının genetik özelliklerinden birisinin de “sabırsızlık” olduğu sıkça dile getirilir. Gerçekten de hemen her alanda bunu doğrulayan bir çok örnekle karşılaşmak mümkün. Oysa, sabrın başarı, sabırsızlığın ise başarısızlık ile yakın ilişkisi vardır. Hemen hiç bir alanda istikrarlı ve kalıcı başarıları sabretmeden elde etmek mümkün olamıyor.

Özellikle takım sporlarında bu konu çok daha anlamlı ve önemli hale geliyor. Farklı kişilerden oluşan bir takımın birbirini tanıması ve uyumlu bir şekilde birlikte hareket etmeyi öğrenerek “takım olabilmesi” için gerekli yatırım ve doğru uygulamaların yanı sıra “sabırla” süslenmiş “zamana” ihtiyaç vardır. Bu süreçte karşılaşabilecek sportif başarısızlıkların doğru bir şekilde analiz edilmesi, sabırsızlıkla kararlar alınmaması ve zaman tanınması önem taşıyor. Gerekli sabrın gösterilmemesi kulüpleri yanlış kararlara sürükleyebiliyor. Bu da maddi ve manevi açılardan önemli zararlara neden olabiliyor.

Ülkemiz ortalamasına en yakın kulüp olan Fenerbahçe de tarihinin büyük bölümünde “sabırsız” bir camia olarak bilinmiştir. Bu da uzun yıllar boyunca günlük ve kısa vadeli başarı hedefinin, uzun vadeli başarı hedefinin önüne geçmesine neden olmuştur. Bu nedenle özellikle şampiyonluğun kazanılamadığı zamanlarda teknik direktörler değiştirilmiş, onlarca futbolcu gönderilip yerine yenileri transfer edilmiştir. Hatta alınan bir kaç maç kötü sonuç dahi genellikle “neşter operasyonları” ile sonuçlanmış, yapılan en küçük hatalarda futbolcular dışlanmıştır.

Futbolcular ve özellikle de teknik direktörler yapılan maçların bir çoğuna “son şansları” olduğunu bilerek çıkmak durumunda kalmışlardır. “Kredileri” ya dolmuş ya da dolmak üzere olmuştur. Kendilerinden hemen başarı beklemiş, doğal olarak bunun genellikle yapılamaması nedeniyle de kısa sürede görevlerine son verilmiştir. Onların yerine “başarıyı hızlısından sağlayabilecek” yeni teknik direktörler göreve getirilmiş ve futbolcular transfer edilmiştir. Fakat onlar da genellikle aynı nedenlerle aynı akıbete uğramışlar ve bu hikaye defalarca tekrarlanmıştır.

Ayrıca, sportif beklentilerin karşılanamadığı zamanlarda ortaya çıkan büyük baskılar bazen başkan ve yönetimlerin de görevden ayrılmalarına neden olmuştur. “Sabırsızlık”, geçmiş dönemlerde Fenerbahçe’yi “kısa vadeli değerlendirmelere” ve “acele kararlara” yönlendirmiş, genellikle her şeyi yıkmak ve yeniden kurmak seçeneği tercih edilmiş, bunlar da yönetsel ve sportif açıdan “istikrarsızlıklara” neden olmuştur.

“Fenerbahçe hep başarılı olmak zorundadır”, “şampiyon olmak zorundadır”, “başarısızlığı kabullenemez”, “başarısızlığa tahammülü yoktur” gibi ifadeler bu gelişmelerin arka planındaki temel motifler olarak kullanılmıştır. “Fenerbahçe gibi köklü tarihi ve geniş bir taraftar desteği olan kulüplerde sportif başarıların sürekli olması gerektiğini, şampiyon olunamadığında teknik direktör ve futbolcuların gönderilmesinin doğru ve doğal olduğunu” ifade eden görüşlerle sıkça karşılaşıyor.

Bununla birlikte spor kulüpleri için sportif başarılar kadar zaman zaman başarısızlıkları da doğal karşılamak gerekiyor. Üstelik başarı ve başarısızlık “görece” kavramlardır. Şampiyonluk gibi konulan bir hedefi gerçekleştirince “başarılı”, gerçekleştiremeyince “başarısız” olarak değerlendirmek her zaman doğru olmayabiliyor.

Yapılan bir yatırım sonrasında takım çok iyi performans göstermesine, her geçen gün daha fazla kaynaşmasına ve gelecek adına olumlu mesajlar vermesine rağmen, ilk yıl şampiyon olamadı gerekçesiyle “başarısız” olarak değerlendirmek, yapılacak küçük bazı ilaveler ile belki yıllarca şampiyon olabilecek bir kadroyu bu nedenle dağıtmak ve yeni bir takım kurmak gelecek yılların da kaybedilmesine neden olabiliyor.

Özellikle sporcu altyapısında başarı elde etmenin yolu; gerekli yatırımların yapılması, iyi bir tarama ve eğitim sisteminin kurulmasının yanı sıra, sistemin çalışmasına zaman tanınması ve beklenen sonuçların elde edilmesi için sabır gösterilmesinden geçiyor. Sabırsızlık ile sağlıklı bir altyapının oluşturulması ve işletilmesi mümkün değildir.

Bununla birlikte özellikle son 10-15 yılda Fenerbahçe’de bu alanda bir çok olumlu gelişme yaşandığı görülüyor. Öncelikle Fenerbahçe yönetimlerinin geçici sportif başarısızlıklarda günlük kararlar yerine daha uzun vadeli değerlendirmelerle  kararlar aldığı, bu sayede geçmişe göre teknik direktörlerin çalışma sürelerinin önemli oranda arttığı, sezon ortasında teknik direktörlerin görevine son vermelerin artık yaşanmadığını ifade etmek gerekiyor.

Bunun yanı sıra sporcuların yaptıkları hatalarda kolay bir şekilde dışlanmadığı, aksine güçlü bir şekilde destek gördüğü, bu sayede geçmiş dönemlere göre sporcu ve futbolcuların Fenerbahçe’de görev yapma sürelerinin önemli oranda arttığı, bir transfer döneminde yalnızca gerekli ve az sayıda transfer yapılmasına özen gösterildiği, geçmişte sıkça görülen çok sayıda transfer yapma yaklaşımının terk edildiği, sporcu altyapısına daha fazla yatırım yapıldığı ve sabırla desteklendiği görülüyor.

Ayrıca, Fenerbahçe taraftarının genel olarak geçici sportif başarısızlıklardan etkilenmeyen sabır, sağduyu, tahammül ve olgunluğa eriştiği, sonuçların yanı sıra mücadeleye de büyük önem verdiği, kısa vadeli değerlendirmeler yerine daha uzun vadeli değerlendirmelerle bakmaya başladığı ve sportif başarıların yanı sıra kurumsal başarıları da dikkate aldığı ifade edilebilir.

Fenerbahçe’nin son yıllarda artan ve istikrarlı hale gelen sportif başarılarının önemli nedenlerinden birisini de bu değişimde aramak gerekiyor. Fenerbahçe yönetimi ve taraftarlarının bu uygulamaları daha da ileri düzeye taşıması, takımlara ve altyapıya daha fazla sabır göstermesi ve zaman tanıması daha büyük ve istikrarlı sportif başarıların da anahtarı olacaktır.

Gürdoğan Yurtsever

Tekstil Bankası A.Ş.

 İç Kontrol, Uyum ve Mevzuat Başkanı/

Türkiye İç Denetim Enstitüsü (TİDE)

Yönetim Kurulu Başkanı

www.fenerbahcekitap.com

www.icdenetim.net

admin@fenerbahcekitap.com

 

Spor alanında son dönemlerde yaşanan endüstrileşme süreciyle kulüplerin gelirleri arttı ve çeşitlendi. Geçmiş dönemlerde yalnızca bilet gelirleri varken, günümüzde yayın, sponsorluk ve ürün satış gibi daha farklı gelirler ortaya çıktı. Kulüpler tarafından ticari alanda faaliyet gösteren şirketler kuruldu. Halka açılmalar yaşandı. Yeni stadyumlar ve tesisler yapıldı.

Bütün bunlar spor kulüplerinin bütçelerinde büyük artışlara neden olmakla birlikte kulüplerin karşı karşıya bulunduğu riskleri artırdı ve daha zor yönetilebilir hale dönüştürdü. Sporun bu yeni normaline ayak uyduramayan ve gerekli dönüşümü sağlayamayan kulüpler rekabette geride kalıyorlar.

Spor kulüplerinin mevcut ve artan risklerden korunmaları, kurumsal yapılarını güçlendirmeleri, varlıklarını gelecek nesillere güçlü bir şekilde taşıyarak sürdürülebilir olmaları ve istikrarlı sportif başarılar kazanmaları için kurumsallaşmaları önem taşıyor.

Bunun yolu da şeffaf olmaktan, kamuoyu ile açık ve anlaşılır bilgi paylaşmaktan, uzun vadeli stratejiler ve planlar geliştirmekten, yasal düzenlemelere uyum sağlamaktan, sosyal sorumlulukları dikkate almaktan, hesap verebilir yönetim yapıları oluşturmaktan, tutarlı yönetsel kararlar ve uygulamalardan, profesyonel ve uzman kadro istihdam etmekten, riskleri yönetecek kontrol mekanizmalarını etkinleştirmekten ve kulüp içinde kurumsallaşma kültürü oluşturmaktan geçiyor. Bunun için de öncelikle zihniyet dönüşümü gerekiyor.

İç denetim, kurumsallaşmaya katkı sağlar.

Kurumsallaşma, pek çok bileşenin bir araya gelmesiyle başarılabilecek bir olgudur. Kulüplerin kurumsallaşmasına katkı sağlayabilecek en önemli faaliyetlerden birisi de iç denetimdir. Bir güvence ve danışmanlık faaliyeti olan ve tüm dünyada uygulanan iç denetim, operasyonların etkin ve verimli olması, risklerin neden olabileceği kayıpların azaltılması, hata, hile ve suistimallerin önlenmesi gibi faydalarının yanı sıra kulüplerimizin kurumsallaşmalarına da önemli katkılar sağlayabilir.

Bu nedenle büyük, küçük tüm kulüplerin iç denetimden yararlanması gerekiyor. Zaten birer dernek olan kulüplerin tabi olduğu dernekler mevzuatında iç denetimin esas olduğu belirtiliyor.  Özellikle büyük bütçeli ve şirketleri olan kulüplerde iç denetim birimlerinin kurulması ve iç denetçi istihdamı önem taşıyor. Küçük bütçeli kulüplerin ise personel istihdam etmeden bu hizmeti dışarıdan uzmanlardan almaları mümkün.

Son yıllarda özellikle büyük kulüplerde iç denetim birimlerinin kurulduğu görülüyor. Fenerbahçe de bu ihtiyacı görerek iç denetim birimi kurdu ve bu birimde profesyonel iç denetçiler görevlendirdi. İç denetim birimi, Denetim Komitesi’ne bağlı olarak faaliyet gösteriyor. Birimin yürüttüğü denetim çalışmaları giderek daha da etkin bir hale geliyor. Fenerbahçe bu şekilde risklerini daha etkili bir şekilde yönetmeye çalışıyor.

“Sporda kurumsallaşmanın tam saha güvencesi: İç denetim” paneli gerçekleştirildi.

Türkiye’deki iç denetim uygulamalarının uluslararası standartlarda yürütülmesini sağlamak amacıyla faaliyetlerini sürdüren Türkiye İç Denetim Enstitüsü (TİDE) tarafından, Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD) İstanbul Şubesi işbirliği ile 27 Ocak 2015 tarihinde Sabancı Center’da “Sporda Kurumsallaşmanın Tam Saha Güvencesi: İç Denetim” Paneli düzenlendi. Açılış konuşmalarından birisini Kulüpler Birliği Başkanı Göksel Gümüşdağ’ın yaptığı paneli Garanti Bankası Yönetim Kurulu Üyesi ve Denetim Komitesi Başkanı Cüneyt Sezgin yönetti.

Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Deniz Gökçe, Futbol Ekonomisti Tuğrul Akşar, TSYD Eski Genel Başkanı ve Spor Yazarı Onur Belge, TİDE Başkanı Gürdoğan Yurtsever, Beşiktaş Jimnastik Kulübü İç Denetim Müdürü Namık Kemal Şahin, Fenerbahçe Spor Kulübü İç Denetim Müdürü Vedat Uslusoy ile Süper Lig Hakemi ve aynı zamanda Ekonomi Bakanlığı İç Denetim Başkanı Bülent Yıldırım’ın panelist olduğu etkinlikte sporda kurumsallaşma ve iç denetim masaya yatırıldı.

Konusunun uzmanı olan panelistler tarafından, “Türk sporunun gelir yaratma sorunu olmadığı, fakat elde edilen gelirlerin etkin ve verimli yönetilemediği, bunu sağlamanın yolunun kurumsallaşmadan geçtiği, kurumsallaşmanının olmazsa olmaz unsurunun da iç denetim olduğu, kulüplerin iç denetim faaliyetinden daha fazla yararlanmalarının önemli olduğu” vurgulandı.

Spor ekonomisinin günümüzde ulaştığı aşamada kurumsallaşma ve iç denetim bir zorunluluk haline geldi. Gerek kulüplerin, gerekse de federasyonların bunu iyi analiz ederek  kurumsallaşma yolunda adımlar atmaları ve bu süreçte iç denetimin güvence ve danışmanlık fonksiyonundan yararlanmaları gerekiyor.

Bu yöndeki gelişim, kulüpleri kurumsal olarak daha güçlü hale getireceği ve geleceğe daha güçlü taşıyacağı gibi hem kulüp, hem de ülke bazında daha büyük ve istikrarlı sportif başarıların kazanılmasına da zemin oluşturacaktır.

Gürdoğan Yurtsever

Tekstil Bankası A.Ş.

 İç Kontrol, Uyum ve Mevzuat Başkanı/

Türkiye İç Denetim Enstitüsü (TİDE)

Yönetim Kurulu Başkanı

www.fenerbahcekitap.com

www.icdenetim.net

admin@fenerbahcekitap.com

Transfer bugün, altyapı ise gelecektir.

admin On Mayıs - 7 - 2017

Spor ve özellikle de futbolda en fazla dile getirilen konulardan birisinin de “altyapı” olduğunu ifade etmek yanlış olmayacak. Konuyla ilgili bir çok kişi, kulüplerin altyapılarının olması, bu altyapılarda iyi bir tarama ve eğitim sistemi oluşturulması, genç sporcu ve futbolcuların buralarda eğitilmesi, iyi bir altyapı kazandırıldıktan sonra A takımlara yükselmelerinin önemi ve faydalarından bahsediyor.

Gerçekten de kulüplerin işler altyapı sistemlerine sahip olmasının pek çok maddi ve manevi faydasından bahsetmek mümkün. Altyapılarda yetişen ve A takımlara yükselen sporcular sayesinde futbolcu transferlerine gidecek yüksek bedeller kulüpte kalabilmekte, diğer kulüplere transferleri durumunda kulüp önemli bonservis gelirleri elde edebilmektedir. Bunların yanı sıra altyapılarda kulübün kültürü ile yetişen sporcuların kulübün hedeflerini benimsemesi daha kolay olabilmekte, bu da hedeflerin gerçekleştirilmesi sürecinde önemli avantajlar getirmektedir. Ayrıca gençlerin zamanlarını sporla geçirmeleri, yeteneklerin zamanında keşfedilmesi ve eğitilmesi açılarından altyapıların önemli toplumsal faydaları söz konusudur. Buralarda yetişen genç yetenekler, sonraki dönemlerde milli takımlarda görev alarak, ülke başarılarına da önemli katkı sağlamaktadırlar.

Avrupa’daki en büyük bütçelere sahip ve istediği futbolcuları transfer edebilecek kulüplerin bile altyapıya son derece önem verdikleri, bu konularda önemli yatırımlar yaptıkları, işler sistemler kurdukları ve altyapıdan gelen bir çok futbolcuya A takım kadrolarında yer verdikleri görülüyor. Fakat ülkemiz sporundaki en önemli sorunlardan birisinin de bu alanda olduğunu ve sürekli konuşulmasına rağmen bazı istisnalar dışında işler bir altyapı yaklaşımının kulüplerimizde bir türlü oluşturulamadığını belirtmek gerekiyor.

Sportif altyapı için öncelikle kurumsal altyapının oluşturulması gerekiyor

Bu aşamada altyapının yalnızca sportif bir içeriğe sahip olmadığını, spor kulüplerinin kurumsal altyapılarının sportif altyapıdaki başarı ve başarısızlıkları da doğrudan etkilediğini ifade etmek gerekiyor. “Kurumsal altyapısı” yeterli olmayan bir kulübün sportif altyapısının da istikrarlı bir başarı elde etmesi mümkün değildir. Ne kadar yetenekli gençler bulursanız bulun, onlara modern tesisler, modern çalışma imkanları ve modern eğitim olanakları sunamazsanız istenen sonuçların elde edilmesinin mümkün olamayacağı açıktır.

Bu nedenle sportif altyapıda başarı elde edilebilmesi için öncelikle kurumsal altyapının oluşturulması gerekiyor. Bunun için de yeni tesisler yapılması, bu tesislerde sporculara modern çalışma ortamlarının sağlanması, kulübün gelirlerinin artırılması, bütçesinin büyütülmesi, etkili bir kulüp yönetim sisteminin oluşturulması, kulübün uzun vadeli planlamalar ile yönetilmesi önem taşıyor.

Fenerbahçe’nin tarihinin büyük döneminde en çok yabancı kaldığı konulardan birisi de sportif altyapıdır. Sürekli bunun öneminden bahsedilmesine rağmen Fenerbahçe, üst yapı-altyapı seçeneğinde tercihini tarihinin büyük bölümünde “üst yapı”dan yana kullanmış, başarının yalnızca “iyi futbolcu” transfer edilerek sağlanabileceğine inanılmıştır. Özellikle  2000’li yıllar öncesinde, Fenerbahçe için transfer yapmak günü kurtarmanın kısa yoldan çözümüydü. Hatta “Fenerbahçe’nin altyapıyla işi yoktur, yetişen futbolcuları bulur, parayı basar ve alır” gibi söylemlerle bu yaklaşım meşru hale getirilmiştir. Bu nedenle bu alanda bir türlü başarı elde edilememiş, Fenerbahçe altyapıdan futbolcu yetiştirmenin özellikle maddi anlamda sağladığı büyük fırsatlar ile neredeyse hiçbir döneminde tanışma imkanına sahip olamamıştır.

Bununla birlikte özellikle 2000’lerden sonra Fenerbahçe’nin kurumsal altyapısını güçlendirmeye önem verdiğini ifade etmek gerekiyor. Fenerbahçe, tesisleşme hamlesi ile bir çok yeni tesis sahibi olmuş, eski tesislerini yenilemiş, yapılan tesislerin içlerini sporcuların bilimsel çalışmalar yapmalarına imkan tanıyacak modern teknik donanımlar ile donatmış, yeni ve sürekli gelir kaynakları oluşturmuş, bütçesini büyütmüştür. Fenerbahçe yeni projelerle kurumsal altyapısını güçlendirmeye devam ediyor. Kurumsal altyapının güçlenmesi sayesinde sportif başarılar geçmiş dönemlere göre kıyas götürmez biçimde arttı ve istikrarlı hale geldi.

Altyapıda başarı için gerekli sabır gösterilmeli

Bunun yanı sıra geçmiş dönemlerle kıyaslandığında “sporcu altyapısı” açısından da çeşitli atılımların yapıldığı, gayretlerin arttırıldığı, altyapıdaki gençler için modern tesisler ve çalışma şartları oluşturulduğu, yaş gruplarına göre minik ve genç takımlar kurulduğu, gençlik geliştirme programının uygulamaya alındığı, bir çok şehirde futbol okullarının açıldığı, futbolcu taramalarına önem verildiği görülüyor. Fakat, bu konuda sağlanan başarının “sınırlı” olduğunu ve istikrarın henüz sağlanamadığını ifade etmek yanlış olmayacak. Bunun da temel nedeni “sabırsızlık.” A takıma çıkan bir oyuncudan hemen bir yıldız gibi oyun beklenilmekte, doğal olarak göremeyince tepkiler oluşmakta, bu da genç sporcunun gelişimine olumsuz etkilerde bulunmakta ve dışlanmasına neden olmaktadır.

Sporcu altyapısına yapılan yatırım, ancak sabır ile başarılabilecek, hemen sonuç vermesi mümkün olmayan bir süreçtir. Sabırsızlık ile sağlıklı bir altyapının oluşturulması ve işletilmesi mümkün değildir. Fenerbahçe taraftarları, artık genç futbolculara sabır göstermek konusunda önemli bir aşama kaydetti. İnternet ve sosyal medyada yapılan yorumlarda ve çeşitli anket sonuçlarında bunu açıkça görmek mümkün. Taraftarlar geçmişte olduğu gibi yaşlı yıldız futbolcular yerine artık isimsiz ama yetenekli gençleri takımda görmeyi daha fazla istiyorlar.

Bu nedenle Fenerbahçe’deki altyapı sisteminin daha da etkili ve işler hale getirilmesi, gerekli yatırımların yapılması, istikrarlı bir tarama ve eğitim sistemi kurulması, nitelikli eğitmenlerin görevlendirilmesi, pilot takım uygulaması gibi tutarlı politikalar geliştirilmesi, cesur ve kararlı bir şekilde genç sporculara A takım kadrolarında şans verilmesi, yönetimin ve taraftarların onlara güvenmesi, desteklemesi ve sabır göstermesi gerekiyor.

“Transfer bugün, altyapı ise gelecektir.” Artık uzun vadeli planlamalar ile yönetilen ve dünya kulübü olma hedefine yürüyen Fenerbahçe’nin altyapı sisteminin de daha etkili ve işler hale getirilmesi, daha fazla sporcunun A takımlara çıkmasına imkan tanınması gerekiyor. Günümüzde transfer piyasalarında gündeme gelen büyük maliyetler düşünüldüğünde başka çare de yoktur. Bu yapılabildiği takdirde hem Fenerbahçe, hem Türk sporu ve futbolu, hem de gençlerimiz kazançlı çıkacaktır.

Gürdoğan Yurtsever

Tekstil Bankası A.Ş.

 İç Kontrol, Uyum ve Mevzuat Başkanı/

Türkiye İç Denetim Enstitüsü (TİDE)

Yönetim Kurulu Başkanı

www.fenerbahcekitap.com

www.icdenetim.net

admin@fenerbahcekitap.com

Fenerbahçe’de son dönemlerde artan kurumsallaşma çalışmalarının bir adımı da Denetim Komitesi’nin kurulması oldu. Denetim komiteleri, tüm dünyada önemi giderek artan yapılanmaların başında geliyor. Fenerbahçe’nin bu komiteyi ilk kuran kulüplerin başında gelmesi de oldukça önemli bir gelişme.

Denetim Komitesi’nin öncelikle Denetleme Kurulu’ndan farklı bir yapılanma olduğunu vurgulamak gerekiyor. Bilindiği üzere dernek statüsünde olan kulüplerde ilgili mevzuat gereğince en az üç asil ve üç yedek üyeden oluşan denetleme kurulları bulunuyor. Bu kurullar genel kurul tarafından seçiliyor ve kulüplerin tüzüklerinde belirtilen sürelerle görev yapıyor. Fenerbahçe’de de tüzük gereği üç yıllığına genel kurul tarafından seçilen ve ona karşı sorumlu olan Denetleme Kurulu bulunuyor.

Bu kurullar kulübün tüzükte belirtilen amaçlar doğrultusunda faaliyet gösterip göstermediğini, hesap ve kayıtların mevzuata ve tüzüğe uygun tutulup tutulmadığını belirli aralıklarla denetleyerek yönetim kurulu ve genel kurula sunuyor. Fakat bu kurulların, gerçek bir denetim işlevi göremediği, şekli ve kısmi denetimler yapabildiği biliniyor. Zaten yapıları itibarıyla, tam zamanlı çalışmayan ve fahri nitelikte üst kurullar olduğundan, bu kurullardan gerçek anlamda denetim yapmalarını beklemek de doğru değil.

Denetim komitesi yönetim kurulu bünyesinde oluşturulan bir komitedir

Denetim komiteleri ise kurum veya şirket yönetim kurulunun bünyesinde oluşturulan ve yönetim kurulunun alt komitesi niteliğindeki yapılanmalardır. 2000’li yılların başlarında bir çok ülkede yaşanan büyük şirket skandalları ve muhasebe hileleri, bağımsız ve etkili bir denetimin önemini ortaya koydu, riskleri yönetmenin gerekliliği anlaşıldı. Bir çok farklı konuyla uğraşan yönetim kurullarının kontrol, risk yönetimi ve denetim gibi konulara yeteri kadar zaman ayıramadığı ve bunun da önemli risklere ve zararlara neden olduğu görüldü.

Bunun sonucunda yönetim kurullarının en önemli fonksiyonlarından olan gözetim ve kontrol fonksiyonunu ön plana çıkaran düzenlemeler yapıldı, yönetim kurullarının sorumlulukları artırıldı. Bunun bir yansıması olarak da denetim komiteleri oluşturulması öngörüldü. Komitenin üye sayısı çeşitli ülke uygulamalarında farklılık gösteriyor. Bununla birlikte denetim komiteleri genel olarak en az iki yönetim kurulu üyesinden oluşuyor. Komite üyelerinin bağımsız olması ve icrai bir görevinin bulunmaması önem taşıyor.

Yönetim kurulunun gözetim fonksiyonunu işlevsel hale getiriyor

Denetim komiteleri fiilen denetim yapan organlar değildir. Yönetim kurulunun gözetim ve kontrol fonksiyonlarını yerine getirmesinde yardımcı olan, işlevsel hale getiren, yönetim kurulunu kurumdaki riskler ve eksiklikler konusunda bilgilendiren ve karar almasına imkan sağlayan, yönetim kurulu ile denetim birimleri arasında köprü görevi gören denetim komiteleri çağdaş yönetim uygulamalarında oldukça önemli bir yere sahip. Ülkemizde de SPK ve BDDK tarafından yapılan düzenlemelerle halka açık şirketlerde ve bankalarda denetim komitesi kurulması zorunlu hale getirildi.

Denetim komitelerinin bir çok sorumluluğu bulunuyor. Kurumun iç kontrol ve risk yönetimi sistemlerinin etkin ve yeterli olmasını, muhasebe ve finansal raporlama sisteminin şeffaf ve güvenilir olmasını gözetmek, bağımsız denetim kuruluşunun yeterliliğini ve faaliyetlerini değerlendirmek, iç denetim planlarını onaylamak, denetim birimlerinin koordinasyonunu sağlamak, denetim bulguları ve aksiyon takipleri ile ilgili değerlendirme yapmak gibi hususları bu kapsamda belirtmek mümkün.

Gerek dünyada gerekse de ülkemizde henüz yeni olsa da denetim komiteleri kurumsal yönetimin yerleşmesi ve risklerin azaltılması açılarından kurumlarda önemli bir rol üstleniyor ve değer katıyor. Bu süreçte denetim komitelerine yüklenen rol ve sorumluluklar da artıyor. Başarılı bir denetim komitesi uygulaması için, yönetim kurulunun konuya önem vermesi, komitede görevlendirilen üyelerin konuyla ilgili uzmanlığının bulunması, komite yönetmeliğinin yönetim kurulu tarafından onaylanması, komitenin düzenli toplantılar yapması, gerektiği zaman diğer birimlerden veya dışarıdan danışmanlık hizmeti alması gibi hususlar önem taşıyor.

Denetim Komitesi, Fenerbahçe’nin kurumsallaşmasına önemli katkılarda bulunuyor

Denetim komiteleri, günümüzde bir çok şirketi bünyesinde barındıran ve adeta holding haline dönüşen spor kulüpleri için de oldukça önemli ve faydalı yapılanmalardır. Fenerbahçe Futbol A.Ş.’de SPK mevzuatı gereğince zaten denetim komitesi bulunuyor ve bu komite 3 ayda bir toplanıyor. Fakat spor kulüplerinde denetim komitesi kurulmasına yönelik herhangi bir zorunluluk bulunmuyor. Fenerbahçe’nin zorunluluk olmasa da bu ihtiyacı görerek denetim komitesi kurması, kurumsallaşma çabalarının yeni bir boyutu ve oldukça da önemli.

Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Denetim Komitesi; İki yönetim kurulu üyesi, seçimle gelen denetleme kurulu üyeleri ve iç denetim direktöründen oluşuyor. Komitenin başkanı yönetim kurulu üyesi Sn. Tahir Perek. Komitede görev yapan diğer yönetim kurulu üyesi ise aynı zamanda Fenerbahçe’deki kurumsallaşma çalışmalarının da sorumlusu olan Sn. Ender Alkaya.

Komite yönetmeliği, yönetim kurulu tarafından onaylanmış durumda. Komitenin iç denetim, bağımsız denetim, finansal raporlar, performans değerlendirme gibi konularda bir çok görevi bulunuyor. Denetim komitesi her ay toplantı yapıyor ve önemli konularda yönetim kurulunu bilgilendiriyor. İç denetim birimi denetim komitesine bağlı olarak görev yapıyor ve komiteye raporluyor.

Fenerbahçe, kurumsallaşma çalışmalarını her geçen gün ileriye taşımaya çalışıyor. Denetim Komitesi kurulmasını da bunun bir adımı olarak görmek gerekiyor. Diğer kulüplere de örnek olacak nitelikteki bu model uygulama, risklerin azaltılmasına ve kulübün kurumsallaşmasına önemli katkı sağlıyor. Bu nedenle yönetim kurulunun denetim komitesine her zaman önem ve değer vermesi, denetim komitesinin de bu sorumluluğunu etkili bir şekilde yerine getirmesi ve geliştirmesi büyük önem taşıyor.

Gürdoğan Yurtsever

Tekstil Bankası A.Ş.

 İç Kontrol, Uyum ve Mevzuat Başkanı/

Türkiye İç Denetim Enstitüsü (TİDE)

Yönetim Kurulu Başkanı

www.fenerbahcekitap.com

www.icdenetim.net

admin@fenerbahcekitap.com

Beşiktaş Kulübü’nde 1984-2000 yılları arasında başkanlık yapmış olan Süleyman Seba, 13 Ağustos 2014 tarihinde vefat etti. Dürüst, mütevazi, hoşgörülü, alçakgönüllü, sağduyulu, karşısındakine saygı duyan, eleştiriye açık, ilkeli ve çalışkan bir kişi olarak bilinen Süleyman Seba, bu özellikleri nedeniyle rakipleri tarafından bile sevilmeyi başarmış ender ve örnek kişilerden birisiydi. Sportif rekabeti, dostluk, etik değerler ve saygı temeline oturtan Süleyman Seba’nın vefatı ile sporumuzda yeri doldurulamaz nitelikte bir boşluk oluştuğunu ifade etmek yanlış olmayacak.

Bununla birlikte kendisini yalnızca insani özellikleriyle değerlendirmenin eksik bir yaklaşım olacağını ifade etmek gerekiyor. Sporun ve özellikle de futbolun gelir kaynaklarının artmaya başladığı, televizyon yayın gelirleri ve sponsorluk gelirleri başta olmak üzere yeni gelir kaynaklarının oluştuğu ve giderek daha fazla endüstri haline gelmeye başladığı bir dönemde başkanlık yapan Süleyman Seba, değişimin dinamiklerini ilk yakalayan ve bunun gerekliliklerini yerine getiren kişilerin başında geliyordu. Bu sayede spor yönetimi açısından dönemine göre ileri nitelikte yeniliklere imza atmıştı.

Tesisleşmenin önemini ilk kavrayan kişilerdendi

Süleyman Seba’nın spor yönetimimize getirdiği en önemli yeniliklerden birisinin tesisleşme yaklaşımı olduğunu belirtmek gerekiyor. Kulübün zengin kişilere bağımlı olmadan ayakta kalmasının ekonomik olarak güçlü olmaktan ve bunun da öncelikle tesisleşmeden geçtiğini gören Süleyman Seba’nın başkanlığı döneminde Fulya Stadı ve Kamp Tesisleri, Akaretler’de BJK Plaza, Yeşilköy, Pendik ve Çilekli tesisleri ile BJK Koleji yapıldı. Beşiktaş’ın şu anda kamp tesislerinin bulunduğu Ümraniye’deki arazi kulübe kazandırıldı. Ayrıca yine kendisinin girişimleriyle İnönü Stadı 1998’de 49 yıllığına kulübe devredildi.

1980’lerin başında maddi yönden büyük sıkıntılar yaşayan Beşiktaş onun döneminde tesis zengini bir kulüp haline geldi. Bu tesisler kulübü ekonomik olarak daha güçlü hale getirirken, düzenli gelir kaynaklarına da kavuşturdu. Beşiktaş gazetelerin spor sayfalarından ekonomi sayfalarına taşındı ve özellikle plazalardan elde ettiği kira gelirleri haberleriyle anılmaya başladı. Diğer büyük kulüplerin henüz tesisleşmenin ve ekonominin önemini kavrayamadığı bu dönemlerde Beşiktaş yaptığı bu atılımın da katkısıyla daha istikrarlı sportif başarılar elde etti.

Altyapının ve istikrarın önemini kanıtladı

Süleyman Seba’nın Türk spor yönetimine getirdiği en önemli yeniliklerden birisi de altyapının ve istikrarın önemini uygulamalı olarak ortaya koymasıdır. Kendisinin başkanlığı döneminde Beşiktaş’ın altyapısından bir çok geç futbolcu A takıma çıktı, bir çok genç futbolcuyu Türk futboluna kazandırdı. Böylece hemen yer yıl ya şampiyon olan ya da şampiyonluğa oynayan bir takım ortaya çıkardı. Beşiktaş ilk defa onun döneminde üç kez üst üste şampiyon olmayı başardı. Bu şekilde gereksiz transferlere gereksiz paralar harcamadı ve kulübü ekonomik olarak daha fazla güçlü ve ayakları yere sağlam basar hale getirdi. Beşiktaşın altyapı yaklaşımı diğer kulüpler için örnek gösterilen bir seviyeye ulaştı.

Bunun yanı sıra Süleyman Seba, istikrarın da sportif başarıların temeli olduğunu gösterdi. Teknik direktörlerle uzun yıllar çalışmayı başardı, bir çok futbolcu transfer etmek yerine takımın iskeletini koruyarak yalnızca bir kaç transferle takviye etme politikasını uyguladı. Bu da takımdaki uyumu güçlendirdi ve sportif başarıların istikrarlı hale dönüşmesine katkı sağladı. Kendisinin 16 yıl gibi uzun bir süre başkanlık yapmasının ve kulüpte istikrarlı bir yönetim yapısının oluşmasının da bu sonuçlarda etkili olduğunu belirtmek gerekiyor.

Kıymeti yeteri kadar anlaşılamadı

Süleyman Seba yaptıklarıyla Beşiktaş’ı hem maddi anlamda hem de sportif anlamda önemli bir yere taşıdı. Halen kendisinin yaptığı tesislerin dışında yeni bir tesis yapılmadığı, hatta o dönemde yapılan bazı tesislerin satıldığı ve yıkılarak konut projelerine dönüştürüldüğü, stadyumun yenilenmesi konusunda ise yeni adım atılabildiği görülüyor.

Süleyman Seba’nın yaptıklarını daha ileriye taşımak ve daha güçlü bir kulüp haline gelmek imkanı varken, bunun kıymetinin bilinmeyerek tersinin tercih edildiğini, gazete sayfalarında Beşiktaş’ın daha fazla yer bulması için popüler transferler yapılması talepleriyle küstürüldüğünü, tesisleşme yaklaşımının terk edildiğini, altyapı ve istikrar kavramlarına yeteri kadar değer verilmeyerek milyonlarca dolarlık gereksiz transferlerle hem kulübün büyük bir borç yüküne girdiğini, hem de takım uyumunun bozularak sportif açıdan istikrarsızlığa sürüklendiğini ifade etmek yanlış olmayacak.

Süleyman Seba’nın açtığı yoldan Aziz Yıldırım devam etti

Spor ve futbol alanındaki endüstriyelleşmenin yeni başladığı dönemlerde kulübün ekonomik olarak güçlü olmasının önemini ilk fark eden ve bunun gerektirdiği tesisleşme, düzenli gelir kaynakları oluşturma gibi atılımlarla dönemine göre ileri uygulamalara yer veren Süleyman Seba’nın açtığı yoldan giden kişi ise Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım oldu.

Aziz Yıldırım, Türk spor tarihinin bugüne kadarki en büyük tesisleşme hamlesi ile stadyumu yeniledi, bir çok yeni tesis yaptı, eski tesislerin tümünü yeniledi ve Fenerbahçe’yi tesis fakiri bir kulüp konumundan tesis zengini bir kulüp haline getirdi. Bunun yanı sıra ürün satışları için Fenerium başta olmak üzere farklı alanlarda hizmet sunan şirketler kurdu, yeni gelir kaynakları oluşturdu, yayın, reklam ve sponsorluk gelirlerinde önemli artışlar sağlayacak çalışmalar gerçekleştirdi. Böylece Fenerbahçe’nin gelirleri ve bütçesi büyüdü. Bu hamle yeni projelerle devam ediyor.

Aynı şekilde Süleyman Seba’nın kulüp yönetiminde ve takımlarda istikrarın önemini gösteren uygulamalarını Fenerbahçe güçlü bir şekilde uygulayarak istikrarsızlıktan kurtuldu, yönetsel ve sportif istikrara kavuştu. Başkan ve yönetimin sık değişmemesi Fenerbahçe’yi uzun vadeli planlamalar ile yönetme imkanı sağladı. Sportif açıdan futbolda bir çok şampiyonluk kazanıldı, hemen her yıl son ana kadar şampiyonluk yarışının içinde olundu, Avrupa’da tarihin en başarılı sonuçları elde edildi, diğer branşlarda hem ulusal, hem de uluslararası alanda büyük başarılar elde edildi.

Tüm kulüplerin Süleyman Seba’nın başlattığı ve Aziz Yıldırım’ın daha güçlü bir şekilde devam ettirdiği çağdaş spor yönetimi yaklaşımlarına sarılmaları ve kulüplerini ileriye götürecek bu uygulamalarda ısrar etmeleri gerekiyor.

Gürdoğan Yurtsever

Tekstil Bankası A.Ş.

 İç Kontrol, Uyum ve Mevzuat Başkanı/

Türkiye İç Denetim Enstitüsü (TİDE)

Yönetim Kurulu Başkanı

www.fenerbahcekitap.com

www.icdenetim.net

admin@fenerbahcekitap.com

Spor kulüplerinin artan ticari faaliyetleri, büyüyen bütçeleri ve karmaşıklaşan işlemleri kulüplerin karşı karşıya bulunduğu risklerin boyutlarını büyütürken, aynı zamanda yeni risklerle tanışmalarına da neden oluyor. Bu kapsamda spor kulüplerinin, özellikle piyasa, operasyonel, uyum ve itibar gibi çeşitli risk türleriyle karşı karşıya bulunduğunu belirtmek gerekiyor.

Piyasa riski, kulüplerin portföylerinde yer alan varlıkların, piyasada belirlenen faiz oranı ve döviz kuru gibi nedenlerle değerlerinde azalma olması ihtimalini ifade ediyor. Finansal piyasalardaki dalgalanmalar faiz ve kurlarda önemli değişikliklere neden olabiliyor. Günümüzde birer şirket portföyüne sahip olan kulüpler piyasadaki gelişmelerden ve risklerden doğrudan etkileniyor. Kulüplerin bilançolarındaki gelir ve gider kalemlerinin farklı döviz cinslerinden olması, kur dalgalanmalarında önemli zararlara neden olabiliyor. Benzer şekilde piyasadaki faiz oranlarının yükselmesi kulüplerin borçlarının artmasına sebebiyet verebiliyor. Bunların yanı sıra nakit akışında yaşanabilecek dengesizlikler kulüplerin ödemelerini ve yükümlülüklerini zamanında yerine getirememesine veya daha yüksek maliyetle borçlanmasına neden olabiliyor.

Operasyonel risk, kulüplerin günlük faaliyetleri esnasında kontrol yapısının yetersizliği, yanlış uygulamalar, kişiler, sistem veya dışsal sebeplerle meydana gelebilecek zarara uğrama ihtimalini ifade ediyor. Çalışanlar tarafından yapılabilecek hatalar ve hileler, kulüp dışındaki kişilerle yapılan işlemlerde karşılaşılabilecek dolandırıcılıklar, yöneticiler tarafından alınabilecek yanlış kararlar, iş süreçlerinin yanlış oluşturulması, ödeme takip sistemindeki aksaklıklar, teknolojik yetersizlikler, doğal afetler gibi çok çeşitli operasyonel nitelikli riskler kulüplere önemli zararlar verme potansiyeline sahip.

Uyum riski, kulüplerin yürürlükteki yasal düzenlemeler, FIFA ve UEFA gibi yetkili kuruluşlar ile federasyonların düzenlemelerine aykırı davranışlar nedeniyle karşı karşıya kalabileceği yaptırım ihtimalini ifade ediyor. Bu tür uyumsuzluklar, kulüplerin çeşitli cezalarla karşılaşmasına, maddi ve manevi zararlara neden olabiliyor.

İtibar riski, kulüplerin çeşitli nedenlerle ulusal ve uluslararası alanda karşı karşıya kalabileceği güven, saygınlık ve itibar kaybı ihtimalini ifade ediyor. Yasalara, etik kurallara ve genel uygulamalara aykırı olarak yapılan eylemler, kulüplerin gerek taraftarlar, gerekse de kamuoyu nezdinde itibarının ve marka değerinin düşmesine sebebiyet verebiliyor.

Bunların yanı sıra kulüpler, bonservisini elinde bulundurduğu sporcuların sakatlık nedeniyle değerinin düşmesi gibi diğer bazı risklerle de karşı karşıya bulunuyor. Bu risk çeşitlerini daha da arttırmak mümkün. Ayrıca bu risklerin bir çoğunun birbiriyle ilişkisinin bulunduğunu, bazı risklerin diğer bazı risklerin daha da artmasına neden olduğunu ifade etmek gerekiyor.

Bu nedenle kulüpler tarafından bu risklerin farkına varılması, bilinmesi, ölçülmesi ve yönetilmesi büyük önem taşıyor. Bunun da yolu kulüp bünyesinde etkin bir şekilde risk yönetimi, kontrol ve denetim sistemi oluşturulmasından geçiyor.

Risk yönetimi; belirsizliklerin ve kulübün karşı karşıya kalabileceği kayıpların önlenmesi, gelir dalgalanmalarının azaltılması, hızlı karar alma imkanı sağlaması, yapılacak işlerdeki risklerin daha iyi değerlendirilerek sağlıklı karar alınması, karşılaşılabilecek süprizlere hazırlıklı olunması, kaynakların daha etkili ve verimli kullanılması gibi faydaları nedeniyle şirketler ve tüm kurumlar için olduğu kadar spor kulüpleri için de çok önemli bir yönetim aracıdır. Risk yönetimi, kurumları çeşitli olumsuzluklara karşı korumanın yanı sıra fırsatlardan yararlanma imkanını da sağlar.

Kulüp bünyesinde risk yönetimi ve erken uyarı mekanizmalarının oluşturulması, bu konularda uzman personelin istihdam edilmesi, karşılaşılabilecek risklerin bilinmesi ve ölçülmesine yönelik çalışmalar yürütülmesi, riskler konusunda senaryolara ve olasılıklara dayalı raporlama sisteminin oluşturulması, kulüp üst yönetimine bu raporların günlük olarak gönderilmesi, kulüp içindeki teknoloji, iletişim kanalları ve hukuksal yapının güçlendirilmesi, düzenlemelere uyum konusunda tüm çalışanların zamanında bilgilendirilmesi ve eğitilmesi, hata ve hile oluşmasını engelleyecek kontrol yapılarının oluşturulması, çalışanların görev, yetki ve sorumluluklarının açık bir şekilde belirlenmesi, işlemlerde limit, onay ve çapraz kontrol mekanizmalarının oluşturulması, yangın, deprem gibi olağanüstü durumlarda kulüp kayıtlarının zarar görmesini önleyecek yedekleme mekanizmalarının kurulması gibi hususlar bu açıdan büyük önem taşıyor.

Artan ticari faaliyetler, büyüyen bütçeler ve karmaşıklaşan işlemler, spor kulüplerinde risk yönetimini zorunlu hale getirdi. Son 10-15 yılda farklı alanlardaki ticari faaliyetleriyle, kurmuş olduğu şirketlerle, artan gelirleriyle ve büyüyen bütçesiyle adeta bir holdinge dönüşen Fenerbahçe’nin karşı karşıya bulunduğu riskler de giderek artıyor ve çeşitleniyor. Bu risklerin etkin bir şekilde ölçülmesi ve yönetilmesi gerekiyor.

Fenerbahçe’nin 2013 yılından beri yürüttüğü ve giderek genişleyen kurumsallaşma çalışmaları çerçevesinde bu konuda da adımlar attığı görülüyor. Tüm personelin görev, yetki ve sorumluluklarının yazılı hale getirilmesi, yetki ve onay seviyelerinin belirlenmesi, bunların kullanılan sistemlere entegre edilmesi, raporlama sistemi oluşturulması gibi hususları bu kapsamda belirtmek mümkün.

Kulübün kontrol yapısını güçlendiren bu adımlar, Fenerbahçe’nin karşısındaki riskleri daha etkili bir şekilde yönetmesine, bu şekilde zararlardan korunmasına ve fırsatlardan yararlanmasına imkan vererek, kurumsal yapısını daha güçlü hale getiriyor.

Bu nedenle bu adımların daha da ileriye taşınması, kulübün risk yönetimi, kontrol ve denetim yapısının daha da güçlendirilmesi, bu sistemlerin kulübün dernek yapısı ve şirketlerinin tümünü kapsar bir şekilde işletilmesi, risk yönetimi konusunda yapılacak raporlamaların alınacak kararlarda etkili bir şekilde kullanılması gerekiyor.

Gürdoğan Yurtsever

Türkiye İç Denetim Enstitüsü (TİDE)

Yönetim Kurulu Başkanı

admin@fenerbahcekitap.com

www.fenerbahcekitap.com

www.icdenetim.net

Futbolda kurumsallaşma ve önemi

admin On Eylül - 24 - 2016

Son 10-15 yıldır özellikle şirketlerlerin ana gündem maddelerinin başında “kurumsallaşma” kavramının geldiğini ifade etmek yanlış olmayacak. Bununla birlikte özellikle son dönemlerde bu kavramın futbol ve spor kulüpleriyle de sıkça birlikte anılmaya başladığını görüyoruz. Kurumsallaşmanın literatürde “kurumsal yönetim”, “kurumsal yönetişim” veya “yönetişim” olarak da sıklıkla kullanılabildiğini, üzerinde mutabık kalınan bir tanımından daha çok “ilkeleri” ile hayat bulan bir kavram olduğunu öncelikle belirtmek gerekiyor. Bu çerçevede kurumsallaşma eşitlik, şeffaflık, hesap verebilirlik ve sorumluluk şeklinde dört temel ilkeye dayanır. Eşitlik veya adil olmak ilkesi, şirket yönetiminin bütün hak sahiplerine karşı eşit davranmasını, şeffaflık ilkesi, şirketin kamuoyu ile doğru, açık ve karşılaştırılabilir bilgi paylaşımını, hesap verebilirlik ilkesi, yönetim kurulunun tepe yönetim performansını bağımsız bir şekilde izlemesini ve tepe yöneticilerin hissedarlara karşı hesap verebilmesini, sorumluluk ilkesi ise şirketlerin hissedarları için değer yaratırken topluma karşı sorumluluklarını yerine getirmesini ve yasal düzenlemelere uygun faaliyette bulunmasını ifade eder.

Bugün dünyada önce çeşitli ekonomik krizler, sonrasında da şirket krizlerinden ortaya çıkan en önemli gelişme, bazı yapısal yönetim değişikliklerin benimsenmesi şeklinde olmuştur. Şirketler uzun vadede varlıklarını korumak ve değerlerini yükseltmek adına önce kendi çalışma ilkelerini belirlemiş ve bunların canlı tutulması için belirli kurum, süreç ve araçları oluşturmuştur. Kendi kendisini sorgulayan ve denetleyen yapılar oluşturulmuştur. Risklerin net bir şekilde belirlendiği ve bunlarla ilgili politikaların açık bir şekilde tanımlandığı bir yönetim tarzı oluşturulmuştur. Bunlar açıklık, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri çerçevesinde gerçekleştirilmiş, kurumsal yönetim bir hayat felsefesi olarak benimsenmiştir. Gerçekten de, son yıllarda, iş aleminde yıllarca faaliyet sürdüren dünya devi şirket ve kurumların bir anda yok olduğuna tanık olunmuş, oluşumu için uzun yıllar uğraş verilen kurumsal itibarın bir gecede yitirildiği görülmüştür. Şirket ve kurumlarla birlikte hissedarlar, yatırımcılar, üst düzey yöneticiler ve çalışanlar da iş, servet ve itibarlarını kaybetmişlerdir. Yaşanan ve bedeli çok pahalı olan deneyimler sonucu, şirket ve kurumların kurumsal varlık ve itibarlarının sürdürülebilirliği için “Kurumsal Yönetim” anlayışına sahip olmanın ve “Kurumsal Yönetim  İlkeleri” ne uyum göstermenin hayati bir önem taşıdığı anlaşılmıştır. Gelişmiş ülkeler, uluslararası finans kuruluşları ve ilişkili organizasyonlar, bu konuya büyük önem vermeye başlamışlar, gelişmekte olan ülkelere veya bu ülkelerde faaliyet gösteren şirketlere yatırım yapmadan veya kredi tahsis etmeden önce, finansal performans kadar önemli buldukları kurumsal yönetim uygulamalarının kalitesini de gözetir hale gelmişlerdir. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (Organisation for Economic Co-operation and Development-OECD) Kurumsal Yönetim İlkeleri’nin yayınlandığı 1999 yılından bu yana, ülkemizde sermaye piyasaları ve bankacılık alanında bu konuda çeşitli düzenlemeler yapılmıştır. “Kurumsal yönetim” veya “kurumsallaşma” olgusu yönetimin belirli kurallar ve prensipler çerçevesinde yürütülmesini öngören, kurumların varlıklarının sürdürülebilmesini hedefleyen bir yaklaşıma sahiptir.

Bu aşamada özellikle sıkça karıştırılan “kurumlaşma” ile “kurumsallaşma” kavramları arasında büyük fark bulunduğunu belirtmek gerekiyor. “Kurum” olmak, “kurumsallaşmanın” tek ve yeter şartı değildir. Yönetim kurulu, genel müdürü, çalışanları olan, uzun yıllardır faaliyette bulunan büyük bir kurumun, yalnızca bunlara bakarak “kurumsallaşmış” bir yapısının bulunduğunu ifade etmek doğru değildir. Çünkü “kurumsallaşma” yalnızca kurumun varlığı, yönetimi ve çalışanları ile hayat bulan bir yaklaşım değildir. Yine aynı şekilde bir aile şirketinde yönetime profesyonel yöneticilerin atanması, dernek statüsünde uzun yıllar faaliyetlerini sürdüren bir kurumun şirketleşmesi gibi uygulamalar da tek başlarına kurumsallaşma anlamına gelmemektedir. Kurumsallaşma temelde bir yönetim yaklaşımıdır ve varlığının sorgulanacağı alan yönetim uygulamalarıdır. Şeffaf ve hesap verebilir olmayan, sosyal sorumlulukları dikkate almayan, kanun ve düzenlemelere uymayan, etik ilkelere sahip olmayan, kurallar ve prensipler yerine kişiye göre değişen yönetim uygulamalarına yer veren, yönetim uygulamalarını sıkça değiştiren, kişilere bağımlı olan bir kurumda kurumsallaşmadan bahsetmek mümkün değildir.

“Kurumsallaşma” genel olarak iş dünyasına özgü bir yaklaşım gibi algılansa da, özellikle ilkelerinin evrenselliği, başka bir çok alanda da uygulanmasına ve önemli faydalar sağlanmasına katkı sağlamaktadır. Spor veya futbol kulüpleri bu organizasyonlardan birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Yeni bir yönetim anlayışını yansıtan “kurumsal yönetim” veya “yönetişim” kavramının futbol sektöründe giderek artan bir ilgi yarattığını görüyoruz. Özellikle, günümüz futbolunun endüstriyel dönüşüm dinamikleri, kulüpleri yeniden kurumsal yapılanmaya zorlamaktadır… Ekonomik olarak belirli bir büyüklüğe ulaşan futbol kulüplerinin varlıklarının korunması, etkin ve verimli yönetimi kurumsal yönetişimin önemini artırmaktadır. Kurumsal yönetişim ise kurumsallaşma ve şeffaflaşmadan geçmektedir. Kurumsallaşamayan bir kulübün şeffaflaşmasını beklemek ya da şeffaflaşamayan bir kulüpten kurumsallaşmayı beklemek ne yazık ki mümkün görünmemektedir. Şirketleşme ve halka açılma, kulüplerin kurumsallaşması yönünde önemli bir adımdır. Halka açılan şirketler Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) düzenlemeleri gereğince çeşitli kurallara ve denetim mekanizmalarına uymak durumundadır. Halka açık şirketi bulunan kulüpler, dernek yapısında olmasına rağmen böylece kurumsallaşma ile tanışmakta ve bu süreç kulübün kurumsallaşmasına da önemli etkide bulunmaktadır.

Kurumsallaşma, bir spor/futbol kulübünün büyüyebilmesi, kişisel etkilenimlerden uzaklaşabilmesi, belirgin kurallar çerçevesinde varlığını güçlendirebilmesi, yönetimsel devamlılığa kavuşabilmesi  ve gelecek nesillerde de varlığını sürdürebilmesi için çok önemli bir yaklaşım gerçeği olarak karşımızda durmaktadır. Bununla birlikte günümüzde futbolumuzda ve kulüplerimizde kurumsallaşma anlamında ciddi anlayış ve uygulama sorunlarının bulunduğunu ifade etmek gerekiyor. Özellikle ekonomik boyutları giderek artan ve büyük şirket boyutlarına ulaşan kulüplerin bütün işlerinin bir veya bir kaç kişi tarafından yürütülmeye çalışılması ve sık yaşanan yönetim değişiklikleri bu açıdan önemli sorunlar ortaya çıkarmakta, futbol kamuoyunun ilgisinin genellikle saha içine yönelmesi ve kulübün geleceğini daha fazla ilgilendirecek yönetsel ve ekonomik konulara ilgisiz kalması da kurumsallaşma uygulamalarının gelişmesine imkan vermemektedir. Fakat, kurumsallaşma kavramının doğru kavranabilmesi ve doğru uygulamalar ile hayata geçirilebilmesinin Türk futbolu için en büyük kurtuluş, atılım ve gelişme reçetesi olduğunu üzerine basarak belirtmekte yarar bulunmaktadır. Bu konuda sorumluluk öncelikle federasyona düşmektedir. Futbol Federasyonu’nun kulüpleri ve kulüp yöneticilerini bu konuda bilinçlendirmesi ve buna yönelik faaliyetler yürütmesi, yayınlar, toplantılar yapması büyük önem taşıyor. Bunun yanısıra kulüp yöneticilerinin de artık futbolun günümüzde ulaştığı noktayı iyi kavraması, dünyadaki gelişmeleri takip etmesi ve kulüpleri kurumsallaştıracak uygulamalar geliştirmesi kaçılamayacak bir zorunluluk haline geldi.

25/09/2011

Gürdoğan Yurtsever

 

Kaynakça:

1) Dr.Cüneyt Sezgin, Kulüplerimizde Kurumsal Yönetim ve Denetim, İç Denetim Dergisi, Türkiye İç Denetim Enstitüsü (TİDE), Bahar 2008, Sayı:22, s.42-43

2) Ali Kamil Uzun, Kurumsal Yönetim ve İç Denetimin Rolü, Referans Gazetesi, 19/08/2006

3) Tuğrul Akşar, Futbol Kulüplerinde İlişki ve İletişim Yönetiminin  Performansa Etkisi- Ya da Türk Futboluna Bir Johari Penceresi Açalım, http://www.fesam.org, 15.09.2007,

4) Kurumsal Yönetim İlkeleri, Sermaye Piyasası Kurulu, http://www.spk.gov.tr

The essay is efficacious to you personally therefore the educational institutions in which you may be implementing. For those who visualise the applying as jewelry in the challenge or as unbiased voices moving jointly to inform your adventure, the essay is an factor throughout the problem higher than which you might have full deal with. The essay also provides you with the chance to communicate what hasn?t been professed inside your use and accomplish this with your distinct tone of voice. Read the rest of this entry »

Spor kulüplerinin gelecekleri açısından kurumsal yapılarının güçlü olması büyük önem taşıyor. Bunu sağlamanın yolu da yüksek gelirler elde etmekten, büyük bütçeler oluşturmaktan, uzun vadeli planlamadan, yatırımlar ve tesisler yapmaktan, markalaşmadan, geleceğe yönelik projeler geliştirmekten geçiyor.

Yönetsel istikrar, sistemli, çağdaş, şeffaf ve denetlenebilir bir kulüp yönetimi yapısı, güçlü bir kontrol sistemi, camianın tüm unsurlarında güven ortamının oluşturulması, inanç birliğinin sağlanması gibi konulardaki gelişim de kurumsal yapıya doğrudan etki ediyor.

Bunların yanı sıra, kurumsal yapının, sportif başarıları doğrudan etkilediğini de belirtmek gerekiyor. Yönetsel ve mali alandaki başarı sportif yatırımları artırır, yapılan modern tesislerde sporcular en iyi imkanlarda çalışabilir, farklı sorunlarla uğraşmadan kendini işine konsantre edebilir, bu da sportif başarı için gerekli tüm şartları oluşturur, artan sportif başarılar ise, gelirleri daha da artırır ve kurumsal yapının daha da güçlenmesi için önemli fırsatlar ortaya çıkarır.

1980-90’lı yıllarda Fenerbahçe’nin kurumsal yapısı dirençsiz, kırılgan ve sportif başarılara endeksli bir görünüm sergiliyordu. Fenerbahçe şampiyon olamadığı her yıl çalkantılar yaşanıyor, bir maçta alınan sportif sonuçlara göre acele ve kısa vadeli değerlendirmelerle kararlar alınıyor, sıkça kongreler yapılıyor, yönetimler değişiyor, sık başkan ve yönetici değişiklikleri nedeniyle yönetsel istikrar yakalanamıyor, paralı başkan ve yöneticilere bağımlı yaşanıyor, kulüp kasası başkanın cebi olarak görülüyor, kulübün gizli bilgileri sızarak medyaya yansıyor, durumlara göre alınan kararlar değişebiliyor, çelişkili kararlar alınabiliyor, geleceğe hiç yatırım yapılmıyor, tüm kaynaklar savurgan bir şekilde transferlere harcanıyordu.

Fakat son 10-15 yılda tesisleşme, şirketleşme, markalaşma, gelir yaratma, gelir artırma, bütçe artışı, yönetsel istikrar, kulüp yönetiminde oluşturulan sistem, uzun vadeli planlama, kurumsallaşma, camianın birlik olması gibi konularda sağlanan başarılar nedeniyle Fenerbahçe’nin kurumsal yapısının önemli ölçüde güçlendiği, kurumsal ve standart davranış kalıplarının geliştirildiği, üçüncü şahısların kulüple iletişimindeki kuralların belirginleştiği, dışa kapalı bir yönetim tarzı uygulanması nedeniyle bilgi sızmalarının büyük oranda engellendiği, kısa vadeli değerlendirmeler yerine daha uzun vadeli değerlendirmelere göre kararlar alındığı, elde edilen kaynakların yalnızca transferlere ayrılmadığı, önemli bir kısmının altyapı yatırımlarına ayrıldığı görülüyor.

Bu çok boyutlu gelişmeler, geçmiş dönemlerle kıyaslandığında açık bir kurumsal başarıya işaret ediyor. Kırılgan ve sportif başarılara endeksli kurumsal yapısını, bu bağımlılıktan kurtararak sağlam temellere oturtan Fenerbahçe bu sayede geleceğe daha güvenli bakabilir hale geldi.

Son yıllarda yaşanan ağır travmalara rağmen kulübün ayakta kalmasının birinci nedeni taraftarın büyük desteği iken, ikinci nedeni de Fenerbahçe’nin kurumsal yapısının gücüdür. Fenerbahçe’nin kurumsal yapısı güçlü olmasaydı yaşanan travmaların Fenerbahçe’ye uzun yıllar kaybettireceği ortadadır. Oysa Fenerbahçe, yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen güçlenerek yoluna devam ediyor.

Bütün bu yapılanların etkisiyle son yıllarda sportif başarıların da önemli oranda arttığı ve istikrar kazanmaya başladığı görülüyor. Bu tespiti, futboldan, atletizme kadar faaliyet gösterilen tüm branşlar için yapmak mümkün.

2000’li yıllardan itibaren faaliyet gösterilen tüm branşlarda bir çok şampiyonluk elde edilmiş, hemen her yıl şampiyonluk yarışının içinde olunmuş, bir çok kupalar kazanılmış ve dereceler elde edilmiş, Avrupa kupalarında çeşitli başarılar elde edilmeye başlanılmış, son yıllarda çeşitli dallarda Avrupa Şampiyonlukları kazanılmış, Olimpiyatlar, Dünya ve Avrupa şampiyonalarına katılan Fenerbahçeli sporcular ülkemize çeşitli madalyalar kazandırmış ve dereceler elde etmişlerdir.

Bütün bu kazanılan sportif başarıların temel nedenin, Fenerbahçe’nin güçlenen kurumsal yapısı olduğunu ifade etmek gerekiyor. Kurumsal yapının güçlenmesi, sportif başarıların elde edilmesine uygun şartları ve ortamı hazırladı. Başlangıç dönemlerindeki çeşitli başarısızlıklara ve istikrarsızlıklara rağmen, güçlenen kurumsal yapı nedeniyle son yıllarda Fenerbahçe’nin hemen her branştaki ulusal ve uluslararası sportif başarıları arttı ve daha istikrarlı hale geldi. Bu süreç aynı şekilde sürdürülebildiği takdirde, gelecek dönemlerde sportif başarıların daha da artacağını öngörmek yanlış olmayacak. Artan sportif başarılar ise Fenerbahçe’nin kurumsal yapısı daha da güçlü hale getiriyor.

Spor kulüplerinin bütçeleri ve ekonomik büyüklükleri hızla büyüyor. Yarışın yeni bir düzleme taşındığı, kulüp yönetim kurallarının yeniden yazıldığı bu dönemde bu değişimi anlayamayan ve gerekli dönüşümü sağlayamayan kulüplerin başarılı olmaları giderek zorlaşıyor. Spor kulüplerinin yalnızca sportif odaklı bir anlayışla yönetilmesi yeterli olmaktan uzaklaştı. Artık kulüplerin kurumsal ve ekonomik açıdan günümüzün dinamiklerine uygun bir şekilde yönetilmeleri ve kurumsal yapılarını güçlendirmeleri gerekiyor.

Fenerbahçe’nin kurumsal yapısını daha da güçlendirecek adımlar atması ve projeler geliştirmesi, geleceğe daha güçlü yürümesine ve karşılaşacağı zorlukları daha kolay aşmasına imkan sağlayacağı gibi, özellikle uluslararası alanda daha büyük ve istikrarlı sportif başarılar elde etmesine neden olacaktır. Bu nedenle Fenerbahçe yönetimlerinin her dönemdeki ilk önceliği kurumsal yapıyı daha da güçlendirmek olmalıdır.

Gürdoğan Yurtsever

Türkiye İç Denetim Enstitüsü (TİDE)
Yönetim Kurulu Başkanı

www.fenerbahcekitap.com
www.icdenetim.net
admin@fenerbahcekitap.com

Fenerbahçe Dergisi’nin Nisan 2014 sayısında yayımlanmıştır.

http://www.fenerbahce.org.tr/detay.asp?ContentID=39771